kal ile cümle

kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Bu ayın başına kadar bizimle kaldı.He stayed with us until the beginning of this month.
O, sabah kalktı.He got up in the morning.
O bu sabah erken kalktı.He got up early this morning.
Kallben iyi bir arkadaştır.He was a good fellow at heart.
O, koltuğundan kalktı.He rose from his seat.
O sonuna kadar sadık kaldı.He remained faithful to the last.
Son otobüsün akşam 10:50'de kalktığını söyledi.He said that the last bus leaves at 10:50 p.m.
O, dün okula geç kalmıştı.He was late for school yesterday.
O gününün sonuna kadar yalnız kaldı.He remained single till the end of his day.
O bana bir yalancı demekten geri kalmadı.He as good as called me a liar.
Kalmamız ya da gitmemizin önemli olmadığını söyledi.He said it didn't matter whether we stayed or left.
Bize kalmamız gerektiğini önerdi.He suggested to us that we should stay.
O, ayağa kalkmam için eli ile işaret etti.He motioned me to stand up.
O bana mektubu bir dolma kalemle yazdırdı.He made me write the letter with a pen.
O beni selamlamak için ayağa kalktı.He rose to his feet to greet me.
O bana ayağa kalkmamı emretti.He ordered me to stand up.
O,arkada kalmamı söyledi.He bade me stay behind.
O, kalmam için yalvardı.He begged me to stay.
O, benim yeni arabama hayran kaldı.He admired my new car.
O beni gördüğünde şapkasını kaldırdı.He raised his hat when he saw me.
O çok sakin kaldı.He kept quite calm.
Sınavdan kaldı.He failed in the examination.
O, kurşun kalemini kulağının arkasına sıkıştırdı.He stuck his pencil behind his ear.
O, prensiplerine sadık kalıyor.He remains loyal to his principles.
O, kendisi için düşünmek zorunda kaldı.He had to think for himself.
O mallarının fiyatını düşürmek zorunda kaldı.He had to reduce the price of his wares.
Bir soru sormak için elini kaldırdı.He raised his hand to ask a question.
O, arabasını kaldırımın yanına park etti.He parked his car beside the sidewalk.
O borç batağına saplanmıştı ve evini elden çıkarmak zorunda kaldı.He was deep in debt, and had to part with his house.
Gençken erken kalkardı.He used to get up early when he was young.
O, prensibine bağlı kaldı.He stuck to his principle.
O, bir kalite kontrol yaptı.He did a check on the quality.
O, elinde bir dolma kalem tutuyordu.He was holding a pen in his hand.
O kolunu kaldırdı.He raised his arm.
O, elini havaya kaldırmadı.He did not put up his hand.
O, elini kaldırdı ve gülümsedi.He raised his hand and smiled.
Yerinden kalkması için yaşlı bir bayana yardım etti.He helped an old lady get up from her seat.
Başbakan olarak istifa etmek zorunda kaldı.He was forced to resign as prime minister.
Hafta sonu sık sık evden uzakta kalır.He often stays away from home on the weekend.
O, hafta sonu amcasıyla kalacak.He is going to stay with his uncle for the weekend.
O, bir silah olmadan yapmak zorunda kalacak.He'll have to do without a gun.
O, amcası ile kalıyor.He's staying with his uncle.
O, teyzesinin evinde kaldı.He stayed at his aunt's house.
Dışarı çıkmak yerine bütün gün evde kaldı.He stayed at home all day instead of going out.
O, kalkış için hazırlandı.He got ready for departure.
Belgeyi imzalamak zorunda kaldı.He was forced to sign the document.
O ne zaman Tokyo'ya gelse bizimle kalır.Whenever he comes up to Tokyo, he stays with us.
O Tokyo'ya geldiğinde bizim evde kalır.Whenever he comes up to Tokyo, he stays at our house.
O sıcak kalpli bir adam.He is a man of warm heart.
O, yemek bitmeden önce ayağa kalktı.He rose to his feet before the meal was over.
O yatakta kalmak zorunda kaldı.He had to stay in bed.
O, kalbinin hızlı attığını hissetti.He felt his heart beating fast.
Onun kötü bir kalbi var.He has a bad heart.
Kalp cerrahisinde en önde gelen otoritedir.He is the foremost authority on heart surgery.
O bir kalp krizinden öldü.He died of a heart attack.
O, akrabalarıyla birlikte kalıyor.He is staying with his relatives.
Kalabalıkta cebini soydurdu.He had his pocket picked in the crowd.
Kalabalığın arasında yolunu açtı.He elbowed his way through the crowd.
O onu kalabalığın arasında koşarken gördü.She glimpsed him running through the crowd.
Kalabalıkta arkadaşını gözden kaybetti.He lost sight of his friend in the crowd.

İlgili Sayfalar