kal ile cümle
kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Kalabalıkta gözden kayboldu.He disappeared in the crowd.
Kalabalıkta çabucak kayboldu.He lost himself quickly in the crowd.
Kalabalığa karışıp gitti.He made his way through the crowd.
O birkaç hafta Tokyo'da kalacak.He will stay in Tokyo for several weeks.
O dürüst bir adam ve her zaman öyle kalacak.He is an honest man and will always remain so.
Bütün hayatı boyunca aynı işte kaldı.He stayed at the same job for his whole life.
Hayatı boyunca bekar kaldı.He remained a bachelor all his life.
Yaşam ve ölüm arasında kaldı.He hovered between life and death.
O bize sessiz kalmamızı söyledi.He told us to keep quiet.
O bir taş gibi sessiz kaldı.He remained silent like a stone.
O, kardan dolayı geç kaldı.He was late because of the snow.
O güzel uçlu bir kurşun kalem kullanır.He uses a pencil with a fine point.
Kutuyu kaldırmak için bütün gücüyle çabaladı.He tried with all his might to lift the box.
O, erken kalkmaz.He does not get up early.
O erken kalkmadı.He did not get up early.
O, erken kalkmaya çalıştı.He tried to get up early.
O, erken kalkmaya alışkındır.He is used to getting up early.
Sabah erken kalkmaya inanıyordu.He believed in getting up early in the morning.
O her zamanki kadar çok çalışıyor fakat fakir kalıyor.He works as hard as ever, but he remains poor.
O her zaman fakir kaldı.He always remained poor.
Koşarken nefes nefese kalıyordu.He was gasping for breath as he ran.
O, bacağını kırdığında üç ay koltuk değnekleri kullanmak zorunda kaldı.When he broke his leg, he had to use crutches for 3 months.
Birçok tehlikelere maruz kaldı.He was exposed to many dangers.
Onun kalın bir boynu var.He has a thick neck.
Kısa bir moladan sonra işine kaldığı yerden devam etti.He resumed his work after a short break.
Onun sıcak bir kalbi vardır.He has a warm heart.
O geç kaldı. Onu 5.30'a kadar bekleyelim.He is late. Let's wait for him till 5:30.
Geç kaldığı için bir sürü bahane uydurdu.He made many excuses for being late.
Geç saatlere kadar kaldı ve fazla mesai yaptı.He stayed late and worked overtime.
Geç kaldığı için bizden özür diledi.He made an apology to us for being late.
Geç kalmamak için erken ayrıldı.He left early in order not to be late.
O, geç kalabileceğinden korkuyor.He's afraid that he might be late.
O geç kalmaya eğilimli.He is apt to be late.
Geç kalacağını söylemek için telefon etti.He called in to say that he'd be late.
Sanırım o geç kalacak.I suppose he will be late.
Geç kaldığı için bir bahane buldu.He invented an excuse for being late.
Geç kalktı ve okula geç kaldı.He got up late and was late for school.
Sabah erken kalkmadı.He did not get up early in the morning.
Uzun süre otelde kaldı.He stayed at the hotel for a long time.
O uzun süre kalamaz.He can't stay long.
Yoldan geçerken az kalsın araba çarpıyordu.He was nearly hit by the car while crossing the street.
O tüm mesajı hafızaya almak zorunda kaldı.He had to commit the whole message to memory.
Onun trene geç kalabileceğinden korkuyorum.I fear that he may be late for the train.
Onun kızgın olduğu zaman ayağa kalkma alışkanlığı vardır.He has the habit of standing up when he is angry.
Düşen bir ağaç tarafından hareketsiz kaldı.He was pinned down by a fallen tree.
Şu an için, o bir komşu otelde kalıyor.For the time being, he's staying at a neighboring hotel.
O kalın kafalı.He is thick-headed.
O hareket edemiyordu ve yardım çağırmak zorunda kaldı.He couldn't move and had to call for help.
O, aniden sandalyeden kalktı.He suddenly rose from the chair.
O ani kalkış yaptı.He made an abrupt departure.
Kalp yetmezliğinden aniden öldü.He died quite suddenly of heart failure.
Birden kalkıp odadan çıktı.He got up suddenly and walked out of the room.
Birden kalktı ve odadan çıktı.He got up suddenly and walked out of the room.
Okula tekrar geç kalmaması için uyarıldı.He was warned not to be late for school again.
Tekrar asla geç kalmayacağına söz verdi.He has promised never to be late again.
O, Japonya'da ne kadar uzun kalırsa Japoncası o kadar iyi olur.The longer he stays in Japan, the better his Japanese gets.
O, pazar günü nadiren evde kalır.He rarely stays home on Sunday.
O, Pazar günleri her zaman evde kalır.He's always at home on Sundays.
Sıcağı kaldıramadı.He couldn't bear the heat.
O evlendiği için, o sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his secretary because she got married.