Tenten gider, ama çok geç kalır.Dat lukt, maar wel te laat.
Nefes almak için 10 dakika kadar su yüzeyinde kalır.Dat is nodig omdat ze om de paar minuten boven water moeten komen om te ademen.
Adamdan hamile kalır.Ze raakt zwanger van hem.
Los Angeles, bir suç dalgasına maruz kalır.11: Los Angeles wordt getroffen door een aardbeving.
Sırık atletin atlayış yaptığı tarafta kalır.Aan de zeekant loopt de Sportlaan.
Böylece "süre hakeminin" görüş alanı açık kalır.De stap naar de rechter staat dan nog altijd open.
Diğer dört kardeş ve çocukları çorumda kalır.Hun vier kinderen en een aantal van hun kleinkinderen zijn op Vennebroek geboren.
Bir süre sonra da annesini akıl hastahanesine yatırmak zorunda kalır.Kort na de oorlog sterft zijn moeder in een psychiatrisch ziekenhuis.
Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur (gode) kalır.De rechte knoop zal, indien hij gedurende lange tijd gebruikt wordt, een platte reeks geven.
On bir ay gebe kalır ve bir yavru doğururlar.Het neemt negen maanden tijd om een baby te maken.
Yapılan gösteriyi izleyenler hayretler içinde kalırlar.De mensen die naar het optreden luisteren zijn laaiend enthousiast.
Bu kadın yolunu kaybedince bir ağacın altında uyuya kalır.Na het eten gaat hij onder een boom slapen.
Yaz tatillerinde ise orada kalır.Iedere zomer werkt hij tijdens zijn vakantie mee op het bedrijf.
Hulli ölümüne kadar Assur’a sadık kalır.Herpert van Foreest is Haarlem tot zijn dood trouw gebleven.
Brian ve Peter daha sonra yalnız kalır.Hierna werken Harry en Peter samen.
Zorlu şartlar yüzünden altı kişilik ekipten geriye sadece iki kişi kalır.Na drie rondes staan nog maar zes spelers onder par.
Çekim ekleri yeni bir sözcük oluşturmadığından sözcük "basit" olarak kalır.Door woorden aan elkaar te "plakken" worden eenvoudig nieuwe woorden gevormd.
Artık yeni bir tahliye noktasına ulaşmak zorunda kalırlar.Hierdoor komt er ruimte vrij voor nieuwe bestemmingen.
Bu yüzden çekilmek zorunda kalır.Daardoor moest hij zelf terugtrekken.
Toplam enerji sabit kalır.Kernenergie bleef stabiel.
3 ay evden çıkmaz ama daha sonra çıkmak zorunda kalırlar.8 weken weg, maar komen daarna weer terug.
Ölüm nerede vuku bulursa kişi orada kalır.Maar waar ze ook stopt; de man is er ook.
İlk 18 ay anne sütü ile beslenir ve sonra da yine birkaç ay annesinin yakınında kalır.Tijdens de volgende 18 maanden wordt het jong gezoogd, waarna het nog enkele maanden bij de moeder blijft.
Sonra Milo dahil herkes susuz kalır.Enkel Patsy Boyle blijft nuchter.
Poirot, Yüzbaşı Hastings’i de yanına alarak Surrey’e gider ama geç kalır.Poirot begeleidt zijn vriend Hastings naar Irak, aangezien hij er toch moet zijn.
Birkaç sene Japonya'da kalır.Hij zou driemaal enkele jaren ook in Japan verblijven.
Ağaç üzerinde 5-10 yıl kadar kalır.De boom kon nog zeker 5-15 jaar leven.
Z en sonunda odadan çıkar ve X yeniden yalnız kalır.Als E allang weer vertrokken is blijft X dansen.
Yarasalar gün boyu bir yere asılı kalırlar ve bu sırada hiç dışkılamazlar.Aanvallen kunnen met periodes dagelijks voorkomen en met periodes dagenlang totaal niet.
Geriye sadece 3 ev kalır.Hierna reden er nog maar drie.
Herkes pencereden karşıya geçtikten sonra Michael ve Sucre'nin kuzeni kalır.Iedereen, behalve Michael en de neef van Sucre, is ondertussen ontsnapt.
