Sonunda yine arabasız kalırlar ve yol ise çok uzaktadır.Végül ők sem tudnak tovább menni az autójukkal, így visszamennek az országútra.
Çok korkan George bunu kabul etmek zorunda kalır.György rémülten hallgatja a parancsot.
Krişna öyle büyür ki Kāliyā onu bırakmak zorunda kalır.Krisztina, Csorba Istvánné, majd Dömény Istvánné.
Ve nihayetinde de gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır.Végül azonban kénytelenek felfedni kilétüket az emberek előtt.
Z en sonunda odadan çıkar ve X yeniden yalnız kalır.Az évad utolsó részében végül lezajlik a csere a CÉG-gel, így LJ ismét apjához kerül.
Böylece diğer insanlarla beraber Machiavelli de işsiz kalır.A többi lánnyal együtt Miranda elmegy nélküle is.
Kondor genel olarak hayatta kalır ve salıverilir.Ezt általában túlélik a kondorok, aztán szabadon eresztik őket.
İğne yapraklar dökülmeden ağaç üzerinde 3-6 yıl kalırlar.A talajban 3-6 évig csíraképes marad.
Lilly konsere Oliver ile gitmek zorunda kalır.Ezután Shelleynek alkalma nyílik randizni Oliverrel.
Yüzyıllar boyunca diri, taze, değerli kalırlar.Ezután a festmény hosszú ideig, akár évszázadokig friss és ragyogó színekben pompázik.
Martha bir gangreni önlemek için McB'nin bacağını kesmek zorunda kalır.Macbeth levágott fejét lándzsán viszik körbe.
Bir kuram her zaman kuram olarak kalır.Mindig egy majdani csücsöknek megfelelően.
Gökadaların pek çoğu hayatlarında en az bir kez çarpışmaya maruz kalır.A legtöbb kényszeres szenvedélyes szerencsejátékos igennel fog felelni a kérdések közül legalább hétre.
Yalnızca Eurylokhos kuşkulanıp dışarıda kalır.Egyedül az Enrjakudzsi maradt sértetlenül.
79. bölümde hamile kalır.A 9. évadban terhes lesz.
Saatim bir günde beş dakika geri kalır.Az órám naponta öt percet késik.
"Ben giderim şarkım kalır.Tulen ja jään laulu.
Sonraki sabah, Nina yalnız uyanır ve provaya geç kalır.Seuraavana aamuna Nina herää huoneessaan yksin ja huomaa olevansa myöhässä harjoituksista.
Buzdolabında 1-2 hafta stabil kalır.Se säilyy jääkaapissa kahdesta kolmeen kuukautta.
Yalıtılmış sistemin toplam elektrik yükü sistemin kendi içinde olan değişimlere bakmaksızın sabit kalır.Eristetyn systeemin sähkövaraus pysyy vakiona riippumatta siitä, mitä muutoksia sen sisällä tapahtuu.
Ölümüne kadar da Venezuela vatandaşı olarak kalır.Hän pysyi Norjan kansalaisena kuolemaansa saakka.
Dört adam kendilerini güverteye bağlayarak hayatta kalırlar.Neljä miestä juuri ja juuri selviytyvät myrskystä köytettyään itsensä kiinni alukseen.
Yine de, her zaman güneşle aynı yükseklikte kalırlar.Päiväntasaajalla Aurinko paistaa aina korkealta.
Ancak, Huck burada kişisel sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalır.Samaan aikaan Hildy painii henkilökohtaisten ongelmien kanssa.
Stevenage güneyde Welwyn Garden City ve kuzeyde Letchworth Garden City arasında kalır.Kaupunki sijaitsee Letchworthin ja Welwyn Garden Cityn välissä.
Çiftler sosyal olarak tekeşlidir ve eşlerden biri ölünceye kadar birlikte kalırlar.Pari pysyy yhdessä yleensä siihen asti kunnes toinen kuolee.
Osmanlı Devleti çaresizce ateşkes talep etmek zorunda kalır.Islamilaiset maat vaativat välitöntä tulitaukoa Lähi-itään.
79. bölümde hamile kalır.Osasto 79 Nuorten tukitalo.
Artık yeni bir tahliye noktasına ulaşmak zorunda kalırlar.Seuraavaksi heidän on löydettävä Ärhämän olinpaikka.
Ardından tekrar yakalar ve onu bağlayarak beraber uyumak zorunda kalır.Sitten se asettuu häntä ja takapää koholla makuulle valmiina parittelemaan.
Hulli ölümüne kadar Assur’a sadık kalır.Kuolemaan asti uskollinen kreiville.
