kala ile cümle

kala kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Üzgünüm ama ben uzun süre kalamam.I'm sorry, but I can't stay for long.
Eğer durum düzelmezse, önlem almak zorunda kalacağım.If the situation doesn't improve, I'll be obliged to take measures.
Bazı zor seçimler yapmak zorunda kalacağız.We'll have to make some tough choices.
Deniz atlarında hamile kalan erkektir.In seahorses it's the male that gets pregnant.
Tom işini bırakmak zorunda kalabilir.Tom may have to quit his job.
Tom Mary'yi kalabalığın içinde ayakta dururken gördü.Tom saw Mary standing in the crowd.
Tom geri kalanımız kadar çok çalıştı.Tom worked as hard as the rest of us.
Tom odada kalan tek boş koltuğu aldı.Tom took the only free seat left in the room.
Orijinal plana sadık kalalım.Let's stick to the original plan.
Tom kalabalık asansöre bindi.Tom got on the crowded elevator.
Tom muhtemelen akşam yemeğine geç kalacak.Tom is likely to be late for dinner.
Tom muhtemelen akşam yemeği için geç kalacak.Tom will probably be late for dinner.
Tom'u aramak zorunda kalacaksın.You're going to have to call Tom.
Tom Mary'yi ararken odayı didik didik aradı ama kalabalıkta onu göremedi.Tom scoured the room looking for Mary, but couldn't pick her out in the crowd.
Tom kalabalığın içinde kayboldu.Tom disappeared into the crowd.
Kalan başka hiç kimse yok.There's no one else left.
Bana ihtiyacın olduğu sürece burada kalacağım.I'll stay here as long as you need me.
Otobüs sıcak ve kalabalıktı.The bus was hot and crowded.
Boston'a gittiğinde nerede kalacaksın?Where will you stay when you go to Boston?
Boston'da nerede kalacaksın?Where will you stay in Boston?
Boston'da iken hangi otelde kalacaksın?Which hotel will you stay in when you're in Boston?
Gelecek pazartesi Boston'a gitmek zorunda kalabilirim gibi görünüyor.It looks like I might have to go to Boston next Monday.
Tom Mary'ye sadece onu olduğu gibi kabul etmek zorunda kalacağını söyledi.Tom told Mary she'd just have to accept him as he was.
Ne kadar süre burada kalabileceğini düşünüyorsun?How long do you think you can stay here?
Doktor bir süre ağırdan almak zorunda kalacağımı söyledi.The doctor said I'm going to have to take it easy for a while.
Her ikiniz de bizimle kalabilirsiniz.You are both welcome to stay with us.
Bununla tek başına ilgilenmek zorunda kalacaksın.You're going to have to take care of this by yourself.
Bugün evde kalabilir miyim?Would it be OK if I stayed home today?
Günün geriye kalanı için ne yapmayı planlıyorsun?What are you planning on doing for the rest of the day?
Tom bir hafta bizimle birlikte kalacak.Tom is coming to stay with us for a week.
"Tom muhtemelen geç kalacak." "Ben de öyle düşünüyorum.""Tom will probably be late." "I think so, too."
Geç kalacağımızı Tom'a bildirmek istiyorum.I want to let Tom know we'll be late.
Keşke daha uzun süre kalabilsem ama gitmek zorundayım.I wish I could stay longer, but I have to leave.
Güneşli günlerde, sahil çok kalabalık olur.On sunny days, the beach is very crowded.
Cam sileceklerini değiştirtmek zorunda kalacağım.I have to get my windshield wipers replaced.
Polis çağırmak zorunda kalacağım.I'm going to have to call the police.
Tom hayatının geriye kalan kısmı için hapse gidiyor.Tom is going to prison for the rest of his life.
Bu almak zorunda kalacağım bir risk.It's a risk I'll have to take.
Bu almak zorunda kalacağımız bir risk.It's a risk we'll have to take.
Tom güçlükle uyanık kalabildi.Tom is barely able to stay awake.
Buraya gelmekten vazgeçmeni istemek zorunda kalacağım.I'm going to have to ask you to stop coming here.
Burada biraz kalabalık.It's a little crowded in here.
Tom geç kalacağını söylemek için Mary'yi aradı.Tom called Mary to say he'd be late.
Muhtemelen biraz geç kalacağım.I'm probably going to be a little late.
Tom muhtemelen gelecek hafta Boston'a gitmek zorunda kalacak.Tom is probably going to have to go to Boston next week.
Tom hastaneye gitmek zorunda kalacak.Tom is going to have to go to a hospital.
Gitmek zorundayım yoksa okula geç kalacağım.I've got to go or I'll be late for school.
Maalesef tekrar başlamak zorunda kalacağız.I'm afraid we'll have to start over again.
Bunu kendi başına yapmak zorunda kalacaksın.You'll have to do that on your own.
Tom daha çok çalışmak zorunda kalacak.Tom is going to have to study harder.
Onun hakkında biraz daha düşünmek zorunda kalacağım.I'm going to have to think about that a little longer.
Bazı yeni garsonlar kiralamak zorunda kalabiliriz.We might have to hire some new waiters.
Tom sınıfın geriye kalanına ayak uydurmak için sorun yaşıyor.Tom is having trouble keeping up with the rest of the class.
Diğerlerini bize yardım ettirmek zorunda kalacağım.I'm going to have to get the others to help us.
Birkaç gün Boston'da kalacağım.I'm going to stay in Boston for a few days.
Ne kadar süre beklemek zorunda kalacağımızı merak ediyorum.I wonder how long we'll have to wait.
Ne kadar süre beklemek zorunda kalacağımızı görmeye gideceğim.I'll go see how much longer we'll have to wait.
Bunu kısa kesmek zorunda kalacağım.I'm going to have to cut this short.
Şimdi gitmeni istemek zorunda kalacağım.I'm going to have to ask you to leave now.
Maalesef şimdi gitmeni istemek zorunda kalacağımI'm afraid I'm going to have to ask you to leave now.

İlgili Sayfalar