Ben bir domates gibi kızardım.I reddened like a tomato.
O, o kıza aşık.He's in love with that girl.
O, kıza aşık oldu.He fell in love with the girl.
Anne kıza bir yüzük verdi.Mother gave the girl a ring.
Ben kızardım.I turned red.
Bu sabah ekşi kremalı patates kızartması yedim.This morning I ate french fries with sour cream.
Gözlerin ağlamaktan kızarmış.Your eyes are red from crying.
Kızarmış peynirli sandvicin nasıl yapıldığını biliyor musun?Do you know how to make a grilled cheese sandwich?
Yüz kızartıcı!Shameful!
Tom patates kızartması yapıyordu.Tom was making French fries.
Tom'un yanakları kızardı.Tom's cheeks turned red.
Tom bir hamburger ve patates kızartması sipariş etti.Tom ordered a burger and fries.
Hatmileri kızartırken kamp ateşinin etrafında oturduk.We sat around the campfire roasting marshmallows.
Tom hatmisini ateşte kızarttı.Tom roasted his marshmallow over the fire.
Hellim kızartılabilen veya ızgara yapılabilen tuzlu bir peynirdir.Halloumi is a salty cheese that can be fried or grilled.
Tom ve arkadaşları kamp ateşinin etrafında oturdu ve hatmileri kızarttı.Tom and his friends sat around the campfire and roasted marshmallows.
Bunu başka kaç kıza söyledin?How many other girls have you said that to?
Tom çok kolayca kızar.Tom gets mad very easily.
Kız kardeşim çabuk sinirlenir. O kolayca kızar.My sister has a quick temper. She easily gets mad.
Patates kızartması benim en sevdiğim yiyecektir.Chips are my favorite food.
Ben bir Japon yemeği dükkanında bir kızarmış pirinç menüsü istedim.I asked for a menu of fried rice in a ramen shop.
Ben balıklı patates kızartması yemeyi severim.I love to eat french fries with fish.
Noel Baba'nın kızağı uçan ren geyiği tarafından çekilir.Santa Claus' sleigh is pulled by flying reindeer.
Ren geyikleri kızakları çekmek için eğitilebilir.Reindeer can be trained to pull sleds.
Tom'un kızacağına bahse girerim.I bet Tom will get mad.
Tom'un yüzü öfkeden kızardı.Tom's face turned red with anger.
Kızak sürmeye gitmek istiyorum.I'd like to go sledding.
Neden barbekümüz için o hoş sosislerden birazını kızartmıyorsun?Why don't you fry up some of those nice sausages for our barbecue?
Tom kızak köpeği yarışını izledi.Tom watched the sled dog race.
Seni kızağımla götüreceğim.I'll give you a ride on my sled.
Seni kızağımda gezdireceğim.I'll give you a ride on my sled.
Kızartmak için daha büyük balıklarımız var.We've got bigger fish to fry.
Kızarmış tavuk servis edeceğiz.We'll serve fried chicken.
Kızartılacak başka balıklarımız var.We have other fish to fry.
Öfkeyle kızardı.She blushed furiously.
Tom'un sana kızacağından eminim.I bet Tom will get mad at you.
Ekmek kızartma makinesi yoğun sabahlar sırasında kullanışlıydı.The toaster was useful during busy mornings.
Tom Mary'ye baktı ve yüzü kızardı.Tom looked at Mary and blushed.
Tom ne yaptığını bilseydi kızardı.Tom would be furious if he knew what you did.
Fadıl dokuz yaşındaki bir kıza vahşice saldırdı.Fadil savagely assaulted a nine-year-old girl.
Tom'un bu kadar çok kızacağını nasıl bilebilirdim?How could I know that Tom would get so angry?
Tom, onu yapmazsan Mary'nin kızacağını söylüyor.Tom says if you don't do that, Mary will be angry.
Kahvaltı için bir yumurta kızarttım.I fried an egg for breakfast.
Nadiren kızarım.I seldom get angry.
Kızamıklarım var.I have the measles.
Ben nadiren kızarım.I rarely get angry.
Kahvaltı için kendime birkaç yumurta kızarttım.I fried myself a couple of eggs for breakfast.
Tom, Mary ona gülümseyince kızarmıştı.Tom blushed when Mary smiled at him.
Mary ona gülümsediğinde Tom kızardı.Tom blushed when Mary smiled at him.
Mary onu methettiğinde Tom kızardı.Tom blushed when Mary praised him.
Mary onu öptüğünde Tom kızardı.Tom blushed when Mary kissed him.
"Ona bu sene ne verdin?" "İki kızartma tavası""What did you give her this year?" "Two frying pans."
"Ona bu sene ne hediye verdin?" "İki kızartma tavası""What did you give her this year?" "Two frying pans."
Seni gördüğümde kızarıyorum.I blush when I see you.
Şu kıza bak.Look at that girl.
Tom bir kıza benzediğimi söylüyor.Tom says I look like a girl.
Patates kızartmasını severim.I love French fries.
Genç kıza bakıyordum.I was looking at the young girl.
Mary'nin yüzü kızardı.Mary blushed.
Mary yine kızardı.Mary blushed again.