kadınları ile cümle
kadınları kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
8
ORT. KELİME
Erkekler ve kadınların yarışma takvimi oldukça benzerlik göstermekteydi.Die Wettbewerbe für Frauen und Männer waren weitestgehend angeglichen.
Henüz 14 yaşındayken kadınların seçme ve seçilme hakkı üzerine yapılan toplantıya katılmıştır.Bereits im Alter von 14 Jahren nahm sie an ihrer ersten Versammlung über das Frauenwahlrecht teil.
Suudi Arabistan'da umuma açık alanlarda kadınların bedenlerinin tamamını kapatmaları zorunludur.In Saudi-Arabien ist das Verschleiern von Frauen in der Öffentlichkeit Pflicht.
Susan B. Antony’nin derneğin başkanı seçilmesiyle kadınları seçim hakkı konusundaki çabalar artmıştır.Gemeinsam mit Susan B. Anthony setzte sie sich für das Frauenwahlrecht ein.
Çeşitli yalanlar söylediği kadınların tümüne de umut vermiştir.Auch seine Freundschaften zu Mädchen sind von Lügen geprägt.
Friedan, kadınların kurtuluş çabalarında erkeklerin etkin olmaları gerektiğini inandı.Friedan war der Ansicht, Männer sollen aktiv in die Emanzipationsbestrebungen von Frauen einbezogen werden.
Kadınların özellikle hadis ilmine yöneldiği görüldü.Besonders von Frauen wurde erwartet, dass sie ihre Trauer öffentlich zeigten.
Kadınların dans ederken kullandıkları çizmeleri de boncuk işlemelidir.Der Tanz wird mit Stiefeln getanzt, die Frauen tragen Röcke.
Tecavüze uğrayan kadınların sayısının 200’ü aştığı tahmin edilmektedir.Die Zahl der vergewaltigten Frauen wird auf bis zu 200.000 geschätzt.
Kız çocuklarının babalarına, kadınların ise eşlerine hizmet etmesi gerekirdi.Auch betreute sie die Kinder von Müttern, die arbeiten mussten.
Kadınların tamamı köle de değil Gorda.Du bist nicht allein, Sklave!
Kadınların yüzsüz maskeleri (ellangualek arnartaq yurarcuun) de vardır.Die weiblichen Zapfen stehen an den Enden kurzer Triebe.
Kadınların fendi sonunda galip gelmiş olur.Diese sollen dann die Ehefrauen der Wärter erhalten.
Kadınları şalvar giymekte ve başlarına çember denilen yazma örtmektedirler.Ein Handbrevier für Hochstapler und solche, die es werden wollen.
Ressamlar ve Kadınları.Dichter und Frauen.
1869 yılında John Stuart Mill The Subjection of Women (Kadınların Köleleştirilmesi) kitabını yayınlamıştır.John Stuart Mill schickte ihr 1868 seinen Brief an die russischen Frauen: The Subjection of Women.
En sonunda 1908’de Prusya’da kadınların üniversiteye kayıt yaptırmalarına izin verilmiştir.1908 wurde den Frauen das Studium in Preußen allgemein erlaubt.
Bu dergideki yazılarında kapitülasyonların kaldırılması, kadınların özgürleştirilmesi fikirlerini savundu.Jedenfalls scheint der Umzug gemäss Stiftungsbuch die Frauen entzweit zu haben.
1915 yılında Danimarka anayasasının değişmesi ile de kadınların seçme hakkı Danimarka’da kabul edilmiştir.Außerdem wird an die Einführung des Frauenwahlrechts in Dänemark im Jahre 1915 erinnert.
Birçok durumda özellikle kadınların yaşamına eğilmişti.Dargestellt wurden in besonders großer Zahl Szenen aus dem Leben der Frauen.
Zulma ona bunun kadınların bir ortak sorunu olduğunu söyler.Girlfriend beschreibt das Gefühl eine weibliche Partnerin zu haben.
Katledilenlerin içinde kadınların da olduğu görülmüştür.Seine Helfer waren ebenfalls Hinterbliebene der ermordeten Frauen.
Kadınların IPAH’lı olma olasılığı erkeklerin neredeyse 3 katıdır.Das Missbrauchsrisiko für Mädchen ist dreimal höher als für Jungen.
Cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi ve kadınların güçlendirilmesi.Verbessern des Geschlechterverhältnisses und Fördern von Gleichberechtigung.
Beni Müstalik Kadınları ve çocukları esir düştü.Es beherbergt weibliche und männliche Gefangene.
Üfürükçülük yapar, Evde kalmış yaşlı kadınların kısmetini açar.Maßnahmen zur Prävention von Stürzen bei älteren Menschen, die zuhause leben.
Aynı zamanda her ikisi de kadınların sadakatsızlığı yüzünden bunun ortay çıktığına inanmışlardır.Wegen dieser Zerstreuungen halten ihn beide Frauen für untreu.
Savaş koşulları İsviçre'ye gidebilecek kadınların sayısını sınırladı.Es handelt sich dabei um die Möglichkeit einer Kontingentierung der Einwanderungen in die Schweiz.
O ikisi kendi kadınlarını ise evde sakladılar.In ihrer Wohnung kommt es zwischen den Beiden nun doch noch zum Äußersten.