Fakat Bing Bong orada kalır.Ook Kyai Blorong woont hier.
İkisi de cevaplayamadıkları sorularla baş başa kalırlar.Een vraag die ze niet kunnen beantwoorden.
Bu haklar mirasçılara devredilemeyeceğinden dava konusuz kalır.Dit vruchtgebruik wordt vervult ten koste van de erfgenamen.
Pano genellikle görünmez kalır.De stekels zijn meestal onvertakt.
Ama sonradan onu kabul etmek zorunda kalır.Ze moeten hem later laten gaan.
Kısa süre sonra Santiago ölür ve tüm para María'ya kalır.Niet lang daarna wordt Marcel gedood en geeft Parijs zich over.
Hutter akşam koltuğun üzerinde uyuya kalır.Tobbend valt hij in slaap in zijn leunstoel.
Tüm süreç boyunca Rufus sadece Ron'un cebinde kalır.Rufus zit altijd in Rons broekzak in plaats van een kooi.
Kunduza dönüştüğünde belirli bir süre kunduz olarak kalır ve o esnada çok güçlüdür.Overdag kan de puil sterk worden vergroot en doet dan bijna rond aan.
Orada yaşayanlar sonsuza dek genç, sağlıklı ve mutlu kalır.De mensen die hij er aantrof waren gezond, gelukkig en welvarend.
Zergan deresinin doğusunda kalır.Het ligt ten oosten van Zelhem.
Evren'e kalırsa Yıldız onu hiç unutmamıştır.Het ambachtelijke van het vak is Van der Sterre altijd bijgebleven.
Bir daha evlenmeyen Behçet Efendi de hayatı boyunca Makbule Hanım'a sadık kalır.Een paartje van de zwarthalsooievaar blijft elkaar het hele leven trouw.
6. sezonun finalinde ise uyku lanetine maruz kalır, Bonnie öldüğü zaman Elena uyanacaktır.Dat betekent dat Elena in een diepe slaap valt en ze weer wakker zal worden zodra Bonnie sterft.
Başka alıcı bulamayan üretici, tütünü değerinden çok ucuza satmak zorunda kalır.Wie hem koopt kan hem niet meer goedkoper verkopen en is verdoemd.
Autobot'lar insan dostlarıyla son kez vedalaşır fakat Ratchet Dünya'da kalır.Yoko en haar vrienden nemen afscheid van Khany en gaan weer terug naar de oppervlakte.
Kaldı ki bu sırada Catherine hamile kalır.Catherine blijkt inderdaad zwanger te zijn.
Böylece Voldemort tek başına kalır.Dahmer blijft alleen achter.
Yatağına yatar ama bir süre uyanık kalır.Ze valt op een bed en komt in een diepe slaap.
Ama devlet yetkilileri ilgisiz kalır.Maar de acties van overheden zullen doorslaggevend zijn.
Gulf Stream akıntıları sayesinde şehir yıl boyunca ılık kalır.De warme Golfstroom zorgt ervoor dat het water rondom het eiland het gehele jaar ijsvrij blijft.
Ancak görüşmeler kısa sürede sonuçsuz kalır.Het dispuut duurt hierna nog heel kort.
Metin burada yarım kalır.Het pigment is halfdekkend.
Ama bir orduyla savaşamayacakları için kaçmak zorunda kalırlar.Een gevecht gaat door tot een held geen leger meer heeft.
Boyundan dolayı okulda zorbalığa maruz kalır.Wegens zijn autisme wordt hij op school gepest.
Elazığspor ise son haftalarda aldığı kritik sonuçlar sayesinde zorlukla ligde kalır.Deze belofte brengt hem danig in het nauw in de weken die volgen.
Fakat en sonunda Harry ve Eddie karşı karşıya kalırlar.Uiteindelijk gaan zij en Danny alsnog uit elkaar.
Yöre 200 yıl Karya toprakları olarak kalır.De belastingdienst staat namelijk 200 jaar in de kern van de samenleving.
Buzdolabında 1-2 hafta stabil kalır.De vruchten zijn buiten de koelkast slechts één week houdbaar.