Ana içeriğe geç
Sözlük

kaş ile cümle

kaş kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Kasabayı terk ettiğinde hiç kimse Tom'u uğurlamak için istasyona gitmedi.No one went to the station to see Tom off when he left town.
Kaslarım gergin.My muscles are tense.
Elimde bir kaşıntı var.I have a rash on my hand.
Tom kasanın şifresini ona söylemesi için Mary'yi kandırdı.Tom tricked Mary into telling him the combination to the safe.
Mahzende satılmamış yedi kasa şarap vardı.There were seven cases of unsold wine in the cellar.
Tom ve Mary'nin bir kasırga romantizmi vardı.Tom and Mary had a whirlwind romance.
Kaşlarını yolar mısın?Do you pluck your eyebrows?
Tom'un ofisinde bir kasa var.There's a safe in Tom's office.
Tom'un evinin bir yerinde kasa var.There's a safe somewhere in Tom's house.
Bu kasayı açtırmamız gerekiyor.We need to get this safe open.
Tom kasanın şifresini unuttu.Tom forgot the safe's combination.
Bir kasırga sırasında evinizde en güvenli yerin neresi olacağını düşünüyorsunuz?Where do you think the safest place in your house would be during a tornado?
Tom pasaportunu bankada güvenli bir kasada saklıyor.Tom keeps his passport in a safe deposit box at the bank.
Tom pasaportunu bankada bir kiralık kasada tutuyor.Tom keeps his passport in a safe deposit box at the bank.
Tom önemli evraklarını güvenli bir kasada saklıyor.Tom keeps his important papers in a safety deposit box.
Tom önemli evraklarını kiralık kasada saklıyor.Tom keeps his important papers in a safety deposit box.
Birçok zengin insanın evinde kasa odası vardır.Many rich people have a safe room in their houses.
Tom'a bir çelik kasası olup olmadığını sordum.I asked Tom if he had a safe deposit box.
Antiller Denizi sık sık kasırgalar tarafından karıştırılır.The Antilles Sea is often stirred up by hurricanes.
Kasada ödeme yaparsınız.Pay at the cash register.
Kasiyer, yüz franklık banknotu alacak.The cashier will take the one-hundred-franc bill.
Garson, bana bir kaşık lazım.Waiter, I need a spoon.
Yeni video kaset kaydedici için iki tane video kasedi satın aldım.I bought two video tapes for the new VCR.
Onun kasırgayı atlatması bir mucize.It's a miracle that he survived the hurricane.
Şehir ve kasaba arasındaki fark nedir?What is the difference between 'city' and 'town'?
Biz biftek satın almak için kasaba gittik.We went to the butcher's to buy steaks.
Kasabasındaki yeni kuaföre gitti.She went to the new hairdresser in town.
Savigny-sur-Orge'de yaşıyorum, Paris varoşlarında küçük bir kasaba.I live in Savigny-sur-Orge, a small town in the Paris suburbs.
Bu sabah onu kasabaya getirdim.I brought her into town this morning.
O onu kasabada bıraktı.He left her in town.
Benim göz kürelerim oldukça kırmızı ve kaşıntılı.My eyeballs are quite red and itchy.
Kastettiğim tam olarak bu.That's exactly what I meant.
Ben Kaşgar'danım.I'm from Kashgar.
Ben Kaşgarlıyım.I'm from Kashgar.
Hikaye 1920'li yıllarda Almanya'nın kuzeyindeki küçük bir kasabada başlar.The story begins in a small town in the north of Germany in the 1920s.
Bu defa, gerçekten bunu kastediyorum.This time, I really mean it.
Biz kasabaya geri gidiyoruz.We're heading back to town.
Biz kasabaya taşınıyoruz.We're moving to town.
Kasabayı terk etmek zorunda olacağız.We'll have to leave town.
O çok küçük bir kasaba.It's a very small town.
Tom çok küçük bir kasabadan gelir.Tom comes from a very small town.
Tom on üç yaşına kadar küçük bir kasabada yaşadı.Tom lived in a small town until he was thirteen.
Timmendorfer Strand tanınmış bir sahil kasabasıdır.Timmendorfer Strand is a well-known beach town.
Bu kasaba ikimiz için yeterince büyük değil.This town isn't big enough for both of us.
Büyük bir şehirde yaşamaktansa küçük bir kasabada yaşamayı tercih ederim.I'd rather live in a small town than in a big city.
Daha büyük bir kâseniz var mı?Do you have a bigger bowl?
Ödünç alabileceğim büyük bir kâseniz var mı?Do you have a big bowl I can borrow?
Vajina kaslı bir tüptür.The vagina is a muscular tube.
Kask kafanızı koruyacak.The helmet will protect your head.
Kask kafanı koruyacak.The helmet will protect your head.
Bir çay kaşığı öğütülmüş tarçın yaklaşık iki gramdır.A teaspoon of ground cinnamon is about two grams.
Tom'la ilk kez kasabanın dışında küçük bir barda tanıştım.I first met Tom in a little bar outside of town.
Onu kastettim.I mean that.
Kimi kastettiğimi biliyorsun.You know who I mean.
Kaskımı aldın.You've got my helmet.
Tom'un zengin olduğunu mu kastediyorsun?Do you mean Tom is rich?
Metal kaşıklar, genellikle paslanmaz çelikten imal edilmiştir.Metal spoons are generally made of stainless steel.
Onu kasıtlı olarak yaptın, değil mi?You did that on purpose, didn't you?
Onu kasten yaptın, değil mi?You did that on purpose, didn't you?
Onu kasten yaptın.You did that on purpose.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod