Bu bir fotoğrafçının ışık kabini uygulaması.This is a photographer's light-box application.
Gruplar, kabileler, ve insanlar bir birlerine yiyecek edinme konusunda yardım etmeye başladı.Groups, tribes, and people began to help each other to get food.
Eğer bir kabınız varsa, bunu arabaya binmeye benzetebiliriz.So if you have a container, it's like getting in your car.
Bir avcı kabininde, Almanlarla!In a remote cabin with some Germans!
Kabine bakanları bunu itiraf etti.Cabinet ministers would admit this.
[Kabile ilk defa beyaz bir adamla tanışıyor...][ Tribe meets a white man for the first time... ]
Ve o yıl, o yıl, 2008'de Afganistan, Kabil'deki güvenlik güçlerinin 17 Eylül'deki beyanatı:And then that year, that year, 2008, this ISAF statement from Kabul, Afghanistan, September 17th:
Dilenme kabını uzatıp verileni alarak mı?By holding the begging bowl and receiving alms?
Ve görüyorsunuz, tüm halk hareket kabiliyetinin bir kısmını kaybettiği için sinirleniyor.And so you see this whole society getting frustrated about losing some of its mobility.
Ve o küçük yaşta, on yaşındayken... ...kabilesinin Pajesi oldu.And at that young age, 10 years old, Benki became the paje of his community.
Şu anda Ashaninka geleneğinde ve kültüründe... ...kabiledeki en önemli... ...kişi Paje'dir.Now, in the Ashaninka tradition and culture, the paje is the most important person in the community.
Kabinesi var, eğitim bakanı, enerji bakanı, sağlık bakanı var.She has a cabinet, a minister of education, a minister for energy, a minister for health.
Başkan "Hayır" demiş ve kabinenin yarısı ertesi gün bu büyükanneleri görmeye gitmiş.He said, "No." Half the cabinet went to see the grandmothers the next day.
Ya da daha doğrusu kabinini; bir sürü alanı olan bir açık alan kabini.Or rather a cubicle, an open-space cubicle, with a lot of space.
Öğrenme kabiliyetimizi geliştirir.It improves our ability to learn.
Sadece küçük bir kabile, küçük bir aşiret olmak yerine.Rather than just you become a little tribe a little clan.
Her analizcinin her şeyi hedef alma kabiliyeti yoktur.Not all analysts have the ability to target everything.
Kabileler milyonlarca hektar toprak kaybetti.Tribes lost millions of acres.
Yenidoğanda kabızlık ebeveynler ve bebek için çok üzücü olabilir.Constipation in a newborn can be very upsetting for the parents and the baby.
Bazen toz halindeki formüller tamamen karıştırılmamışlarsa bebek kabızlığına sebep olabilirler.Sometimes powdered formulas can really cause infant constipation if they're not mixed thoroughly.
Özür dilerim Seth Gordin, ama Milenyum'un ardından, kabileciliğin nereye gittiğini gördük.I'm sorry Seth Godin, but over the millennia, we've seen where tribalism leads.
Ve, aslında, biz hepimiz sadece bir kabileye bağlıyız; Dünyalılar'a.And, ultimately, we actually all belong to only one tribe, to Earthlings.
Ve şubatta burada TED'de, dansa olan tutkuları ve kabiliyetleri nefeslerimizi kesti.And at TED here in February, their passion and brilliance just took our breath away.
Le fuselage (uçak gövdesi), l'empennage (kuyruk), la nacelle (motor kabini).Ze fuselage, ze empanage, ze nessal.
18 Ekim'de başka bir silahlı saldırı kabile reislerini öldürmeye çalıştı.On 18 October, a new attack sought to kill indigenous leaders.
DARPA'nın hipersonik test aracı şu ana kadar yapılmış en hızlı manevra kabiliyetine sahip uçak.DARPA's hypersonic test vehicle is the fastest maneuvering aircraft ever built.
