Birisi gibi Aman Tanrım tatlı,kızarmış tavukSomeone's like, "It's sweet, it's fried, it's chicken --
Kızartılmış tatlı patatesFried yam salad.
Tamam, işte senaryo: Kızarkadaşın seni terketti.Ok, so here's the scenario: your girlfriend left you.
Yemeği benimle yersen kızar mı?Will she get angry if you dine with me?
Yüzüm mü kızardı?Is my face flushed?
Sevimli bir kızarıklık.It's a lovely glow.
Aşçı olarak onun peşinden bir kızartma-pan attı O gitti, ama bu sadece onu kaçırdı.The cook threw a frying-pan after her as she went out, but it just missed her.
Ben tam sarhoş değilse, o zaman en azından iksiri ile kızarmış, ona bulundu. dudaklarını.I found him, if not exactly intoxicated, then at least flushed with the elixir at his lips.
Kağıt gibi ince bir şekilde yumurtayı kızartın ve ayıcık kalıbını alıp bu şekilde kesin.Prepare a thin cooked egg sheet, and take the bear one and cut it like this.
Bu kutsal türbe, nazik ince, bu dudaklar, iki kızarma hacılar, hazırThis holy shrine, the gentle fine is this,-- My lips, two blushing pilgrims, ready stand
Kızarmış tavuk.It's fried chicken.
Kızartmalar da.The fried stuff too.
Yani, gecenin bir yarısı bile canım domuz pirzolası çekse adamlarınız hemen kızartacaklar mı?You mean if I want pork chops, even in the middle of the night, your guy will fry them up?
Benim organlarımın ve bacaklarımın içinde titreşiyorlar, ve kulaklarımı kızartıyorlarThey pulse through my organs and legs and burn up my ears.
Sara kızarıyor!Sara's blushing!
Sara utançtan kızarıyor!Sara's blushing!
Sigfrid de kızarıyor!Sigfrid is blushing too!
Seni kızarırken görebileceğime eminim.I'm certain I can see you blushing.
Balık ve patates kızartması gazetelerde, sebzeli pasta, kek, sandviç.Fish and chips in newspaper, the Cornish Pasty, the pie, the sandwich.
Kapatıcıların amacı siyah noktaların, lekelerin ve kızarıklıkların görünülürlüğünü azaltmaktırKapatıcıların amacı siyah noktaların, lekelerin ve kızarıklıkların görünülürlüğünü azaltmaktır
Ağladığında burnu kızarıyor.Her nose gets red when she cries.
Daha fazla ağlarsan burnun kızaracak.Your nose will get red if you cry more.
Hayvanat bahçesindeydim ve birkaç kızarkadaşa rastladım.We were at the zoo, and I met some girlfriends.
Kızarkadaşım berbat bir talihsizlik yaşadı, ve acilen bir banyoya ihtiyacı var.My girlfriend had a terrible mishap, and she needs a bath urgently.
Kızarkadaşlar ...Girlfriends ...
Tüm kızarkadaşlarım.They are all girlfriends.
Bazen fazla doz, kızarıklıga neden oluyor.Sometimes the higher dose makes people flush.
Yüzü gerçekten kızarmış.Her face is really red.
Burası ördek kızartma restoranı değil.This isn't the roast duck restaurant.
Numara 0292 ama... Burası ördek kızartma yeri değil.The number is 0292, but... ...this isn't the roast duck place.
Çok fazla kızartma yiyorlar mıydı?Did they eat fish and chips?
-Hayır! Mantar kızartması, mantar haşlaması, mantar çorbası, her yerde mantar var.Mushrooms fried, boiled, in soup - here, there and everywhere
Benim için daha da ilginç olanı 600 voltun onu kızartmaması.Even more interesting to me is that 600 volts doesn't fry it.
En sonunda beyniniz tamamen kızarıyor.At the end of that you're completely fried, your brain.
Kızardın mı?Are you blushing?
Man Ok, yüzün gerçekten kızardı!Man Ok, your face really became red!
Chaton, annenin yüzü kızardı.Chaton, your mother's face became red.
Kızartmaları sevdiğim için, her anma yıl dönümü gününde bana bol bol gönderir.Since I like fried food he sends me a lot of it every memorial service day
Tavuk kızartma 30$, tavuk çorbası 20$, ne istiyorsunuz?Boiled chicken 30,000 won. Braised chicken 20,000 won. Which one?
Şimdi tüm yapmamız gereken onu kızartmakAll we have to do now is to fry her.
Ee, ne olacak kızarınca?What wil she be then?
Tavada kızartılmış kabak mıA pan fried pumpkin?
Tüm yapman gereken un, yumurta, süt ve şekeri karıştırıp yaymak ve tavada kızartmak.All you have to do is mix flour, eggs, milk, and sugar and fry it.
Bir gün, eve geldim ve manevi annem akşam yemeği için tavuk kanadı kızartmıştı.But one day, I came home and my foster mother had made chicken wings for dinner.
Ağlamaktan yüzüm kızardı, Gözlerimin altı morardı.My face is red with weeping. Deep darkness is on my eyelids.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.They looked to him, and were radiant. Their faces shall never be covered with shame.
Delikanlıyı tutup öptü, Yüzü kızarmadan ona şöyle dedi:So she caught him, and kissed him. With an impudent face she said to him:
Bilge kişiyle davası olan ahmak Kızar, alay eder ve rahat vermez.If a wise man goes to court with a foolish man, the fool rages or scoffs, and there is no peace.
Kıtlığın yakıcı sıcağından Derimiz fırın gibi kızardı.Our skin is black like an oven, Because of the burning heat of famine.
Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler.They gave him a piece of a broiled fish and some honeycomb.
O da "selam!" dedi; çok durmadan hemen (elçilere) kızarmış bir buzağı getirdi."Peace on you too," said Abraham, and hastened to bring a roasted calf.
(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir).They will submit to questioning then,
O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi."Peace on you too," said Abraham, and hastened to bring a roasted calf.
"Selam sana" dediler, "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi."Peace on you too," said Abraham, and hastened to bring a roasted calf.
Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman haliniz nice olur?When the sky will split asunder, and turn rosy like the dregs of annointing oil,
O maldan diledikleri verilseydi hoşlanırlardı, verilmeyince de hemen kızarlar.In case they receive some of these they are pleased, if not, they are incensed.
O da esenlik size dedi ve durup eğlenmeden hemen kızarmış bir buzağı getirdi."Peace on you too," said Abraham, and hastened to bring a roasted calf.
O da "Selam!" demiş, fazla beklemeden kızartılmış bir buzağı getirmişti."Peace on you too," said Abraham, and hastened to bring a roasted calf.
Gök yarılarak, eriyip kızarmış yağ/kırmızıya boyanmış deri gibi bir gül haline geldiği zaman,When the sky will split asunder, and turn rosy like the dregs of annointing oil,
O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi."Peace on you too," said Abraham, and hastened to bring a roasted calf.