İşaret parmağım birden kaşındı.My index finger was suddenly itchy.
Ben küçük bir kasabada büyüdüm.I grew up in a little town.
Tom bir kase çabuk hazırlanan erişte yedi.Tom ate a bowl of instant noodles.
Tom, kaseyi mikrodalgaya koy.Tom, put the bowl into the microwave.
Onların romantizmi kasaba hakkında konuşmaydı.Their romance was the talk of the town.
Onu kasten yaptığını düşünüyorum.I think you did that intentionally.
Tom'un onu kasten yaptığını düşünüyorum.I think Tom did that intentionally.
Kaç kâse çorba yedin?How many bowls of soup did you eat?
Tom bir kaşmir kazak aldı.Tom bought a cashmere sweater.
Tom hariç kasabada gerçekten hiç kimseyi tanımıyorum.I don't really know anybody in town except Tom.
Genellikle çayına kaç kaşık şeker koyarsın?How many spoonfuls of sugar do you usually put in your tea?
Çayına üç çay kaşığı şeker koydum.I put three teaspoons of sugar in your tea.
Tom, sırtında kendi ulaşamadığı yeri Meryem'e kaşıttı.Tom got Mary to scratch the part of his back he couldn't reach.
Söylenti kasabanın her yerinde.The rumor's all over town.
O, kaşığı yaladı.She licked the spoon.
Hayır, gerçekte kastettiğim bu değil.No, I didn't really mean that.
Kız kardeşime göre, kaslarım kafamdadır.According to my sister, my muscles are in my head.
Tom garajında eski bir kasa buldu.Tom found an old safe in his garage.
Mary odaya doğru yürüdüğünde Tom'un kaşı gözü oynadı.Tom's eyes lit up when Mary walked into the room.
Onun yırtık bir baldır kası var.He has a torn calf muscle.
Basketbol oynarken baldır kasını yırttı.He tore his calf muscle playing basketball.
Baldır kası alt bacağın arkasında yer alır.The calf muscle is located on the back of the lower leg.
Yaraları kaşımayın.Don't scratch the sores.
Sivrisinek ısırıklarını kaşımaya çalışmamalısın.You should try not to scratch your mosquito bites.
Ben onun bununla neyi kastettiğini merak ediyorum.I wonder what he meant by that.
"Ben kasanın kilidini açtım." "Evet, doğru.""I unlocked the safe." "Yeah, right."
Kaşıklar bardağın içinde.The spoons are in the glass.
O benim mesajlarımı açtı ve kasten onları görmezden geldi.She opened my messages and ignored them deliberately.
O doğrudan ve kasıtlı bir yalandır.That is a direct and deliberate lie.
Kasten yüksek sesle konuşuyorum.I am deliberately speaking loudly.
Başınızı korumak için bir kask takmanız gerekir.To protect your head, you need to wear a helmet.
Onun birleşik bir kaşı var.He has a unibrow.
Birleşik kaşını tıraş et.Shave off your unibrow.
O, birleşik kaşından dolayı sıkılgan.He's self-conscious because of his unibrow.
O, birleşik kaşından dolayı içine kapanık.He's self-conscious because of his unibrow.
O kasabanın gümüşçülerinin aşırı yoksulluk nedeniyle gümüş yedikleri söylenilmektedir.It is said that the silversmiths of that town ate silver due to extreme poverty.
Kocam kasabada değil.My husband's not in town.
Bİr kaşık alabilir miyim?Could I have a spoon?
Kaslarım ağrıyordu ve ben yorgundum.My muscles were aching and I was tired.
Ev bir kasırga tarafından tahrip edildi.The house was destroyed by a tornado.
Bir kase meyvenin dışında mutfak masası bomboştu.The kitchen table was bare except for a bowl of fruit.
Neden kaşlarını çatıyorsun?Why are you frowning?
O kasıtlı mı?Is that deliberate?
O, hoş bir kasaba.It's a nice town.
Tom kasideyi teslim etti.Tom delivered the eulogy.
Ben içtenlikle onu kastediyorum.I sincerely mean that.
Küçük kasabaları severim.I like small towns.
Kasabamızda yalnızca bir trafik lambası var.Our town has only one traffic light.
Tom motosikletini sürerken her zaman kask takar.Tom always wears a helmet when riding his motorcycle.
Tom bir kask takmıyordu.Tom wasn't wearing a helmet.
O, elini kaşıyor.She's scratching her hand.
Teknik olarak konuşursak, ölüm, İspanyol kasabası Lanjarón'da yasaklanmıştır.Technically speaking, death is prohibited in the Spanish town of Lanjarón.
O, küçük Midwest kasabasından bekar bir anneydi.She was a single mom from a small Midwest town.
Kocasının kasasını açtı ve bütün parayı çaldı.She broke into her husband's safe and stole all the money.
Ben kasabada en zengin adammışım gibi karım paramı sokağa atıyor.My wife throws my money around as if I were the richest man in town.
O, küçük samimi bir kasabada büyüdü.She grew up in a small friendly town.
Geçen gece iki yeşil elma ve bir kase yeşil üzüm yedim.I ate two green apples and a bowl of green grapes last night.
O, kaşıntılıdır.He is itchy.
Onun sırtı kaşınıyor.His back itches.
Bütün kasaba şaşırdı.The whole town was amazed.