Hızın yerini alabilecek bir şey yokken manevra kabiliyeti oldukça yakın bir destekçidir.And while there's no substitute for speed, maneuverability is a very close second.
Bilirsiniz sinek kuşları hipersonik uçmazlar fakat manevra kabiliyetleri vardır.You see, hummingbirds are not hypersonic, but they are maneuverable.
- Hangi kabileye ait?Deixem-lhe falar!
Dolayısıyla hareket kabiliyeti konusunda yeni bir sayfa açmamız gerektiğini düşündük.So we thought we would start writing a brand new chapter of mobility.
Hayatımın büyük kısmında konuşma kabiliyetimi aklımın ucundan bile geçirmedim.For most of my life, I never gave a second thought to my ability to speak.
Bütün sesleri kontrol kabininde orijinal kelimeleri kaydeden bir konuşmacı ile yapılmıştı.All of their voices had been made by a speaker recording original words in a control booth.
Düşünebilme ve yazabilme kabiliyetlerim etkilenmedi.My ability to think and write have not been affected.
Kiracı ise hareket kabiliyetine sahip, kira kontratı bitince başka yere taşınabilir rahatlıkla.While the renter, of course, my lease ends and I leave.
Jan Dİ?Jan Di?Pirinç kabı...Jan di?JanDi? JanDi? The rice container . . .
Aynı kabileden olduklarında, ortaklıklarının faydalarını da içeride tuttular.Once they were all in the same tribe, they could keep the benefits of cooperation locked inside.
Yani, şimdi genom okuma kabiliyetimiz var.So, we are now able to read genomes.
Onların idrara çıkmaları, bir kabın içine işedikten sonra, bunu bir yere dökmekten ibaretti.And so, they would go and they would urinate in a cup, and they would flush it.
İşte bu kabın içine idrarımı yapıyorum.Cups are better.
Elişa, ‹‹Yeni bir kabın içine tuz koyup bana getirin›› dedi. Kap getirilince,He said, "Bring me a new jar, and put salt in it." They brought it to him.
Çöl kabileleri diz çöksün önünde, Düşmanları toz yalasın.Those who dwell in the wilderness shall bow before him. His enemies shall lick the dust.
Benimle konuşan meleğe, ‹‹Kabı nereye götürüyorlar?›› diye sordum.Then I said to the angel who talked with me, "Where are these carrying the ephah basket?"
Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler.For he and his host can see you from where you cannot see them.
Kabilen olmasaydı seni mutlaka taşla(yarak öldürü)rdük!But for your clan we would have stoned you to death.
Allah dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin.Verily God makes those He will to listen; but you cannot make those hear who are in their graves.
Sur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar.When the trumpet blast is sounded they will come out of their graves and hasten to their Lord,
Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman,When the graves are overturned,
Bilmez mi o, kabirlerde olanlar dışarı atıldığı,Does he not know when the contents of the graves are laid bare
Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz (kabre girinceye kadar mal artırmağa çalıştınız).Till you reach the grave.
Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.Verily God makes those He will to listen; but you cannot make those hear who are in their graves.
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.They will come out of the graves with downcast eyes like an expanding swarm of locusts.
Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler.The day when they will come out of their graves in all haste as though rushing to their altars,
Ve kabirlerin içi 'deşilip dışa atıldığı' zaman;When the graves are overturned,
Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların 'deşilip dışa atıldığı,'Does he not know when the contents of the graves are laid bare
Yusuf onların yüklerini yükletirken, bir su kabını kardeşinin yüküne koydurdu.When he had given them their provisions he put his goblet in his brother's saddle-bag.
Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.Verily God makes those He will to listen; but you cannot make those hear who are in their graves.
Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.When the trumpet blast is sounded they will come out of their graves and hasten to their Lord,
O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.The day they actually hear the blast, will be the Day of rising of the dead.
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar.They will hasten forward to the caller, gazes fixed.
Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman,When the graves are overturned,