kala ile cümle
kala kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Doktor sigarayı bırakmak zorunda kalacağımı söyledi.The doctor said that I would have to quit smoking.
Hayatta kalan mültecilerin özgürlük gözünde tütüyor.The surviving refugees longed for freedom.
Misafir odasında kalabilirim.I can stay in the guest room.
Bir şey yemek için burada kalabilir miyim?Can I stay here to eat something?
Sütün kalanını içmemin bir sakıncası var mı?Would you mind if I drank the rest of the milk?
Bugün kalabalık.It's crowded today.
Bugün yine kalabalık.It's crowded again today.
Hayatta kalabilmen bir mucize.It's a miracle that you were able to survive.
Bütün geçen hafta boyunca burası kalabalıktı.It was crowded here all last week.
Keşke daha uzun kalabilseydim.I wish I could've stayed longer.
Sadece seni aramak ve geç kalacağımı bildirmek istedim.I just wanted to call you and let you know I'd be late.
Tom geç kalacağını söyledi.Tom thought he would be late.
Onun buluşlarının büyük bir kısmı tarihe bilinmeyen olarak kalacağı tahmin edilmektedir.It is estimated that a great number of his inventions remain unknown to date.
İki bacaklı bir eşek general olabilir ve bir eşek kalabilir.A two-legged donkey can become general and remain a donkey.
Elbette geleceğim ama biraz geç kalabilirim.Sure I'll come, but I might be a bit late.
Pazar günü çalışmak zorunda kalacağım.I will have to work on Sunday.
Bununla yüzleşmek zorunda kalacaksın.You will have to face it.
Kalan bilgiyi hâlâ analiz ediyoruz.We're still analyzing the remaining data.
Boruyu tamir edemezsen, bir tesisatçı aramak zorunda kalacağız.If you can't fix the pipe, we'll have to call a plumber.
O, bu görevi tekrar yapmak zorunda kalacak.He'll have to do this task again.
Karı çatıdan kürekle temizlemek zorunda kalacağız.We'll have to shovel the snow off the roof.
Birkaç hafta kalacağız, birlikte.We are going to stay some weeks, together.
Birlikte birkaç hafta kalacağız.We are going to stay some weeks, together.
Fransa'da ne kadar zaman kalacaksın?How much time are you going to stay in France?
Burası bir hayli kalabalık. Haydi başka bir yere gidelim.It's way too crowded in here. Let's go somewhere else.
Biz Tanrı'nın yardımıyla hayatta kalacağız!We will survive with God's help!
Hayatımın geri kalanı boyunca seni seveceğim.I'll love you for the rest of my life.
Bir bilet almak için en azından bir saat beklemek zorunda kalacaksın.In order to buy a ticket, you'll have to wait at least an hour.
Halanın evinde ne kadar kalacaksın?How long will you be at your aunt's house?
Hem mutlu zamanlar hem de üzgün zamanlar boyunca seninle kalacağım.I'll stay with you through both the happy times and the sad times.
Geç kalabileceğimden endişeliyim.I'm worried that I might be late.
O, onun geç kalabileceğinden endişelidir.He's worried that he might be late.
Ne kadar süre Oxford'da kalacaksın?How long are you going to be in Oxford for?
Tren, olacağını düşündüğüm kadar kalabalık değildi.The train wasn't as crowded as I thought it would be.
Eğer özgürlük istiyorsan, ebeveynlerinle yüzleşmek zorunda kalacaksın.If you want freedom, you'll have to face your parents.
Nasıl sessiz kalacağını bilmeyen biri nasıl konuşacağını da bilmez.He who does not know how to remain silent, does not know how to speak either.
Kırsal yolları şehir yolları kadar kalabalık değil.Country roads aren't as crowded as city roads.
Kaç gece kalacaksın?How many nights will you stay?
Bazı yumurtalar çürük değildi ama onların geriye kalanı çürüktü.Some eggs weren't rotten, but the rest of them were.
Kalabalıkta Jack'in görüntüsünü kaybettik.We lost sight of Jack in the crowd.
Büyük olasılıkla geç kalacak.It's quite likely that he'll be late.
Büyük olasılıkla o geç kalacak.It's very likely that he'll be late.
O, büyük ihtimalle geç kalacak.He's very likely to be late.
Muhtemelen geç kalacak.He's more than likely to be late.
Bunu tertemiz yapmak zorunda kalacaksın.You'll have to clean this up.
Biz onun ne kadar kalacağını hâlâ bilmiyoruz.We still don't know how long he's going to stay.
Birkaç zorluğun üstesinden gelmek zorunda kalacaksın.You'll have to overcome a few difficulties.
En fazla, sadece otuz dakika geç kalacaksın.At the most, you'll only be 30 minutes late.
Orası tamamen kalabalık.It's completely crowded in there.
Onun cesareti anılarımızda kalacak.Her braveness will remain in our memories.
Onların yarısından daha az sağ kalanı ile beş yüz asker şehre gönderildi.Five hundred soldiers were sent to the city, with less than half of them surviving.
Otobüse geç kalabileceğimden korkuyordum.I was afraid that I might be late for the bus.
Trene geç kalabileceğinden korkuyorum.I'm afraid that he might be late for the train.
Kalabalık balatayı sıyırıyor.The crowd is going nuts.
Ben üç gün daha kalacağım.I'll stay for three more days.
Gelecekte babamın işini devralmak zorunda kalacağım.I'll have to take over my father's business in the future.
Ne olursa olsun senin müttefikin kalacağım.I'll remain your ally no matter what happens.
Tom ve Mary tek hayatta kalanlar.Tom and Mary are the only survivors.
Sonuna kadar kalacağım.I will stay until the end.
Burada mı kalacaksın yoksa gidecek misin?Are you going to stay here or are you going to go?