Eğitimin amacının çocuğun kendi kabiliyetlerini anlayacak duruma getirmektir.L'objectif principal ici est encore d'apprendre à l'enfant à assurer sa sécurité.
Münker ve Nekîr melekleri: İnsanları kabirde ilk sorguya çeken meleklerdir.Chargés par les anges, qui étaient en avant des fidèles, ils se mirent à fuir.
Kongo hükümeti 18 Ocak günü Laurent-Désiré Kabila'nın yaralarından dolayı öldüğünü duyurdu.Kinshasa reconnaît enfin le décès de Laurent Désiré Kabila le 18 janvier.
İlk defa bu kabinede yer alacak bazı bakanlıklar kurulmuştur.C'est la première fois qu'un tel ministère existe au gouvernement.
Orada, Bizanslılar isyankar Moro kabileleriyle uzun süren bir savaşa girdiler.Là, les Byzantins sont engagés dans une guerre permanente contre des rebelles maures.
Aracın kabini de değiştirilmişti.Le système d'échappement de la voiture est également modifié.
Qin Hanedanının kurulmasından önce Çin krallar, soylular ve kabileler tarafından yönetiliyordu.Avant l'établissement de la Dynastie Qin, la Chine est dirigée par un réseaux de rois, nobles et tribus.
Başbakan Hişam Kandili'nin ilk kabinesi 2 Ağustos 2012 yılında sunuldu.Le cabinet de son Premier ministre Hecham Qandil est présenté le 2 août 2012.
7- Kabir azabı yoktur.Charles VII n'intervient pas.
Kabir birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir.Keith est accompagné par diverses personnes.
Beni Gifar kabilesindendi.Avec Gerhard Rühm.
MGR-1 Honest John, Nükleer ve nükleer olmayan başlık kullanma kabiliyetinde bir rokettir.Le MGR-1 Honest John était un missile américain capable d'emporter une ogive atomique.
Bunun üzerine Paşa 'bir yerden İzmir'i görmek kabil midir?' dediler.Allah dit : Est-ce qu’ils cherchent le jugement de Jahiliyyah ?
1 Mayıs 2009'da gerçekleşen kabine değişikliği sonrası Devlet Bakanı olarak 60. Hükümette yer aldı.Le 1er mai 2009 il a été nommé en qualité de ministre d’État au cabinet du 60e gouvernement.
İsrail bu kişileri İsrail'in kayıp kabilelerinden olduğunu dile getirmiştir.Selon lui, certains Japonais sont les descendants des Dix tribus perdues d'Israël.
Bu yüzden kuşlar geçici olarak uçuş kabiliyetinden yoksundur.Ils deviennent alors momentanément incapables de voler.
Aetolia kabileleri saf dışı edildikten sonra bölgenin işgali daha kolay olacaktı.Si les îles de l'Amirauté ont effectivement été évacuées, elles seraient alors occupées.
Kabinede iki kere değişikliğe gidildi.Le Gouvernement fut modifié deux fois.
Ondan öncesinde sadece kızılderili kabileler ve balıkçılar orada yaşıyordu.Seules trois familles de pêcheurs y vivaient alors.
II. Dünya Savaşı sırasında Dachau toplama kampının bir alt kabini burada bulundu.Pendant la Seconde Guerre mondiale, un camp annexe du camp de concentration de Dachau y est situé.
Suzuki'nin askeri ağırlıklı kabinesinin büyük çoğunluğu savaşı sürdürmeyi tercih ediyorfu.Pour l'essentiel, le cabinet de Suzuki, dominé par les militaires, est en faveur de la poursuite de la guerre.
Küçük cüz üç kabileden oluşmuştur.Il était jadis composé de trois petites chapelles.
Bu kabilelerden birçoğu ortak bir dili ve kültürü paylaşıyorlardı.Les trois royaumes partagent une culture et une langue similaires.
1882 yılında Freycinet kabinesinde bakan oldu.En 1882 il est ministre de la Guerre dans le gouvernement Freycinet.
Vagonun vatman kabini.Intérieur de la cabine du conducteur.
R-99B'nin C3I ve Elektronik istihbarat (ELINT) kabiliyetlerinin çoğunu muhafaza eder.Il conserve néanmoins la plupart des capacités C3I et ELINT du R-99B.
Mahallenin en yüksek yedi tepesinde ermiş olduğuna inanılan yedi tane kişinin kabirleri bulunmaktadır.Elle s'ajoute aux sept autres chapelles élevées dans la commune.
Bazı yerlerde aynı hat üzerinde hem sandalyeler hem de kabinler yer alabilmektedir.Le principe consiste à placer sur une même ligne à la fois des sièges et des cabines fermées.
Baba tarafından Beni Temim, anne tarafından Beni Tağlib kabilesine mensuptur.Moi, je suis né dans la faute, j’étais pécheur dès le sein de ma mère.
