Ana içeriğe geç
Sözlük

kalır ile cümle

kalır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
İki yeni çift yalnız kalırlar.Nun sind die beiden Schwestern alleine.
Ölmeleri üzerine hepsi Hasbî'ye kalır ama o da yiyemeden ölür.Er stieg auch auf von den Toten und machte so die Auferstehung aller von den Toten möglich.
Adamdan hamile kalır.Sie wird von ihm schwanger.
1815 yılında Kolombiya İç Savaşı sırasında şehir büyük bir yangına maruz kalır.Im Jahre 1885 wurde die Stadt Opfer eines Großbrandes im kolumbianischen Bürgerkrieg.
Yatağına yatar ama bir süre uyanık kalır.Sie steigt zu ihm ins Bett, doch er schläft ein.
Ağaç üzerinde 5-10 yıl kadar kalır.Sie bleiben vier bis fünf Jahre am Baum.
Bu kuşaktaki iklimlerde aylar boyunca toprağın karla örtülü kalır.Nach den damaligen Angaben soll der Boden für Monate durch das Blut verfärbt worden sein.
Maçtan sonra arka alanda Ambrose, Rollins'e yine bu tarz durumlarda kalırsa yardım etmeyeceğini söyledi.Im Backstage-Bereich erklärte Ambrose Rollins, dass er ihm nicht mehr helfen würde.
1918'de Hitler'in bulunduğu alay bir gaz saldırısına maruz kalır ve Hitler geçici bir süreyle kör olur.Hitler war in einen Gasangriff der Engländer geraten und vorübergehend erblindet.
Paramız bize kalır.Nur noch Geld.
Fakat en sonunda Harry ve Eddie karşı karşıya kalırlar.Und am Ende sind Jenny und Harry ein Paar.
Ancak görüşmeler kısa sürede sonuçsuz kalır.Die Verhandlungen stocken jedoch bald.
Hayatını fuhuş yaparak kazanmak zorunda kalır, ta ki suçsuz olduğu bir cinayette sanık durumuna düşene kadar.Sie können aber erst in Frieden ruhen, wenn ihr Mord gerächt ist.
Mahkeme kararıyla serbest kalır.Das Gericht ist in seiner Entscheidung dabei frei.
Ada, Şili'nin bağımsızlığını kazanmasından sonra bile İspanyolların elinde kalır.Die Insel blieb selbst nach der Unabhängigkeit Chiles noch in spanischer Hand.
Oyuncu Yuri'nin cesedi ile beraber bir hafta sonu aynı sınıfta kalır ve çürümesini izlemek zorundadır.Der Protagonist verbringt das Wochenende mit der Leiche von Yuri.
Kozalaklar ilk yılda olgunlaşmamıştır ve 1-2 yıldan daha fazla kalır.Das Wurzelwachstum ist zu diesem Zeitpunkt aber noch nicht abgeschlossen und dauert weitere 1 bis 2 Jahre.
Ama ağır bir hastalık yüzünden şarkıcılık kariyerini bitirmek zorunda kalır.Eine schwere Tuberkuloseinfektion beendete jedoch ihre Laufbahn als Sängerin.
Kral da mecburen dinlemek zorunda kalır.Der König hört das und erfüllt ihren Wunsch.
Bu tırpan hareketi durdurulamayınca İngilizler geri çekilmek zorunda kalırlar.Da dies keine großen Schäden brachte, mussten sich die Briten zurückziehen.
Gibonlar bütün ömür boyunca tek bir eşe sadık kalırlar.Albatrospaare bleiben ein Leben lang treu.
Bunun sonucunda birtakım hayati organlar (böbrek, kalp, beyin) kansız kalır ve ölüm meydana gelir.In Folge davon erkrankte er an schwerer Wassersucht und war dem Tode nahe.
Yavrular 2-3 yıl kadar annelerinin yanında kalır.Die Jungtiere bleiben rund zwei bis vier Jahre bei der Mutter.
Ancak Japonlar kalırlar.Also bleiben nur die Franzosen übrig.
Geriye sadece 3 ev kalır.Lediglich drei Häuser blieben stehen.
Ailenin Jason ile sürekli bir yana tartışması sonucu Jason ile savaşmak zorunda kalır.So kommt es, dass die Gruppe Jason fortwährend provoziert.
İğne yapraklar dökülmeden ağaç üzerinde 3-6 yıl kalırlar.Die Nadeln verbleiben zwischen drei und sechs Jahren am Baum.
Sözler şöyleydi; Eğer benden önce ölürsen, dünyada benim olan ne kalır?Die zitierten Worte wären dann: „Wenn ich den Tod soll leiden, so tritt du denn herfür.
Bu yüzden çekilmek zorunda kalır.Er musste dabei zurückziehen.
Stark ağır yaralanır ama sağ kalır.Nate wird verwundet, überlebt allerdings.
