Kasabam yaklaşık 30,000 kişilik bir nüfusa sahiptir.My town has a population of about 30,000 people.
Kasabam yüksek dağlarla çevrilidir.My town is surrounded by tall mountains.
Nara adlı küçük bir kasabada doğdum.I was born in a small town called Nara.
22 Kasım 1948'de doğdum.I was born on the 22 of November 1948.
O mağazadan ucuz bir video kaset kaydedici aldım.I got a video cassette recorder cheap at that shop.
Midwest'teki küçük bir kasabadan geliyorum.I come from a small town in the Midwest.
O kasabaya hiç gitmedim.I have never been to that town.
Ben bu küçük kasabada büyüdüm.I grew up in this small town.
Kasabanın her yerini biliyorum.I know every inch of the town.
Bunun bir ders kitabı olarak kullanılmasını kastettim.I meant it to be used as a textbook.
Ben bir video kaseti satın aldım.I buy a videotape.
Bir video kaset kayıt cihazını nasıl kullanacağımı bilmiyorum.I don't know how to use a VCR.
Kasabaya, iyi bir restoran aramaya gittim.I went into the town in search of a good restaurant.
Bir rugby maçını video kasete kaydettim.I recorded a rugby game on videotape.
Vazoyu kasıtlı olarak kırdım.I broke the vase on purpose.
Uzun süredir kasabayı ilk kez ziyaret ettim.I visited the town for the first time in a long time.
Tatilde kasabanın dışındaydım.I was out of town on vacation.
Kaslı bir omuzum var.I have a stiff shoulder.
Bu sabah bir video kaseti kiraladım.I rented a videotape this morning.
Cüzdanımı kaybetmiştim, bu yüzden kaseti satın alamadım.I had lost my purse, so I couldn't buy the cassette.
Ben bir görev için kasaba dışındaydım.I was out of town on an assignment.
Küçük bir kasabada yaşıyorum.I live in a small town.
Kasadan parayı çaldığı için çocuğu bağışladım.I forgave the boy for stealing the money from the safe.
Ben bir kasabada yaşıyorum ama anne ve babam köyde yaşıyorlar.I live in a town, but my parents live in the country.
Kasabada yapacak bir işim var.I have an errand to do in town.
Kasabanın bu kısmına aşinayım.I am familiar with this part of town.
Kasabaya doğru yürüyordum.I was walking in the direction of the town.
Söylediğimi kastettim.I meant what I said.
Ben yarın başka bir kasvetli toplantıya gitmek zorundayım.I've got to go to another dreary meeting tomorrow.
Tebriklerimize rağmen, o kaşlarını çattı ve uzaklaştı.In spite of our congratulations, he frowned and turned away.
Kasabamız bu hafta iki kez bombalandı.Our town was bombed twice this week.
Kendin kaşındın.You brought it on yourself.
Kasabadaki en güzel kızla evleniyorum.I am getting married to the most beautiful girl in town.
Çevreleyen tepeler kasabayı korudu.The surrounding hills protected the town.
Dışarı çıkan adam kaşlarını çatıyordu.The man who stepped out was frowning.
Tüm evraklar bantlandı ve kasada muhafaza edildi.All the papers were taped up and kept in the safe.
Akşam yemeğinden sonra arabamda kasabanın etrafında kısa bir gezinti yaptık.After dinner, we took a spin around town in my car.
Kasabanın kenarında yeni bir alışveriş merkezi açıldı.A new shopping mall opened on the edge of town.
Yeni köprü köylülerin kasabaya gitmesini kolaylaştırdı.The new bridge made it easy for the villagers to go to town.
Yeni model kasım ayında piyasada olacak.The new model will be on the market in November.
Gazetelere göre, kasabada büyük bir yangın vardı.According to the papers, there was a big fire in the town.
Sinirli insanlar başlarını kaşırlar.Nervous people will scratch their heads.
Yüzme kaslarımızı geliştirir.Swimming develops our muscles.
Yüzme birçok farklı kasları geliştirecektir.Swimming will develop many different muscles.
Benim ayak mantarım var ve çok kaşıntılı.I have athlete's foot and it's very itchy.
İlk kaşifler navigasyon için yıldızları kullandılar.Early explorers used the stars for navigation.
Geçen ay kasabada ölümlerden 20 fazla doğumlar vardı.There were 20 more births than deaths in the town last month.
Bir nehir kasabayı bölüyor.A river divides the town.
Nehir kasabadan geçiyor.The river runs through the town.
Büyükannem bu kasabada en yaşlıdır.My grandmother is the oldest in this town.
Masuo kaşıkları eğebilir.Masuo can bend spoons.
Kasabada ayaklarımın beni götürdüğü yerde dolaştım.I walked around town wherever my feet led me.
Vücudumun her yeri kaşınıyor.My body itches all over.
Kasan var mı?Do you have safety deposit boxes?
Kasırgadan dolayı okulumuz yoktu.We had no school on account of the typhoon.
Büyük bir ateş bütün kasabayı kül haline getirdi.The big fire reduced the whole town to ashes.
Başımı kaşıyacak vaktim yok.I'm busy as a bee.
Haritamda kasabanın konumuna bakacağım.I'll look up the location of the town on my map.
Ben kasabayı harita üzerinde belirledim.I located the town on a map.
Bir kase pirinç yaklaşık 180 gramdır.A bowl of rice is about 180 grams.