kal ile cümle
kal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Kalabalık kazananı coşkuyla alkışladı.The crowd gave the winner a big hand.
Kalabalık kazananı alkışladı.The crowd hailed the winner.
Kalabalık kapıya doğru bastırdı.The crowd pressed toward the gate.
Ordu geri çekilmek zorunda kaldı.The army had to retreat.
Ordu kaleyi birkaç gün kuşattı.The army besieged the castle for many days.
Ekonomik kalkınma Afrika için önemli.Economic development is important for Africa.
Planımdan vazgeçmek zorunda kaldım.I had to give up my plan.
Polis kutuyu dikkatlice kaldırdı.The policeman lifted the box carefully.
Polis kalabalığı geride tuttu.The police held the crowd back.
Polis kalabalığı uzaklaştırdı.The policeman drove the crowd away.
Sana bir uyarıda bulunmak için seninle görüşmek zorunda kaldım.I had to see you to give you a warning.
Polis kalabalığı dağıttı.The police broke up the crowd.
Polisler kalabalığı geride tuttu.The police held back the crowd.
Polis öfkeli kalabalığı geride tuttu.The police held the angry crowd back.
Polis bana son otobüsün onda kalktığını söyledi.The policeman told me that the last bus leaves at ten.
Tiyatroyu kalabalık buldum.I found the theater crowded.
Diyetine bağlı kalmalısın.You must stick to your diet.
Karar vermek sana kalmış.It's up to you to decide.
Sonunda hiçbir şey sonsuza kadar kalmaz.After all, nothing remains forever.
Kararı vermek size kalmış.It's up to you to make the decision.
Kan sudan daha kalın.Blood is thicker than water.
Ay bulutların üzerinde kaldı.The moon rose above the clouds.
Sağlıklı kalmanın en iyi yolu yürümektir.Walking is the best way to stay healthy.
Kentaro, arkadaşıyla Kyoto'da kalıyor.Kentaro is staying with his friend in Kyoto.
Dövüşü izlemek için bir kalabalık toplandı.A crowd collected to watch the fight.
Bak! Uçak kalkıyor.Look! The airplane is taking off.
Kalabalık otobüste bir yabancı benimle konuştu.A stranger spoke to me on the crowded bus.
Tuhaf bir adam kaldırımda bir ileri ve bir geri yürüyordu.A strange man was walking back and forth on the pavement.
Hiç söylemeye gerek yok, her zaman olduğu gibi okula geç kaldı.Needless to say, he was late for school as usual.
Hiç söylemeye gerek yok, erken kalkmak önemlidir.Needless to say, getting up early is important.
Söylemek gereksiz ki, kaza nedeniyle o bir süre okuldan uzak kalacak.Needless to say, because of the accident, he will stay away from school for a while.
Nehrin yakınında eski bir kale duruyor.An old castle stands near the river.
Eski yöntemlere sadık kalmaya çalışmanın bir faydası yok.It's no use trying to stick to the old ways.
Bir yetim olan babam on yaşında para kazanmaya başlamak zorunda kalmıştı.Being an orphan, my father had to start earning money at ten.
Kapı kapalı kalır.The door remains closed.
Seni tekrar aramak zorunda kalacağım.I'm gonna have to call you back.
Gerisi size kaldı!The rest is left to you!
Cennetten bir Ruhun bir güvercin olarak geldiğini ve onda kaldığını gördüm.I saw the Spirit come down from heaven as a dove and remain on him.
Rahatlayıncaya kadar görevinde kal.Remain at your post until relieved.
Biz yoğun trafikten kaçınmak amacıyla, Noel için evde kaldık.We stayed home for Christmas, so as to avoid heavy traffic.
Trafik kazası nedeniyle toplantıyı ertelemek zorunda kaldık.We had to put off the meeting because of the traffic accident.
Trafik sıkışıklığı toplantıya geç kalmama neden oldu.The traffic jam caused me to be late for the meeting.
Yoğun trafikten dolayı geç kaldım.I was late because of heavy traffic.
Trafik sıkışıklığı nedeniyle buluşmaya geç kaldık.Because of a traffic jam, we were late for the meeting.
Trafik sıkışıklığı sonucu geç kaldık.We were late as a result of the traffic jam.
Parkta büyük bir kalabalık vardı.There was a large crowd in the park.
Hoşuna gitse de gitmese de onu yapmak zorunda kalacaksın.Whether you like it or not, you'll have to do it.
İstediğin kadar kalabilirsin.You can stay as long as you like.
İstediğin sürece evimde kalabilirsin.You may stay at my house as long as you like.
Fabrika üretimini azaltmak zorunda kaldı.The factory had to cut back its production.
Yüzlerce alan sel suları altında kaldı.Hundreds of fields were submerged in the flood.
Sokaklar ve evler sel altında kaldı.Streets and houses were drowned by the flood.
Prens ve prenses tezahürat yapan kalabalığın içinden geçtiler.The prince and princess made their way through the cheering crowd.
Sana bildirmek zorunda kalacağım.I'll have to let you know.
Onun hakkında düşünmek zorunda kalacağım.I'll have to think about it.
İsterseniz gidebilirsiniz, size kalmış.You may go if you wish, it's up to you.
Gidip gitmemek sana kalmış.It's your decision whether you go or stay.
Gitmek ya da kalmak senin kararın.It's your decision whether you go or stay.
Onun gitmesine ya da karar verdiği gibi kalmasına izin verelim.Let's let him go or stay as he decides.
Gidiyor musun yoksa kalıyor musun?Are you going or staying?