Bruce hayretler içinde kalır.Bruce continue de recevoir des énigmes.
Kabul edilir ve orada kalır.Elle fut refusée et il resta en place.
Paramız bize kalır.Il est en argent.
Gibonlar bütün ömür boyunca tek bir eşe sadık kalırlar.Les couples de cahows restent fidèles toute leur vie.
Tersine, kendisi ceza ödemek zorunda kalır.Il requiert pour lui-même la peine de mort.
Zamanla beraber olurlar ve Madonna hamile kalır.Là, ils s'unirent et Méduse tomba enceinte.
Yavrular birkaç hafta emzirilir ve uzun süre annelerinin yanında kalırlar.Ceux-ci sont ensuite allaités pendant deux mois et restent très longtemps auprès de leurs parents.
Öldüğü takdirde iki bin kişi işsiz kalır.Deux mille emplois disparaissent alors.
Lokavt süresince işçilerin iş sözleşmeleri askıda kalır.Reste l'intervention des représentants du personnel au cours des procédures de licenciement.
İzleyici yalnız kalır.L'aveugle reste seul.
Augustus Hill, yakalanırken sakat kalır ve cezaevinde tekerlekli sandalye ile dolaşır.Augustus Hill est un prisonnier en fauteuil roulant.
Geriye sadece 3 ev kalır.Il ne resta de Puzieux que 3 maisons.
1820 yılında gönderildiği Nepal'de 1843 yılına kadar kalır.Il est envoyé au Népal en 1820 et il y demeure jusqu’en 1843.
Öldürülse bile ahtapotları hala bitkilerin üstünde kalır.A maturité, les épillets persistent sur la plante.
Justin'e tutkun kalır.Seul Justin reçoit du réconfort.
Ama her zaman sinirli kalır.Il est aussi tout le temps nerveux.
Léon Gambetta'yı direniş savaşı vermeye ikna etse de Gambetta hükümette azınlıkta kalır.Mais Léon Gambetta, bien que d'accord, est mis en minorité au sein de son gouvernement.
Peynirler mahzenlerde iki veya üç ay kalır.Le fromage doit rester au moins 14 jours en cave.
O üç yıl bu ülkede kalır.Il restera trois jours dans cette ville.
Bu şekilde "v" birinci harf olduğu için aynı kalır.Elle est considérée comme la première "GTi".
Kore, Zagreus’a hamile kalır.Zaïnaba est enceinte de Hugo.
Eğer bulursa, siyah oyuncu siyah oyuncu olarak kalır.En cas de nulle, le joueur ayant les Noirs est déclaré vainqueur.
Sami, yaşlı adama nasıl davranacağına karar vermeke çelişkiler içinde kalır.Stella doit prendre une décision importante au sujet de son ex-copain.
Fakat ikisi de sonsuza kadar ayrı kalırlar.Ils en reviendront tous deux changés à jamais.
Böylece Voldemort tek başına kalır.Alors Corniot reste seul.
Aksine eğer güzel sesiniz yoksa sahnede ne yaparsanız yapın gölgede kalırsınız.S'il ne fait pas beau, quelles que soient les autres conditions, je reste au lit.
Kar ortalama 3 ay yerde kalır.La neige recouvre le sol trois mois durant.
Tenten gider, ama çok geç kalır.On se précipite à la prison mais il est trop tard.
Bu süre içerisinde tamamen hareketsiz kalır.Ici, tout est calme pour le moment.
Ayzenştayn daha sonra Turgenyev'in kurgusundan olan doğrudan kaynakları kaldırır fakat filmin ismi aynı kalır.Eisenstein retira ensuite du film toute référence directe à Tourgueniev, excepté le titre.
Sihirli Ayna ona gerekli bilgileri vermek zorunda kalır.Le régent doit lui remettre un obélisque magique.
Sonunda yine arabasız kalırlar ve yol ise çok uzaktadır.Le véhicule démarre, et le voyage dure longtemps.
