O, Londra'da kalırken, o onu görmek için gitti.Fue a verle cuando estaba en Londres.
Geç kalırsam beni bekleme.Si llego tarde, no me esperes.
Kalırsan, kalırım.Si te quedas, me quedo.
Yağmur yağarsa evde kalırız.Si llueve nos quedaremos en casa.
Allah'a inanmayanlar ise Cehennem'de ebediyyen kalırlar.Alá dice: De cierto los hipócritas estarán en lo más profundo del infierno.
Çoğu durumda, onlar Birinci Bölük ve hayvanlar arasındaki kavgada dışarda kalırlar.En la mayoría de los casos, se quedan fuera de combate entre el Primer Escuadrón y los animales.
Bu su sızıntısıyla başlar; en kolay kaybedilebilen madde olan çözünebilen karbon bu süreçte serbest kalır.Comienza con la pérdida de agua; la mayor cantidad de carbono soluble es liberada en este proceso.
Canio ve Beppe bu teklifi kabul edip giderler ama Tonio geride kalır.Canio y Beppe aceptan, pero Tonio se queda detrás.
Sawyer ve Miles Juliet'i gömmek için geride kalır.Sawyer y Miles se quedan a enterrar a Juliet.
Quentin, Margo'yu bulmaya kararlıdır ve geride kalır.Quentin, sin embargo, está decidido a encontrar a Margo y se queda atrás.
Örneğin, eğer bal (aw ≈ 0.6) nemli havaya maruz kalırsa (aw ≈ 0.7) havadan su çeker.Por ejemplo, si la miel (aw ≈ 0.6) está expuesta al aire húmedo (aw ≈ 0.7), la miel absorbe agua del aire.
İspanyollar teslim olmak zorunda kalır.Los españoles habrán de rendirse.
Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur.(Cuando) el Chi no es constante, el Yi (mente) no tiene paz.
Elde 1 kalır.Hay que quedar 1º.
Binadan kaçmaya çalışırken Noah geride kalır ve Daryl ona yardım etmek için durur.Mientras intentan escapar, Noah se queda atrás, y Daryl se detiene para ayudarlo.
Brunnhilde, Gunther ve Hagen ile yalnız kalır.Brunilda, Gunther y Hagen se quedan solos.
Bill'e hâlâ kör olduğunu söylemek zorunda kalır.Se ve obligado a admitir, ante la estupefacción de Bill, que está ciego.
Rory, iki Amy'den birini seçmek zorunda kalır.Rory debe elegir ahora qué Amy desea.
Bu yüzden çekilmek zorunda kalır.En consecuencia, tuvo que retirarse.
Açık Kitaplar - Yazı Kalır (1. bas.).Los antecedentes de la escritura del libro.
Ölümüne kadar da Venezuela vatandaşı olarak kalır.Es necesario recuperar nuestra dignidad como ciudadanos venezolanos.
Ne var ki Elene yaşlı adamdan hamile kalır.Así pues, la hembra queda embarazada por el macho.
Daha sonra da bayılır kalır.Luego, se desmaya.
Paramız bize kalır.Tengo el dinero.
Ancak Smolensk'i almayı başaramayan Ruslar 1634 Polyanovka Antlaşması'nı imzalamak durumunda kalırlar.No pudieron recuperar Smolensk, debiendo aceptar el Tratado de Poliánovka en 1634.
Michael ve Sara baş başa kalırlar.Lincoln y Michael dejan sola a Sara.
Dediler: - Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?Dijo, “¿Porqué no nos grabamos mientras lo hacemos?
Oyuncular genelde kendi pozisyonunda kalır.Los actores habitualmente tienen su propio horario de trabajo.
Taylar anneleri ile birlikte kalırken erişkin erkekler tek başına yaşarlar.Las crías permanecen con su madre, mientras que los machos adultos viven solos.
Sözler şöyleydi; Eğer benden önce ölürsen, dünyada benim olan ne kalır?Cuando el porvenir se nos muere antes que nosotros, ¿qué hacemos en el mundo?
Bu süre içerisinde tamamen hareketsiz kalır.Desde entonces está en total inactividad.
Bill, askerlerle kalırken; Doktor ve Nardole, TARDIS'le buldukları laboratuvara gider.Bill se queda atrás, mientras el Doctor y Nardole viajan en la TARDIS al laboratorio.
