kabul etme ile cümle
kabul etme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
10
ORT. KELİME
Dünya çapında 85 üyesi vardır ve her yıl yeni üyeler kabul etmektedirler.Veľmi populárne sú tiež výmenné pobyty medzi entitami. Každý rok sa koná celkom päť kongresov.
Kesin bir organ bağışı yapmayı kabul etme prosedürü gerektirir.Na víťazný model mala byť zakúpená výrobná licencia.
Sonunda ilişkiyi kabul etmek için geldi.Nazadnje sta priznala razmerje.
Mart 1879'da Tesla'nın babası Maribor'a gelip oğlunun eve dönmesi için yalvardı, ama o kabul etmedi.Marca 1879 je v Maribor prišel njegov oče Milutin, da bi ga prepričal k vrnitvi domov, a ga je Nikola zavrnil.
Ama Haçlılar bu şartları kabul etmediler.Križarji so njegove pogoje sprejeli.
Ancak bu adamla ilgili anlatılanları yanlış kabul etmektedir.V tej zgodbi je govora o napačnih razumevanjih človeških ukazov.
IBGE ülkede resmen 16 tane büyük "Metropoliten Bölge (Região Metropolitana)"'nin bulunduğunu kabul etmektedir.Turčija ima 16 uradno opredeljenih "državnih metropolitanskih območij".
Bazı tarihçiler 1205'te ölünceye kadar imparator olduğunu kabul etmektedirler.Za cesarja se je razglasil šele leta 1205.
Fransız devleti bu şartı kabul etmedi.Francozi so njegove pogoje zavrnili.
Çok korkan George bunu kabul etmek zorunda kalır.To čast pa je George sprejel kot breme.
Birçok modern tarihçiler bunun doğru olduğunu kabul etmektedirler.Nekateri sodobni zgodovinarji so prepričani, da je zgodba izmišljena.
Ama Valide Sultan onun tavsiyesini kabul etmedi.Križarji se za njegov nasvet niso menili.
Ancak Arapların kullandıkları aruz ölçüsünü olduğu gibi kabul etmediler.Takšen smodnik so uporabljali že Arabci.
Hitler bu planı kabul etmedi.Hitleriui šis planas nepatiko.
22 Mart tarihinde, Litvanya ültimatom koşullarını kabul etmek zorunda kaldı.1939 m. kovo 22 d. Lietuva buvo priversta priimti ultimatumą.
Ancak Livorno yönetimi istifasını kabul etmedi.Nepaisydamas to, Guderianas įsakymui nepakluso.
Fakat Athletic Bilbao teklifi kabul etmedi.Athletic Bilbao taurę laimėjo be kovos.
Türkiye Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti'ni Çin'in tek yasal temsilcisi olarak kabul etmektedir.1976 m. lapkritį TOK pripažino Kinijos Liaudies Respubliką kaip vienintelę teisėta atstovę.
Fakat bilim insanları şimdi eserin ustanın gerçek bir çalışması olduğunu kabul etmekteler.Net dabar mokslininkus stebina, kaip arti tiesos buvo Struvė.
Fakat bu görevi kabul etmedi.Galbūt jis buvo nevertas eiti šias pareigas.
Fakat konferans temsil heyetini resmi olarak kabul etmedi.Pati grupė to oficialiai nepatvirtino.
Sonunda ilişkiyi kabul etmek için geldi.Galiausiai ateina priėmimas.
Teklifimi kabul etmedi.Jis nesutiko su mano pasiūlymu.
Teklifimi kabul etmedi.Ji nesutiko su mano pasiūlymu.
Ama onu kabul etmek durumunda değilim (...)Inimene ei pane tähele selle teid (...)
Halk onu Doçe olarak kabul etmedi.Publik ei võtnud neid hästi vastu.
Ama sonradan onu kabul etmek zorunda kalır.Hiljem võeti ta siiski omaks.
Sırbistan bölgeyi hala kendi toprağı olarak kabul etmektedir.Šveitsit peab ta oma teiseks koduks.
Babası annesi ile hiç evlenmedi, hatta 16 yaşına kadar çocuğu olduğunu bile kabul etmedi.John on väitnud, et ei mäleta ema ega kohtunud temaga enne täisealiseks (21-aastaseks) saamist.
Brezilya, bunları kabul etmek zorunda kaldı.Suurbritannia nõustus sellega.
450'de durmak için zamanında frenlere basamayacağız ve bu değeri aşacağımızı kabul etmek zorundayız.450ppm이 될때까지 기다릴 수는 없겠죠. 오히려 목표를 초과달성할 계획을 가지고 있습니다.
450'de durmak için zamanında frenlere basamayacağız ve bu değeri aşacağımızı kabul etmek zorundayız.Não vamos carregar nos travões a tempo de parar nos 450, por isso temos de aceitar que os vamos ultrapassar.
450'de durmak için zamanında frenlere basamayacağız ve bu değeri aşacağımızı kabul etmek zorundayız.We gaan niet op de rem staan om op tijd te stoppen op 450. We hebben te accepteren dat we erover zullen gaan.
