kal ile cümle
kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Masada bir dolma kalem var.There is a pen on the desk.
Masada bir kalem var mı?Is there a pen on the desk?
Masanın üstünde kaç tane dolma kalem var?How many pens are there on the desk?
Umudun olduğu sürece bir şans kalır.As long as you have hope, a chance remains.
O, tehlike karşısında sakin kalır.He remains calm in the face of danger.
Bir kriz anında sakin kalmak ve kontrolü kaybetmemek gereklidir.It is essential to keep calm in a time of crisis and avoid going haywire.
Eğer inatçı olursan kesinlikle yalnız kalırsın.If it becomes stubborn indeed it stands alone.
Onun tur vuruşu kalabalığı heyecanlandırdı.His home run excited the crowd.
Çevreyi korumak için herkes katkıda bulunmak zorunda kalacak.Everybody will have to pitch in to save the environment.
Gün daha serin olduğu için bir süveter giymek zorunda kaldım.As the day got cooler, I had to put on a sweater.
Soğuk sabahlarda erken kalkmayı zor bulurum.I find it hard to get up early on cold mornings.
Öğrenciler geç kalmamaya çalışmalıdır.Students should try not to be late.
Öğrencilerin hepsi birlikte ayağa kalktı.All of the students stood up together.
Öğrencilerden hiç biri okula geç kalmadı.None of the students were late for school.
Öğrencilerin şüpheli yerlerden uzak kalması bekleniyor.Students are expected to stay away from dubious places.
Okul idaremiz o okul kuralını ortadan kaldırmaya karar verdi.Our school administration decided to do away with that school rule.
Eğitimi bitirinceye ve para kazanmaya başlayıncaya kadar beklemek zorunda kalacağım.I will have to wait till I finish schooling and start earning money.
Okula bir taş atımlık mesafede kalsa da, sık sık okula geç kalır.Though he lives within a stone's throw of the school, he is often late.
Okula geç kalma.Don't be late for school.
Okula geç kalmamalısın.You must not be late for school.
Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.The number of students who were late for school was much smaller than I had expected.
Bazı öğrenciler okula geç kaldılar.Some of the students were late for school.
Maalesef okula geç kalacağız.I'm afraid we're going to be late for school.
Okula gitme yerine evde kaldı.Instead of going to school, he stayed at home.
Nükleer bir savaştan sonra kimler hayatta kalabilir?Who can survive after a nuclear war?
Kural olarak o erken kalkar.As a rule, she is an early riser.
Dışarı çıkmaktansa evde kalmayı tercih ederim.I would rather stay at home than go out.
Evde kalmak dışarı çıkmaktan daha iyidir.It is better to stay in than go out.
Dışarı gitmektense evde kalmayı tercih ederim.I would rather stay home than go out.
Yabancılar Fuji dağına hayran kalıyorlar.Foreigners admire Mt. Fuji.
Merdivenlerden yukarıya koştuktan sonra nefes nefese kaldım.I'm out of breath after running up the stairs.
Aşağıda yolcu kalmasın!All aboard!
Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır.Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer.
Deniz azdı, bu yüzden balık tutmaktan vazgeçmek zorunda kaldık.The sea got rough, so that we had to give up fishing.
Şirket ayakta kalmayı başardı.The company managed to keep afloat.
Üzgünüm, toplantıya geç kaldım.Sorry I'm late for the meeting.
Toplantıya geç kaldığım için üzgünüm.Sorry I'm late for the meeting.
Toplantıda konuşmak isterseniz elinizi kaldırmak zorundasınız.You have to raise your hand if you want to speak at the meeting.
Toplantıda kullandığımız bütün kağıtları ortadan kaldırmam istendi.I was asked to put away all the papers we used at the meeting.
Ayrılık kalbi sevgiyle doldurur.Absence makes the heart grow fonder.
Yolculuğun son etabında yürümek zorunda kaldık.We had to walk the last leg of the journey.
Biz çaresizlik duygusu ile baş etmek zorunda kalacağız.We will have to get over the feeling of helplessness.
Onların ricasına boyun eğmek zorunda kaldık.We had to yield to their request.
Niçin geç kaldığını bize açıklamasını talep ettik.We demanded that he explain to us why he was late.
Savaş sırasında benzinsiz yapmak zorunda kaldık.We had to do without oil during the war.
Irk ayrımını ortadan kaldırmaya yönelik çabalarımıza devam edeceğiz.We shall continue our efforts to eradicate racial discrimination.
Biz her zaman servis kalitesinde iyileştirmeyi amaçlıyoruz.We are always aiming at improving the quality of service.
İşimize sıfırdan başlamak zorunda kaldık.We had to start our business from zero.
Zamanların gerisinde kalmamak için gazete okumalıyız.We should read the newspaper so as not to lag behind the times.
Ölüm cezasını yürürlükten kaldırmalıyız.We should do away with the death penalty.
Gitme ya da kalma alternatifimiz var.We have the alternative of going or staying.
Gitmek istemedik fakat zorunda kaldık.We didn't want to go, but we had to.
Kalabalıkta onu kaybettik.We lost sight of her in the crowd.
Hem çevreden hem de kalıtımdan etkilendik.We are influenced both by environment and by heredity.
Biz planımıza sadık kalmalıyız.We should stick to our plan.
Paris'e uçtuk, orada bir hafta kaldık.We flew to Paris, where we stayed a week.
Gölün kenarında bir otelde kaldık.We stayed at a hotel by the lake.
Sadece konuşmak için gece yarısına kadar uyanık kaldık.We sat up half the night just talking.
Her zaman haklarımız için ayağa kalkmalıyız.We must always stand up for our rights.
Her zaman birtakım tehlikeye maruz kalırız.We are always exposed to some kind of danger.