kala ile cümle

kala kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Ben arabada kalacağım.I'll stay in the car.
Onu kanadından vurmak zorunda kalacağım.I'll have to wing it.
Kalanını istiyor musun?Do you want the rest?
Ödemek zorunda kalacaksın.You'll have to pay.
Tom ile kalacağım.I'll stay with Tom.
Gitmek zorunda kalacaksın.You'll have to go.
Sanırım kalacağım.I think I'll stay.
Kalacağımı düşünüyorum.I think I'll stay.
Geri kalanını yapacağım.I'll do the rest.
Geri kalanını ben yaparım.I'll do the rest.
Taze meyve alamazsak onsuz yapmak zorunda kalacağız.If we can't get fresh fruit, we'll have to do without.
Bilet tezgahına ulaşmak için kalabalığın arasından ite kaka ilermekte tereddüt etmedi.He didn't hesitate to elbow through the crowd to reach the ticket counter.
Bu gece bir röportaj yapmak zorunda kalacağım.Tonight, I'll have to do an interview.
Üzgünüm ama uzun süre kalamam.Sorry, but I can't stay long.
Tom ve Mary kalabalığın içinden geçtiler.Tom and Mary made their way through the crowd.
Tom ve Mary kalan tek kişilerdi.Tom and Mary were the only ones that left.
Tom daha fazla kalabilirdi ve kalmalıydı.Tom could've and should've stayed longer.
Tom geç kalacağını söyleyen bir mesaj bıraktı.Tom left a message saying he'd be late.
Onu Tom'la tartışmak zorunda kalacaksın.You'll have to discuss that with Tom.
Daha özel olmak zorunda kalacaksın.You'll have to be more specific.
Tom hayatta kalanlardan biriydi.Tom was one of the survivors.
Tom muhtemelen geç kalacak.It's likely Tom will be late.
Tom'un geç kalacağını sana söyledim.I told you Tom would be late.
Ne içmek zorunda kalacaksın?What'll you have to drink?
Tom hayatta kalan tek kişiydi.Tom was the only survivor.
Üç tane hayatta kalan var.There are three survivors.
Biz geriye kalan sadece ikisiyiz.We're the only two left.
Kalan sadece üç tanemiz var.We have only three left.
Tom burada hayatta kalabilir.Tom can survive this.
O, hızla kalabalıkta kayboldu.He quickly disappeared in the crowd.
Hastane kalabalık.The hospital is crowded.
Hastane kalabalık değil.The hospital is not crowded.
Kalabalık çıldırdı.The crowd went wild.
Eğer yağmur başlarsa biz bisiklete binmekten vazgeçmek zorunda kalacağız.If it starts raining we'll have to give up on our bike ride.
Onlar okul yılının kalanı için birbirlerine bir şey söylemediler.They didn't say a word to each other for the rest of the school year.
Acele etsen iyi olur, aksi takdirde randevun için geç kalacaksın.You'd better hurry, otherwise you'll be late for your appointment.
Acele etsen iyi olur, yoksa geç kalacaksın.You'd better hurry, otherwise you'll be late.
Şimdi gitsen iyi olur, yoksa geç kalacaksın.We'd better leave now, otherwise we'll be late.
Hemen gitmezsek, geç kalacağız.If we don't leave soon, we'll be late.
Bütün hükümetler bu konuda işbirliği yapmak zorunda kalacak.All governments will have to cooperate in this matter.
Boston'da amcamla kalacağım.I'm going to stay with my uncle in Boston.
Boston'da dayımla kalacağım.I'm going to stay with my uncle in Boston.
Boston'da eniştemle kalacağım.I'm going to stay with my uncle in Boston.
Tom'a hayatta kalmayı öğretmek zorunda kalacağız.We'll have to teach Tom how to survive.
Sen geri kalanımızdan daha güçlüsün.You're stronger than the rest of us.
Tom'a nasıl hayatta kalacağını öğretmeliyiz.We need to teach Tom how to survive.
Tom'un geç kalacağını bilmeliydik.We should've known Tom would be late.
O, akşamdan kalanlar için iyi bir tedavidir.It's a good cure for hangovers.
"Bugün ofiste ne kadar kalacaksın?" "Uzun bir süre için. Ben nöbetteyim.""How long will you be in the office today?" "For a long time. I'm on call."
Tom kalabalıkta kayboldu.Tom disappeared in the crowd.
Tom biraz geç kalacağını söylüyor.Tom says he'll be a bit late.
Tom Mary'nin kalabalıkta kaybolduğunu izledi.Tom watched Mary disappear into the crowd.
Arabayı kriko ile kaldırmak zorunda kalacaksın.You'll have to jack up the car.
Gizem bir sır olarak kalacak.The secret will remain a secret.
Meydanda bir kalabalık, sokak şarkıcılarını çevreleyip dinledi.At the square, a crowd surrounded and listened to the street singers.
Tom'un kalay folyo şapkasını kullanarak sandviçini sardı.She wrapped her sandwich using Tom's tinfoil hat.
Dudaklarım kalamar mürekkebi ile boyandığı için o bana gülüyor.He's laughing at me because my lips are stained with squid ink.
On yıl evliliğin ardından kalan rutindir.What remains after ten years of marriage is the routine.
Halı almadan önce odayı ölçmek zorunda kalacağız.We'll have to measure the room before we buy the rug.
Güçlü önlemler almak zorunda kalacağız.We'll have to take strong measures.

İlgili Sayfalar