Artık yeni bir tahliye noktasına ulaşmak zorunda kalırlar.Une seconde voie permettra d'avoir un point de croisement supplémentaire.
Öykü bir sabah okula geç kalır ve taksiyle gitmek zorundadır.Charles prend des cours le matin et travaille l'après-midi.
2. Doctor böylece Zaman Lordları'na ihanet etmek zorunda kalır.Le Docteur continue d'être jugé par les Seigneurs du Temps.
Sen nereye gidersen ben de oraya gideceğim, sen nerede kalırsan ben de orada kalacağım.And in this journey we go, but in this place we’ll stay.
En sonunda örümcek adam sağ kalır.Le vrai Spider-Man se réveille enfin.
Ve sunucu devre dışı kalır.Le cloître resta donc inachevé.
Bu sırada sıradan ölümlülerin dertleriyle uğraşmak zorunda kalır.Il doit être compréhensible pour le commun des mortels.
Biraz onunla kalır.Il reste depuis auprès d'elle.
ABD, nükleer saldırılar altında kalır...Les États-Unis ont adopté une échelle des accidents nucléaires.
Dişileri eylül ayına kadar sağ kalır.Les réserves de vivres suffiront pour tenir jusqu'à la mi-septembre.
Bazen bir koloni kraliçesiz kalır ve yeni kraliçe yetiştirmekte zorlanır.Périodiquement, la colonie détermine qu'une nouvelle reine est nécessaire.
Yalnız kalırsa sıkılıp evdeki eşyaları kemirebilirler.Une fois synchronisés, ils peuvent être débranchés et déplacés ailleurs.
Kalıcı kar katmanları uzun süre şehirde kalır.Néanmoins, l'artisanat s'implante durablement dans la ville.
Günümüzde Irak sınırları içerisinde kalır.La Birmanie lui doit ses frontières actuelles.
Fakat Bing Bong orada kalır.Bong en fait partie.
Daha sonra Michael'a ve Kate'e İngilizce bildiğini açıklamak zorunda kalır, sonunda kocası da durumu öğrenir.Susan découvre enfin la vérité à propos de Mike et Katherine et apprend également que Bree était au courant.
Bir gün Jack çok hastalanır ve Charlie doktor çağırmak zorunda kalır.Quand John tombe malade, un médecin vient le voir.
Oyuncu Yuri'nin cesedi ile beraber bir hafta sonu aynı sınıfta kalır ve çürümesini izlemek zorundadır.Il restera donc deux jours en salle de classe, près du cadavre de Yuri qui se décomposera au fil des jours.
Semeni mezarın üzerinde kalır ve hiç kimse dokunmaz.Aucun dommage ne lui est associé et il ne toucha aucune terre.
Kış mevsiminde tamamen beyaz bir renge kavuşur, sadece kuyruğunun ucu siyah kalır.La mue automnale lui confère un pelage hivernal blanc, où seul le bout de la queue reste noir.
Kane'in onu kurtarma çabası sonuçsuz kalır.La tentative de réinsertion de Tony Blundento peine à le satisfaire.
O sırada Dan oradadır, ve alevlerin arasında kalır.Celui-ci prend feu et finit en cendres.
Bu yüzden çekilmek zorunda kalır.Vous allez donc vous retirer.
Hulli ölümüne kadar Assur’a sadık kalır.Il est à noter qu'il restera fidèle à l'agence Rapho jusqu'à sa mort.
Adam hücrenin ortasındaki kuyuya doğru gitmek zorunda kalır.Le noyau se trouve au milieu de la cellule.
Wiglaf 830'da ülkesine dönüp Mercia bağımsızlığını sağlasa da Wessex fetihleri güvencede kalır.En 830, Wiglaf rend son indépendance à la Mercie.
Kral da mecburen dinlemek zorunda kalır.Le roi fut obligé d'intervenir.
Ben, Alex ve ada arasında bir seçim yapmak zorunda kalır.Elle doit choisir entre lui et Alex.