Buna Bartolo ve Basilio şaşıp kalırlar ve bu Rosina'nin alaylarına konu olur.Bartolo y Basilio están asombrados y Rosina se burla de ellos.
Birdenbire elektrik kesilir ve Sungmin kayıt odasında mahsur kalır.De pronto, la energía se corta y Sungmin es atrapado brevemente dentro de la cabina de grabación.
Öldüğünde Phoebe'ye onun taksisi ve apartman dairesi miras kalır.Después de la muerte de su abuela, Phoebe heredó su taxi amarillo y un apartamento en Nueva York.
Ama sonucsuz kalır."Sería interminable ...
Bunu yerine Mustafa'ya hamile kalır.Al final queda embarazada de Octavio.
1971 yılından beri pound kalır fakat bir yüzlük birime bölünür.Desde la decimalización en 1971, la libra está dividida en 100 peniques.
Katie evde Randy ile birlikte kalır ve kızların banyosunda Kanlı Mary oyununu oynarlar.Katie se queda sola con Randy en la casa y le pide que jueguen a "Bloody Mary".
Böylece kadının göğsü açıkta kalır.Abrir su pecho a alguien.
Diziden on beş bölüm uzak kalır "Bad Blood" bölümünde can alıcı bir rolle geri döner.Tras 15 episodios de ausencia, Pope vuelve en "Bad Blood", jugando un papel de vital importancia.
Tenten gider, ama çok geç kalır.Bartolo entra pero es demasiado tarde.
Sen nereye gidersen ben de oraya gideceğim, sen nerede kalırsan ben de orada kalacağım.Me acompañaré siempre, donde sea que vaya.
Asla dakik değildir ve her zaman bir yerlere geç kalır.Asegura que llega siempre tarde a todas partes.
Sandy evliliğini kurtarmak için hayati önem taşıyan bir karar vermek zorunda kalır.Stan decide que sólo queda una cosa por hacer si quiere salvar su matrimonio.
Ölmeleri üzerine hepsi Hasbî'ye kalır ama o da yiyemeden ölür.En cambio, ellos habrían sido perseguidos por todo el pueblo y muertos.
Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur (gode) kalır.(¡Mierda!) cuando algo malo (sin importar la magnitud) le ocurre.
Beth yürürken, aylaklara rastlar ve gizlenmek zorunda kalır.Mientras Beth está caminando, varios caminantes aparecen y que se ve obligada a esconderse.
Stevenage güneyde Welwyn Garden City ve kuzeyde Letchworth Garden City arasında kalır.Se encuentra entre Letchworth, al norte y Welwyn Garden City, al sur.
Kesenin içine girdikten sonra her biri ilerleyen 100 gün boyunca bir meme ucuna bağlı kalır.Una vez dentro de la bolsa, cada uno de ellos permanece unido a un pezón durante los siguientes cien días.
Geride çok az sayıda Çek ve Slovak komünist kalır.Una pequeña cantidad de checos y eslovacos comunistas permaneció en Siberia.
Burada öğretmen yetiştiren okulda kalır.Por esto, siguen en la escuela cuando enloquece el profesor.
1975 ve 1976 yıllarında Küba dışında çok az yabancı kuvvet Angola’da kalır.En 1975 y 1976 la mayoría de las fuerzas extranjeras, con la excepción de Cuba, se retiraron.
Soğuk bir taş ısınarak sıcak olabilir, rengi değişebilir ancak cevher hep aynı kalır.Pedro cambiará de color cuando se le pase el susto, pero la nieve siempre será blanca.
Abonelik, etkinleştirme tarihinden itibaren 1 yıl aktif kalır.Válido hasta una hora después de su adquisición.
Kısa süre içinde kadın hamile kalır ve bir kız çocuğu dünyaya getirir.La mujer está embarazada, y pronto da a luz a un niño.
Sonraki sabah, Nina yalnız uyanır ve provaya geç kalır.A la mañana siguiente, Nina se despierta buscando a Lily descubre que esta sola y tarde para el ensayo.
İş kesmenin servisi sağlanana kadar da hat aktif durumda kalır.La empresa se mantiene activa hasta que entra en suspensión de pagos.
Bir süre burada kalır ve para kazanmak için iş yaparlar.¿Querías que nos quedáramos y siguiéramos ganando dinero para ti?
Lüks otellerde onun adıyla kalır.Tiene una cadena de hoteles a su nombre.