450'de durmak için zamanında frenlere basamayacağız ve bu değeri aşacağımızı kabul etmek zorundayız.אנחנו לא נצליח לבלום בזמן כדי לעצור על 450, כך שאנחנו צריכים לקבל את העובדה שנחטיא את המטרה
450'de durmak için zamanında frenlere basamayacağız ve bu değeri aşacağımızı kabul etmek zorundayız.لن نضع قيوداً على الوقت للوقوف عند 450، لذلك علينا أن نقبل القيام بالتجاوز،
450'de durmak için zamanında frenlere basamayacağız ve bu değeri aşacağımızı kabul etmek zorundayız.(濃度が)超過するということを受けとめ その上で議論の焦点は
ABD, Avrupa ya da Dünya Bankası'nın sunduğu çözümleri kabul etmekle yetinmiyorlar.단순히 자신들에게 전달하는 해법을 받아들이려고만 하지는 않습니다.
ABD, Avrupa ya da Dünya Bankası'nın sunduğu çözümleri kabul etmekle yetinmiyorlar.los Estados Unidos, Europa o el Banco Mundial.
ABD, Avrupa ya da Dünya Bankası'nın sunduğu çözümleri kabul etmekle yetinmiyorlar.США, Європа чи Світовий банк.
ABD, Avrupa ya da Dünya Bankası'nın sunduğu çözümleri kabul etmekle yetinmiyorlar.סתם ככה פתרונות שמונחתים עליהן מלמעלה על-ידי ארה"ב, אירופה או הבנק העולמי.
ABD, Avrupa ya da Dünya Bankası'nın sunduğu çözümleri kabul etmekle yetinmiyorlar.الحلول التي تعطى لهم عن طريق الوﻻيات المتحدة أو أوروبا أو البنك الدولي .
ABD, Avrupa ya da Dünya Bankası'nın sunduğu çözümleri kabul etmekle yetinmiyorlar.受け取るわけではありません 彼らは創造性と 自身の希望と
(Alkışlar) ve onların verdiğim 100 afganiyi adımıza kabul etmelerini diliyorum.(박수) 그리고 우리를 대신해서 100 아프가니스탄화(貨)를 받아갔으면 해요.
(Alkışlar) ve onların verdiğim 100 afganiyi adımıza kabul etmelerini diliyorum.(Applaus) Und hoffen, dass sie die 100 Afghanis (Währung) von uns annehmen.
(Alkışlar) ve onların verdiğim 100 afganiyi adımıza kabul etmelerini diliyorum....e esperar que aceitem estes 100 afeganes em nosso nome.
(Alkışlar) ve onların verdiğim 100 afganiyi adımıza kabul etmelerini diliyorum.Să sper că acceptă cei 100 de afgani din partea noastră.
(Alkışlar) ve onların verdiğim 100 afganiyi adımıza kabul etmelerini diliyorum.(מחיאות כפיים) ולקוות שהם יקבלו את המנחה הזאת של 100 אפגני בשמנו.
(Alkışlar) ve onların verdiğim 100 afganiyi adımıza kabul etmelerini diliyorum.(تصفيق) وعلى أمل أنها سوف تقبل هذا 100 من الأفغاني بالنيابة عنا.
(Alkışlar) ve onların verdiğim 100 afganiyi adımıza kabul etmelerini diliyorum.謝罪にこの100アフガニ紙幣を 受け取ってくれないかと差し出すわけです あと 私はアフガニスタン紛争が
Ama avukatlarým dokunulmazlýđý kabul etmeden onlarla görüţmemem konusunda çok katýydýlar.Ale oni velmi, velmi naléhali, že je zde-- nechtěli, abych se s žalobci setkala bez imunity.
Ama avukatlarým dokunulmazlýđý kabul etmeden onlarla görüţmemem konusunda çok katýydýlar.Mais ils étaient vraiment très stricts : pas de rencontre avec le procureur sans immunité.
Ama avukatlarým dokunulmazlýđý kabul etmeden onlarla görüţmemem konusunda çok katýydýlar.Они не хотят, чтобы я встреча прокурора без иммунитета. [Интервьюер]
Ama avukatlarým dokunulmazlýđý kabul etmeden onlarla görüţmemem konusunda çok katýydýlar.لم أرتكب شيئا لكنهم كانوا صارمين جدا جدا لم يريدوا أن أجتمع بالمدعي دون حصانة
Ama avukatlarým dokunulmazlýđý kabul etmeden onlarla görüţmemem konusunda çok katýydýlar.捜査官らは訴追免除なしの検察官聴取をしようとしませんでした。 [インタビュアー] 確認ですが、それはQueen For A Dayに よる取引、提案文書だったんですよね。
Ama bu bizim için çok rahatsız edici böyle bir dünyada yaşadığımızı kabul etmek.Aber es ist sehr, sehr unbequem für uns zuzugeben, dass wir in solch einer Welt leben.
Ama bu bizim için çok rahatsız edici böyle bir dünyada yaşadığımızı kabul etmek.Ale je pre nás veľmi, veľmi pohodlné v skutočnosti uznať, že žijeme v takom svete.
Ama bu bizim için çok rahatsız edici böyle bir dünyada yaşadığımızı kabul etmek.Bardzo nam nieprzyjemnie przyznać, że żyjemy w takim świecie.
Ama bu bizim için çok rahatsız edici böyle bir dünyada yaşadığımızı kabul etmek.Dar este foarte, foarte inconfortabil pentru noi să recunoaştem că trăim într-o astfel de lume.
Ama bu bizim için çok rahatsız edici böyle bir dünyada yaşadığımızı kabul etmek.Het is zeer, zeer ongemakkelijk voor ons om echt toe te geven dat we in zo'n wereld wonen.
Ama bu bizim için çok rahatsız edici böyle bir dünyada yaşadığımızı kabul etmek.Jenže nám není moc příjemné přiznat, že v takovém světě žijeme.