Bu nedenle Niko kendi seçimini yapmak zorunda kalır.Kristina s'interroge alors sur ses propres choix.
Köleler iaşe kaynaklarından uzaklaşmış ve etrafı çevrilmiş durumda kalır.Les esclaves s’enfuyaient de la maison de leurs maîtres et se retiraient près de lui.
Dilber yalnız ve çaresiz kalır.Jedermann est désormais seul et désespéré.
Soluk yeşil iğnemsi yapraklar 5 sıralı sarmal dizilmiştir ve sürgün üzerinde 4-5 yıl kadar kalır.De couleur vert foncé, elles sont persistantes pendant 4 ou 5 ans.
Ancak Donna Noble (Catherine Tate) içeride kilitli kalır.Elle est également la voix de Donna Noble (Incarnée par Catherine Tate) dans Doctor Who.
Boz tilki muhtemelen monogamidir ve yaşam süresince çift olarak beraber kalırlar.Le fennec est monogame et les couples restent unis toute la vie.
Hamile kalır, ve çocuğu evlatlık vermeye karar verir.Elle se retrouve accidentellement enceinte et décide de garder le bébé.
Ne var ki Elene yaşlı adamdan hamile kalır.House s'occupe d'un homme enceint.
Yaprakları her daim yeşil kalır yaprakları zambak yaprağına benzer.On plantera partout des arbres toujours verts comme des balais.
Tüm süreç boyunca Rufus sadece Ron'un cebinde kalır.Sur Atlantis, Ronon reste pendant tout son temps au chevet de Weir.
Beecher, Aryanların lideri Schillinger'le aynı koğuşta kalır, tecavüze uğrar.Beecher témoigne contre Schillinger, qui est déplacé en isolement.
Evren'e kalırsa Yıldız onu hiç unutmamıştır.Même s'il n'a jamais rencontré la vedette, il la connaît intimement.
Bu kadın yolunu kaybedince bir ağacın altında uyuya kalır.À la nuit tombée, s’endort dans un trou d’arbre.
Bir kuram her zaman kuram olarak kalır.Un exemplaire est toujours en service.
Sonraki sabah, Nina yalnız uyanır ve provaya geç kalır.Le lendemain matin, Nora réveille Duck qui va être en retard à son travail.
Birkaç sene Japonya'da kalır.Elle travaillera deux ans au Japon.
Carl, silah çekerek annesini öldürmek zorunda kalır.Il vous faut, alors, les tuer à l'aide de votre arme.
3 ay evden çıkmaz ama daha sonra çıkmak zorunda kalırlar.Dégagé 3 mois plus tard, il ne sera pas remis en service.
Burada yaklaşık on yıl kalırlar.Il y restera près de dix ans.
Devamlı suyun içinde kalırlarsa çürürler.Ceux-ci restent continuellement en eau.
Geriye sadece Nica kalır.Restes du donjon.
Egesel hiç altta kalır mı, o da, “Burada olsaydın lehinde oy verecektin’ der.Il fallait s'excuser avant ». « Qu'on vote ou pas ça change quoi ?
Krişna öyle büyür ki Kāliyā onu bırakmak zorunda kalır.Marky trouve quelque chose qui lui permet de grandir.
Jenny, Forrest’ın yanına geri döner ve bir müddet onunla kalır.Jenny vient retrouver Forrest à Greenbow et emménage avec lui.
Ve öldüklerinde bütün malları devlete kalırdı.À sa mort, il leur laissa tous ses biens.
Yaz tatillerinde ise orada kalır.C'est là qu'il meurt durant les vacances d'été en 1990.
Angel, Cordelia'ı öldürmek için gider ama çok geç kalır.Angel part à la recherche de Cordelia mais sans succès.
Kuyrukları yukarı doğru dik durur ve nadiren hareketsiz kalır.Leurs tiges épaisses se dénudent généralement dans le bas et se ramifient peu.