Bu kabilelerin çoğu yarı-göçebe ve pastoral bir yapıya sahipti.La plupart des grandes et moyennes villes possédaient au moins une brasserie.
Antik zaman Arap Hristiyan kabileleri ya da Araplaşmış Hristiyanlardır (Melkitler).Peu à peu, les cultes païens araméens ou arabes sont remplacés par le christianisme.
Beş Uygar Kabile'nin bugün o topraklarda önemli bir varlığı söz konusudur.Les Cinq tribus civilisées y sont fortement présentes de nos jours.
Göl kıyısında yaşayan kabileler, balıkçılık ve avcılıkla geçinir.Les alentours du lac sont appréciés pour la pêche et la chasse.
Kendisi öylesine bu kabiliyet yarışmasına katıldıysa'da bu onun kazanmasına sebep oldu.Il rajoutait qu'il était très heureux d'avoir gagné cette coupe.
Haziran 2004'ten beri Martine Aubry'nin eski kabine direktörü Jean-Marc Germain ile evlidir.Il est depuis 2004 le mari de Martine Aubry.
Yüzdeki bu kırmızılık kabileyi utandırmış bir durum olduğunun habercisiydi.Parce que c'est une race qui porte la honte sur son visage.
İlk bilinen PEZ kabı, çakmağa benzemekteydi.Le bas du corps, immergé, paraissait être celui d’un poisson.
Örneğin bozguna uğrattığı kabilelerden birinin 53,000 mensubunu hemen köle olarak satmıştır.53000 d'entre eux sont vendus comme esclaves.
Kabine ertesi gün görev için yemin etti.Le cabinet est assermenté le lendemain.
2 Temmuz 2013 tarihinde, 5 kabine üyesi istifasını sundu.Le 25 juin, il relâche quatre femmes otages.
Rakip kabileye yapılan baskında öldürülmüştür.Il fut tué chez lui par une mafia rivale.
Bazı kabız ilaçları da bu yolla etki eder.D'autres médicaments inhibent indirectement cette voie.
Bugün, fotoğraf kabinlerinin büyük çoğunluğu dijitaldır.Elles présentent pour la plupart des œuvres de photographes contemporains.
Bir sonraki kabinede Savaş Bakanlığı'na getirildi.Il fut ensuite attaché au ministère de la Guerre.
Crazy Horse (Çılgın At) Oglala Siu kabilesinin şeflerindendir.Crazy Horse est membre de la tribu des Lakotas Oglalas.
Yine de manevra kabiliyeti, özellikle düşük hızlarda yetersizdi.Malheureusement, leur capacité est nettement insuffisante, surtout aux heures de pointe.
Romalılarla Kelt kabileleri arasında Colchester'da kayıt altına alınan iyi ilişkiler uzun ömürlü olmaz.Les relations cordiales observées à Colchester ne durèrent pas.
Kabile üyeleri hem anne hem de baba tarafının ailelerine dâhil olur.Les mitochondries proviennent alors soit du père soit de la mère.
Kendilerini herhangi bir kabileyle bağdaştırmazlar.Elle n'a aucun lien de parenté avec les autres fées.
Kabı sıkıca kapalı tutun.Trinquet à Ondres.
Osage kabilesi Kendilerini Wazhazhe olarak adlandırırlar.Les habitants d'Atur se nomment les Aturiens.
Eski çağlarda Kurlandiyalılar Baltık kökenli olan ve Baltık Denizi kıyısında yaşayan bir kabileydi.Comparaison avec les pêcheurs que le narrateur apercevait jadis à Balbec derrière la baie vitrée de l’hôtel.
Soyu bir Afrika kabilesi olan Tswana'dan gelmektedir.Il regroupait des Africains de l'ethnie Tswana.
Güney Afrika'daki Zulu kabilesinin kendi dili vardır.La tribu Zulu de Sudáfrica tiene su propia lengua.
Kabin fırtına tarafından parçalara ayrıldı.La cabaña fue rota a pedazos por la tormenta.
1989 - Kabil'deki (Afganistan) Amerika Birleşik Devletleri Elçiliği kapatıldı.1989: en Kabul (Afganistán) se cierra la embajada de Estados Unidos.
1974 yılında ilk diferansiyel ısıtma kabı (DHC) tanıtıltı.En 1974, el primer contenedor de calentamiento diferencial (DHC) se vendió al público.
İsrail bu kişileri İsrail'in kayıp kabilelerinden olduğunu dile getirmiştir.Creen que son miembros de las tribus perdidas de Israel.
Dubček, Presidyum partisi, Ulusal Cephe ve kabine bu manifestoyu kınadı.Dubček, el Presídium del partido, el Frente Nacional, y el gabinete denunciaron este manifiesto.
Öte yandan, Kabin odası hiçbir zaman amaçlandığı şekilde kullanılmadı.Por otro lado, la sala de Gabinete nunca fue usada para los fines previstos.