Fakat en sonunda Harry ve Eddie karşı karşıya kalırlar.Lopussa Matt ja Kay saavat toisensa.
Büyük bölümü Tanzanya ve Uganda'da kalır; küçük bir bölümü Kenya'ya taşar.Victorianjärvi sijaitsee pääosin Ugandassa ja Tansaniassa, mutta osa siitä ulottuu myös Kenian puolelle.
Anne ve yavru yaklaşık bir yıl kadar birlikte kalır.Emo ja pennut ovat yhdessä vajaan vuoden ajan.
Daha sonra da bayılır kalır.Tällöin hän myös rakastuu...
Lakin Bob serbest kalır ama Senatör ve Johnson için bir işlem yapılamaz.Arbiter ja Chief onnistuvat, mutta Kersantti Johnsonin johtama ryhmä epäonnistuu, ja Johnson vangitaan.
Öykü bir sabah okula geç kalır ve taksiyle gitmek zorundadır.Koulupäivisin menee keskustaan bussi aamuisin ja iltaisin.
Polis olduğu yerde kalırken heyet de geri çekilmiştir.Poliisi saapui paikalle pitämään järjestystä yllä.
Bütün aile sokakta kalır.Koko perhe lähtee matkaan.
Sonraki 20 yıl boyunca orada asılı kalır.Hän tulee olemaan pinnalla seuraavien 20 vuoden aikana.
Bazı diğer türlerde ise bir çift ömür boyu beraber kalır.Pari pysyy yhdessä koko elinikänsä.
Sanjay asansörde mahsur kalır.Osaatko pitchata hississä?
Müdafalar tali derecede kalır.Keikkatahti jatkuu tiiviinä.
Tenten gider, ama çok geç kalır.Kärpänen löytyykin, mutta liian myöhään.
Gibonlar bütün ömür boyunca tek bir eşe sadık kalırlar.Puolisot ovat toisilleen uskollisia koko elinikänsä.
Enfeksiyon iyileştikten sonra, tipik olarak izi kalır.Kun infektio paranee, alueelle jää yleensä arpi.
Ailesinden geriye kızlara birkaç parça eşya ve kalem kalır.Veljessäni täytyy olla pala ihmisyyttä jäljellä.
Sawyer ve Miles Juliet'i gömmek için geride kalır.Sawyer ja Miles hautaavat Julietin viidakkoon.
Verba volant, scripta manent Söz uçar, yazı kalır.Verba volant: Sanat lentävät.
Triple H, ringlerden uzak kalırken Rated-RKO, DX'in kalan üyesi Shawn Michaels ile düşmanlığına devam etti.Triple H:n ollessa sairauslomalla, Rated-RKO jatkoi feudiaan Shawn Michaelsia vastaan.
Geriye sadece 3 ev kalır.Uusia taloja syntyi vain kolme.
Sen nereye gidersen ben de oraya gideceğim, sen nerede kalırsan ben de orada kalacağım.Tunnen sen itsessäni, edessäni, minne tahansa menen, missä sitten olenkin.
Sonra Milo dahil herkes susuz kalır.Se on liian rankkaa, koska koko ajan pitää olla kännissä, myös koko crewn.
Sol tarafta kalan Fransızlar süvari saldırısına karşı tahkim mevzide kalır.Ranskan ratsuväki on teistä vasemmalla.
Kuyrukları yukarı doğru dik durur ve nadiren hareketsiz kalır.Kävyt ovat yleensä latvassa ja jäävät pystyasentoon.
Okulun rengi de sarı olduğundan dolayı, bu tarihten sonra okulun renkleri sarı-siyah olarak kalır.Koulu on nykyään keltainen, ennen koulu on ollut muun muassa punainen.
İstatiksel olarak erkeklere oranla daha fazla dişi hayatta kalır.Hänen tavoin yhä useampi sairastunut jää eloon.
Sonra bir geceyi birlikte geçirirler ve Wallace’tan hamile kalır.He elävät onnellista elämää, ja eräänä päivänä Carol huomaa olevansa raskaana.
Ailenin küçük iki oğlu da sorguya çekilir; biri işkence görür, diğeri Almanya’ya kaçmak zorunda kalır.Perheen kaksi muuta poikaa säilyi hengissä, toinen oli jäänyt Suomeen ja toinen pääsi palaamaan sinne.
Eğer bazı köylüler miri terkederlerse, kalanlar daha yüksek vergi ödemek zorunda kalırdı.Mutta jos kyläläiset häviäisivät, heidän pitäisi maksaa verot kolminkertaisina.