Bir süreliğine işi bırakan Tina, parasızlık nedeniyle yeniden işe dönmek zorunda kalır.Après quelques années à Tallinn, il doit à nouveau déménager par manque de travail.
Çiftler sosyal olarak tekeşlidir ve eşlerden biri ölünceye kadar birlikte kalırlar.Les couples restent unis jusqu'à la mort ou la disparition de l'un des deux partenaires.
Sonunda Diaz ülkeyi terk etmek zorunda kalır ve yerine Madero geçer.Puis Valdez quitte le groupe à son tour et est remplacé par Eduardo Madeo.
Kimyasal bakımdan, felsik kayaçlar mafik kayaçlardan kayaç yelpazesinin diğer tarafında kalır.Au plan chimique, les roches mafiques sont à l'opposé du spectre des roches felsiques.
Sonuç olarak piyasada sadece kötü otomobiller kalır.Malgré tout, les ventes restent médiocres.
Çiftler çoğunlukla yıllarca beraber kalır.Le couple y réside depuis plusieurs années.
Artık birbirleriyle iletişim sağlayamayan insanlar kule yapımını bırakmak zorunda kalırlar.Ne pouvant plus se comprendre, les hommes abandonnent la construction de la tour.
Sıklıkla zorbalığa maruz kalır.Il est ainsi souvent lié au stress.
Tokyo'ya geldiğinde etrafa çok yabancı kalır.À son retour au Japon, il a une brève période figurative.
Geriye sadece üç genç kalır ve bir kovalamaca başlar.Elle reste auprès des trois autres garçons et poursuit leur quête.
Bana kalırsa, bu işgali anlayabilmek için bu dönemki öğrenci olayları iyice özümsemek gerekir.J'espère que les étudiants pourront penser à ces problèmes calmement.
Akdeniz defnesi, yaz kış yeşil kalır.Les feuilles persistantes restent vertes l'hiver.
Sütten kesildikten sonra yavrular uzun süre daha, temassız olarak ebeveynleri ile kalırlar.Si la nourriture est abondante, les autruchons seront abandonnés beaucoup plus tôt par leurs parents.
Sadece haptofor grubu sabit kalır.Seul le collège des pontifes peut la lever.
Ama sonucsuz kalır.Elle est infinie.
Ferit hayretler içinde kalır.Dora vivra de folles aventures.
Ama tekrar İngilizlere karşı savaşmama sözü vererek serbest kalır.Il lui propose la liberté s'il prend part à la guerre contre les Anglais.
Bir süre sonra adam Hercule Poirot'ya bakarken yere yığılıp kalır.Plus tard, il apparaîtra énervé lorsqu'il verra son frère Cracker à terre .
Ama sonradan onu kabul etmek zorunda kalır.Plus tard, il accepte.
Kaptan bağırınca kapıyı kırmak zorunda kalırlar.Lorsqu'il se lève, la porte de la chambre claque.
Buradan mahallenin adı Ramazanlar kalır.Ses habitants s'appellent les Ramallawi.
Yoksul insanlar genellikle bu kırılma noktasının altında kalırlar.Les besoins financiers des pauvres se situent généralement au-dessous de ce seuil.
Sen burada oldukça ben kalırım.Mientras tú estés aquí, me quedo.
Banka sekizden ikiye kadar açık kalır.El banco queda abierto desde las ocho hasta las dos.
Ben Pazar günleri evde kalırım.Me quedo en casa los domingos.
Tom okula nadiren geç kalır.Tom no suele llegar tarde a la escuela.
Tom nadiren geç kalır.Tom rara vez llega tarde.
Tom genellikle beş yıldızlı otellerde kalır.Tom suele quedarse en hoteles de cinco estrellas.
Ailem işteyken evde yalnız kalırım.Me quedo solo en casa mientras mis padres trabajan.
Sorun çözümsüz kalır.El problema sigue sin resolverse.
O, Pazar günleri her zaman evde kalır.Siempre se queda en casa los domingos.
Pazar günü genellikle evde kalırım.Normalmente me quedo en casa los domingos.