Kaçırdığı kadınları tutsak edip evlendiğine inanılır.Dabei ergriffen sie alle unverheirateten Mädchen, derer sie habhaft werden konnten.
İslam dininde kadınların tesettürlü ve gösterişsiz giyinmesi gerekir.Alle Bürokräfte dürfen und sollen sich zwanglos kleiden.
Özellikle kadınların bu sahadaki faaliyetleri çok büyük rağbet görmektedir.Vor allem die Frauen hatten ein großes Vergnügen an der Sache.
Artık o küçük düşürülmüş kadınların intikam iblisidir.Sie wollte Rache für die erlittenen Demütigungen üben.
Erkek iç giyiminde, kadınlarınkinden farklı olarak göğnek boyları kısadır.Im oberen Teil enthalten sie jeweils männliche, im unteren Teil weibliche Blüten.
1957 - Evli Kadınların Uyrukluğu sözleşmesi imzaya açıldı.1954 Das Beschäftigungsverbot für verheiratete Frauen im öffentlichen Dienst wird annulliert.
1904 yılında Berlin’de kadınların oy hakkı için bir dünya federasyonu kurulmuştur.1904 gründete sich in Berlin der Weltbund für Frauenstimmrecht (engl.
Bayan, kadınların ad veya soyadlarının önüne gelen bir saygı sözcüğüdür.Adi ist ein männlicher oder weiblicher Vorname bzw. Familienname.
Böylece başı derde girmiş kadınların dostu olarak tanınmaya başlandı.Damit kam sie als Ehefrau für standesgemäße Männer nicht mehr in Frage.
"Hukukun cesur kadınları"."Rechte Frauen.
Karakterleri genelde komik kızlar, hizmetkarlar ve işçi sınıfı kadınları içeriyordu.Zumeist mimte sie Menschen der Arbeiterklasse wie Kellnerinnen, Sekretärinnen und Wirtinnen.
Kadınların Tarihi: Ana Tanrıçalardan Hıristiyan Azizelere.Uwe George: Die Zitadelle der vergessenen Christen.
Diğer yandan bu olaylar ile beraber Humeyni kadınları örtünmeye mecbur kılmıştır.Er musste dafür aber die Kommende Hemmendorf (und Rexingen) abgeben.
Muhafazakar cemaatler bu geleneğe kadınları da eklediler.Angeblich stellten die Revolutionären Garden in jüngster Zeit auch Einheiten mit weiblichen Mitgliedern auf.
Bu kadınların histerik ve gergin görüldüğü dönemdi.Die Männer sind bald nervös und gestresst.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Wyoming Bölgesi: kadınların genel oy hakkı bulunmaktaydı.Damit war Wyoming das erste Territorium der USA, in dem das Frauenwahlrecht eingeführt wurde.
Seçimlerden sonra kurultaydaki çoğu üye kadınların oy kullanmaları taraftarıydı.Danach zogen sich viele enttäuscht zurück, die für das Frauenwahlrecht eingetreten waren.
Dolayısıyla Chicago'da kadınların veya çekici kadınların hüküm giyemeyeceği görüşü ortaya çıktı.Er versichert ihr, dass eine hübsche Frau wie sie in Chicago niemals verurteilt werde.
Halhal, kadınların ayak bileklerine taktıkları halka.Weiblicherseits sollen sie auf die Herren von Uster zurückgehen.
Avrupalı kadınları kendi hayatlarında bir yama olarak görür.Die Haddad sind eine afrikanische Ethnie, ihre Lebensumstände gleichen einer Kaste.
Biz, erkekler kadınları beklemeye alışığız.Nous, les hommes, sommes habitués à attendre les femmes.
Kadınların şemsiyesi var.Les femmes ont des parapluies.
Bu kadınları nerede gördün?Où as-tu vu ces femmes ?
Bu, kadınların çoktan bildikleri bir şey.C'est une chose que les femmes savent déjà.
Kadınları gerçekten anlamıyoruz.Nous ne comprenons vraiment pas les femmes.
"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.Et qui te dira ce qu’est la nuit d’Al-Qadr ?
(1900’lerin başlarında kadınların teleskop kullanmalarına izin verilmemekteydi.)(Au début des années 1900, les femmes n'étaient pas autorisées à se servir de télescopes.)
Smithsonian Enstitüsü Caldicott'u 20. yüzyılın en etkili kadınlarından biri olarak isimlendirmiştir.Le Smithsonian Institution a nommé Caldicott comme l'une des femmes les plus influentes du XXe siècle.
Birçok Arap ülkesi, kadınların ulusal seçimler için oy vermesine izin veriyor.Beaucoup de pays arabes permettent aux femmes de voter au élections nationales.
Kadınların yüksek güç ve otorite pozisyonlarına sahip olduğu durumlar vardı.Dans certains cas, des femmes ont occupé de hautes positions de pouvoir et d'autorité.
Kadınların Suudi Arabistan'da özgürce seyahat etme veya hareket etme yeteneği ciddi şekilde kısıtlıdır.La possibilité pour les femmes de se déplacer en Arabie saoudite est sévèrement restreinte.