kal ile cümle
kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
O her zaman geç kalmaz.He is not always late.
O, her zaman gece geç saatlere kadar uyanık kalır.He always sits up late at night.
O, kuzeni ile birlikte kalmak için gitti.He went to stay with his cousin.
O, halası ile kalıyor.He is staying with his aunt.
O, teyzesi ile kalıyor.He is staying with his aunt.
O, bir ara orada kaldı.He stayed there some time.
O kuşkusuz geç kalacak.He will doubtless be late.
O dün kadar geç kaldı.He came as lately as yesterday.
O sınıfın geri kalanına yetişmek için çok çalıştı.He worked hard to catch up with the rest of the class.
O sınıfın geri kalanına ayak uydurmayı zor buluyor.He finds it difficult to keep up with the rest of the class.
O maçı daha iyi görmek için ayağa kalktı.He stood up so as to see the game better.
O, hoşça kal demeden çekip gitti.He went off without saying good-bye.
O hoşça kal demeden evden ayrıldı.He left the house without so much as saying goodbye.
Çoğu zaman okula geç kalır.More often than not, he is late for school.
Sık sık okula geç kalır.More often than not, he is late for school.
O, bir süre burada kaldı.He stayed here for a while.
Bir müddet sessiz kaldı.He kept silent for a while.
Bir süre sessiz kaldı.He kept silent for a while.
O, bir süre sessiz kaldı.He remained silent for a while.
O derhal kalkmak zorunda.He has to get up immediately.
Hemen ayağa kalkamadı.He wasn't able to stand up at once.
O prensiplerine sadık kaldı.He remained steadfast to his principles.
O sessiz kaldı.He remained silent.
O, orada en fazla dört gün kaldı.He stayed there not more than four days.
O biraz daha uzun kalmam için bana baskı yaptı.He pressed me to stay a little longer.
Oraya gitmek zorunda kalacak.He will have to go there.
Oraya gitmek için yol boyunca ayakta kalması söylendi.He was told to remain standing all the way to go there.
Kapağı kaldırmayı imkansız buldu.He found it impossible to lift the lid.
O beş otelde kaldı.He has stayed at the hotel for five days.
O, otelde kaldı.He stayed in the hotel.
Böyle bir tehlike karşısında sakin kaldı.He remained calm in the face of such danger.
O her zaman orada kaldı.He stayed there all the time.
O, planı gerçekleştirmek için bütün deneyimine başvurmak zorunda kaldı.He had to call on all his experience to carry out the plan.
O zamandan beri yurt dışında kaldı.He remained abroad ever since then.
Kazanın sonucu olarak geç kaldı.He was late as a result of the accident.
O, iş için kalifiye değil.He is not qualified for the job.
O, köyü terk etmek zorunda kaldı.He had to leave the village.
O çantayı taşımak zorunda kaldı.He had to carry the bag.
O, onların o handa kalmalarını önerdi.He proposed that they put up at that inn.
O bir taksi durdurmak için elini kaldırdı.He raised his hand to stop a taxi.
O, sık sık okula geç kalır.He is often late for school.
O, nasıl kaçtığını açıklamak durumunda kaldı.He gave an account of how he had escaped.
Kalmaya ve babasının işini sürdürmeye karar verdi.He decided to stay and carry on his father's business.
O, üç hafta New York'ta kaldı.He stayed in New York for three weeks.
O Harry'yi kaldırmada başarısız oldu.He failed to wake Harry up.
Kötü bir soğuk algınlığı olmasına rağmen çalışmak zorunda kaldı.Though he had a bad cold, he had to work.
Kalemini bıraktı ve sandalyesine yaslandı.He laid down his pen and leaned back in his chair.
O, kalemini çıkardı.He got out his pen.
Çekini imzalamak için bir kalem çıkardı.He took out his pen to sign his check.
Kalemini bıraktı ve bana baktı.He laid down his pen and looked at me.
Topu kaleye attı.He kicked the ball into the goal.
Topu yakalamak için elini kaldırdı.He put up his hand to catch the ball.
O, birkaç gün bir otelde kaldı.He stayed at a hotel for a couple of days.
O bir otelde kalıyor.He's staying at a hotel.
Bir yabancı ile otel odasını paylaşmak zorunda kaldı.He had to share the hotel room with a stranger.
Kaşını kaldırarak onaylamadığını gösterdi.He showed his disapproval by raising an eyebrow.
O, Mary'ye neden onun doğum günü için geç kaldığını açıkladı.He explained to Mary why he was late for her birthday party.
Onunla Meksika'da kaldığım sırada tanıştım.I met her during my stay in Mexico.
Yavaşça ayağa kalktı.He stood up slowly.
O, sık sık işe geç kalır.He's often late for work.