Konuşmasını kasetten sildi.He erased his speech from the tape.
O kapı kasasının altında durdu.He stood under the door frame.
New York'ta bir sürü para yaptı ve doğduğu küçük kasabaya geri döndü.He made a lot of money in New York and went back to the small town where he was born.
Kaşını kaldırarak onaylamadığını gösterdi.He showed his disapproval by raising an eyebrow.
Onun bunu kasten yaptığını fark ettim.It occurred to me that he had done it on purpose.
O onu kasıtlı yapmadı.He didn't do it on purpose.
O kasten bir hata yaptı.He made a mistake on purpose.
Kasıtlı olarak ayağıma bastı.He stepped on my foot on purpose.
O pencereyi kasıtlı olarak kırdı.He broke the window intentionally.
Kasıtlı olarak vazoyu kırdı.He broke the flower vase on purpose.
Kasabanın tahrip edildiği gerçeğinden habersizdi.He was ignorant of the fact that the town had been destroyed.
O kasabaya gidiyor gibi görünmüyor.He doesn't seem to be heading for the town.
O kasabasında yürüyordu.He was walking about in the town.
Kaşından teri sildi.He wiped the sweat from his brow.
O, gözlüğünü çıkardı ve hemşireye kaşlarını çattı.He took off his glasses and frowned at the nurse.
O yakındaki bir kasabada yaşıyordu.He lived in a town near by.
Yakınlardaki küçük bir kasabada yaşıyordu.He lived in a small town nearby.
O, kasadan benim paramı çaldı.He stole my money from the safe.
Mücevherlerini kasaya kilitledi.He locked up his jewels in the safe.
O, camı kasıtlı olarak kırdı.He deliberately broke the glass.
O, camı kasten kırdı.He deliberately broke the glass.
O, kasıtlı yalanlar söylediHe told deliberate lies.
O, bir liman kasabasında yaşamaktadır.He lives in a port town.
O, eylemlerinde kasıtlıydı.He is deliberate in his action.
O, az önce kasabaya doğru yola çıktı.He has just set out toward town.
O, şu ana kadar gördüğüm en büyük kaşlara sahip.He's got the biggest eyebrows I've ever seen.
Küçük bir dağ kasabasından geldi.He came from a tiny mountain town.
O, kasamdan parayı çaldı.He stole the money from my safe.
Beni kasıtlı olarak bekletmesi olası.It is likely that he kept me waiting on purpose.
Canımı sıkmak için hataları kasıtlı olarak yaptı.He made mistakes on purpose to annoy me.
O, geçen hafta kasabanın dışındaydı.He was out of town last week.
O, kasıtlı olarak bir çatışmayı provoke etmeye devam etti.He deliberately kept on provoking a confrontation.
O, kasabada bir süpermarket çalıştırır.He runs a supermarket in the town.
Kasabadaki herkesle tanışmıştı.He was acquainted with everybody in town.
Kasabadaki herkesten daha zengindir.He is richer than anyone else in the town.
O, kasabanın gündemindedir.He is the talk of the town.
O, Nagano'da küçük bir kasabadandır.He is from some small town in Nagano.
Başını kaşıma alışkanlığı var.He has the habit of scratching his head.
O, Japonya'da iken kasaba kasaba dolaştı.He went about from town to town while he was in Japan.
Onun sırtını kaşıma ve tırnaklarını yeme alışkanlığı vardı.He has a habit of scratching his back and biting his nails.
Onun kastettiğini açıkça kavradı.He grasped her meaning clearly.
O, ona yakın durdu ve onu kasırgadan korumaya çalıştı.He stood close to her and tried to protect her from the typhoon.
O, kaşlarını çattı ve sırtını döndü.He frowned and turned away.
O kasvetli görünüyor.He looks gloomy.
Onlardan hiçbiri onun ne kastettiğini anlayamadı.None of them could understand what she was implying.
Onların kasları sert.Their muscles are stiff.
Babalarının kasabada büyük bir ayakkabı dükkânı vardı.Their father had a large shoe shop in the town.
Onlar kasabaya taşındıklarında arkadaş edinmeyi kolay buldular.When they moved to the town, they found it easy to make friends.
On yıldır bu kasabada yaşıyorlar.They have lived in this town for ten years.
onlar bu kasabada yaşıyorlar.They live in this town.
Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.Because they had no time to spare, they hurried back to town.
Onlar bizim kasabamızda aristokrasi olarak kabul edilirler.They are considered the aristocracy in our town.
Depremden sonra kasabayı terk ettiler.They fled the town after the earthquake.
Onlar kasabaya doğru yola çıktılar.They made their way toward the town.
Onlar dükkanı kapattı ve kasabadan ayrıldı.They closed up shop and left town.
Onun evleniyor söylentisi kasabanın etrafında yayılıyor.The rumor that she's getting married is spreading around town.
Ona neden kaşlarını çattığını anlayamadım.I couldn't understand why she frowned at him.
Kaşı terden dolayı boncuk boncuk olmuştu.Her brow was beaded with perspiration.
Babası onun arkadaşları ile kasabaya gitmesine asla izin vermedi.Her father never let her go to town with her friends.
Bu kasabada çok arkadaşı yok.She doesn't have many friends in this town.