kala ile cümle

kala kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Kızlar bu akşam geç kalacaklar.The girls are going to be late this evening.
Bilmiyorum. Sen sormak zorunda kalacaksın.I don't know. You'll have to ask.
Onları satın almak zorunda kalacak.He is going to have to buy them.
O, 5 gün kalacak.She will stay for 5 days.
Pek akılda kalacak bir şey değildi.It wasn't particularly memorable.
Kalan yapılacak bir şey yoktu.There was nothing left to be done.
Kalan bir şey olmadığından emin misin?Are you sure there's nothing left?
En azından bir gün daha Boston'da kalacağım.I'll stay in Boston for at least one more day.
O kitabı okumak zorunda kalacağım.I will have to read the book.
Biraz geç kalabileceğimi düşünüyorum.I think I might be a little late.
Tom beş dakika boyunca hareketsiz kalabilir misin?Tom, can you stay still for five minutes?
Plana sadık kalalım.Let's stick to the plan.
Kalan bir saatimiz var.We've got an hour left.
Kalan üç saatimiz var.We've got three hours left.
Sadece kalan üç günümüz var.We've only got three days left.
Sadece kalan üç haftamız var.We've only got three weeks left.
Bununla ilgilenmek zorunda kalacağız.We're going to have to deal with this.
Oraya girmek zorunda kalacağız.We're going to have to get in there.
Oyun için geç kalacağız.We're going to be late for the game.
Derse geç kalacağız.We're going to be late for class.
Değiştirmek zorunda kalacağız.We're going to have to change.
Bunu tekrar yapmak zorunda kalacağız.We're going to have to do this again.
Tekrar çok geç kalacağız.We're going to be too late again.
Tekrar geç kalacağız.We're going to be late again.
Hayatta kalanları arıyoruz.We're looking for survivors.
Bulmak zorunda kalacağız, değil mi?We'll have to find out, won't we?
Sadece o zamana kadar beklemek zorunda kalacağız.We'll just have to wait till then.
Onunla ilgilenmek zorunda kalacağız.We'll have to deal with that.
Onunla yaşamak zorunda kalacağız.We'll have to live with that.
Onun üzerinde çalışmak zorunda kalacağız.We'll have to work on that.
O riski almak zorunda kalacağız.We'll have to take that risk.
Tom'un cevabını beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait for Tom's response.
Pazartesiye kadar burada kalacağız.We'll stay here until Monday.
Çok geç kalacağız.We'll be too late.
Hızlı hareket etmek zorunda kalacağız.We'll have to act fast.
Başka birini düşünmek zorunda kalacağız.We'll have to think of someone else.
Sadece şansımızı denemek zorunda kalacağız.We'll just have to take our chances.
O riske girmek zorunda kalacağız.We'll have to take that chance.
Burada elimizden geldiği kadar uzun kalacağız.We'll stay here as long as we can.
Sadece elimizden geleni yapmak zorunda kalacağız.We'll just have to do our best.
Kalan üç dakikamız var.We have three minutes remaining.
Çok geç kalabiliriz.We may be too late.
Geç kalabiliriz.We may be late.
Hepimiz yapmak istemediğimiz bir şeyi yapmak zorunda kalabiliriz.We may all have to do something we don't want to do.
Ofis binamızın dışında toplanan büyük bir kalabalık var gibi görünüyor.There seems to be a big crowd gathering outside our office building.
Burada bodrumda kalalım.Let's stay here in the basement.
Tom'un geç kalacağına dair zayıf bir ihtimal var.There's a slim chance that Tom will be late.
Onu tek başına yapmak zorunda kalabilirsin.You may have to do that by yourself.
Bir süre burada kalabilir miyim?Can I stay here for a while?
Burada kalabilir miyim ve televizyon izleyebilir miyim?Can I stay here and watch TV?
Gerçeklere bağlı kalabilir miyiz, lütfen?Can we stick to the facts, please?
Burada konuya bağlı kalabilir miyiz?Can we stick to the subject here?
Bu konuda seninle yeniden bağlantı kurmak zorunda kalacağım.I'll have to get back to you on that.
Baş konuşmacıyı tanıtmak zorunda kalacağımı bilmiyordum.I didn't know I was going to have to introduce the main speaker.
Tom'un geç kalacağına oldukça eminim.I'm pretty sure Tom will be late.
Burada ne kadar kalabileceğimi bilmiyorum.I don't know how long I can stay here.
Boston'da ne kadar kalacağımı bilmiyorum.I don't know how long I'll be in Boston.
Geç kalacaksın.You're going to be late.
Bu, bende kalanların hepsi.This is all I've got left.
Yardım almak zorunda kalacaksın.You'll have to get help.

İlgili Sayfalar