Yüksek gelgit bölgesi, her yüksek gelgit sırasında sular altında kalır.Das Dorf ist somit bei jedem Hochwasser stark gefährdet.
Ama devlet yetkilileri ilgisiz kalır.Die Pflichten des Mitgliedstaats bleiben unberührt.
Evren'e kalırsa Yıldız onu hiç unutmamıştır.Da dieser den Glauben an den Stern verloren hatte, konnte er ihn nur nicht mehr sehen.
Baba ve oğlu yurtdışında kalırlar.Vater und Sohn bleiben sich fremd.
Bunun sonucunda ise korsanlar işsiz kalır.Dort angekommen erwartet die Piraten eine Enttäuschung.
Sıklıkla zorbalığa maruz kalır.Es steht häufig im Zusammenhang mit Müdigkeit.
Böylece baskın tat espresso olarak kalır.Man benötigt einen bestimmten Druck für einen Espresso.
Gulf Stream akıntıları sayesinde şehir yıl boyunca ılık kalır.Dank des Golfstroms ist der Hafen das ganze Jahr über eisfrei.
Fener balığı çok lezzetli bir balıktır, ve eti pişirildikten sonra bile hala beyaz ve sağlam kalır.Seeteufel haben ein gutes Fleisch, das auch nach der Zubereitung fest und nahezu weiß bleibt.
Fakat her ikisi de şaşırıp kalır; çünkü dolapta sadece Susanna bulunmaktadır.Bei beiden Geschlechtern sind die Schienen (Tibien) dornig.
Bebek panda bir buçuk seneden uzun bir süre annesinin yanında kalır.Ein Kalb bleibt etwa eineinhalb Jahre bei seiner Mutter.
Ancak Kösem, sevdiği herkes gibi, onun da ölümünü izlemek zorunda kalır.Den Nächsten aber, gleich wie mich, Will wegen Deiner lieben ich.
Mısır prefect'i genellikle makamda üç ya da dört yıl kalırdı.Die Gouverneure der Moguln wurden meist alle 3–4 Jahre in ein anderes Jagir versetzt.
Havzasının %80'i Düzce ili sınırlarında kalır.80 % der Pisten sind leicht oder mäßig schwierig.
Boz tilki muhtemelen monogamidir ve yaşam süresince çift olarak beraber kalırlar.Graufüchse sind wahrscheinlich monogam und bleiben ein Leben lang paarweise zusammen.
Ölmeyen oyuncunun eşyaları kalır.Spielarten einer verlorenen Verortung.
Çiftler sosyal olarak tekeşlidir ve eşlerden biri ölünceye kadar birlikte kalırlar.Die Paare bleiben normalerweise zusammen, bis ein Partner stirbt.
Fakat askerimiz amacına ulaşsada geç kalır.Seine Verfolger kommen zu spät.
"Ben giderim şarkım kalır.Mein Lied geht weiter.
İri yarı karısından bir hayli korkan Charlie, çoğu zaman paranın çoğunu ona vermek zorunda kalır.Seine Frau Osan gibt ihrem großspurigen Bruder des Öfteren Geld aus dem Bestand ihres Mannes.
Bir karşılaşma sırasında Doo-young kaza geçirir ve judoyu bırakmak zorunda kalır.Die verpasste Gelegenheit Judo unter einem gemeinsamen Dach zu betreiben.
Polis karısının kaybolması ile ilgili soruşturmada hiçbir kanıt bulamaz ve anlatıcı serbest kalır.Da die Polizei aber nicht genug Beweise hat kommt er frei.
1421 yılında Niccolò Sumatra Adasına geçerek bir yıl burada kalır.Um 1421 blieb er für ein Jahr in Pedir (Nord-Sumatra).
Buna rağmen konvoyun büyük kısmı yok olur ve askerler gecenin karanlığında savaşmak zorunda kalır.Währenddessen geht die Sonne unter, sodass die meisten Aufgaben bei Dunkelheit zu bewältigen sind.
Batı ve güney kıyıları her zaman aynı kalır.Die Ost- und die Südseite sind jeweils zweiachsig.
Buraya ailesi ile birlikte gider ve bir zaman burada kalır.Sie hat ihre Familie verlassen und will nun für immer bei ihm bleiben.
Aynı zamanda sözü geçen 4 parçacıktan sadece bir tanesi kalır.Auch von den vier Decksteinen war nur einer erhalten geblieben.
Andy'nin annesi Karen, bir gün akşam mesaisine kalır.Die Eltern von Anne verreisen für einen Tag.
Daha fazlasını beklemem çünkü beklediğimle kalırım.Warum klinge ich, als wenn ich mehr erwarten würde.
Bazen çalarak, bazen dilenerek hayatta kalır.Manchmal möchte man wegsehen, manchmal muss man schlucken.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod