Kıskançlık olmadan sevgi yoktur.There's no love without jealousy.
Cinayetin nedeni kıskançlıktı.Jealousy was the motive for the murder.
Başarısı onu kıskançlık hedefi haline getirdi.Her success made her the target of jealousy.
O bir kıskançlık çıkınıydı.She was a bundle of jealousy.
Kıskançlık abidesiydi.She was a bundle of jealousy.
O kıskançlıktan yanıp tutuşuyordu.She was burning with jealousy.
Kıskançlıktan yanıp tutuşuyordu.She burned with jealousy.
Bunu ona kıskançlık yaptırdı.Jealousy made him do that.
Kıskançlık olmadan aşk olmaz.Love is never without jealousy.
Kıskançlık olmayan hiçbir aşk yoktur.No love without envy.
Kıskançlık yedi ölümcül günahtan biridir.Envy is one of the seven deadly sins.
Aşk kördür ama kıskançlık var olmayan şeyleri bile görebilir.Love is blind, but jealousy can see even nonexistent things.
Tom kıskançlıktan mosmor oldu.Tom turned green with envy.
Tom kıskançlık krizine girmişti.Tom was overcome with jealousy.
Tom kıskançlıktan çatlıyordu.Tom was overcome with jealousy.
Kıskançlık, Tom'un zihnini karartmaya başlıyor.The jealousy is starting to darken Tom's mind.
Onlar kıskançlıkları için bir bedel ödeyecekler.They'll pay a price for their arrogance.
Tom kıskançlıktan kudurmuştu.Tom was green with envy.
Kıskanç ölür ama kıskançlık asla ölmez.The envious die, but envy never does.
Kıskanç insanlar ölür ama kıskançlık asla ölmez.Envious people die, but envy never does.
Kıskançlık, Amerikan yaşamının ana gerçeğidir.Envy is the central fact of American life.
Kıskançlık imrenme ile aynı değildir. İkisini karıştırmayın. Bir fark var.Jealousy is not the same as envy. Do not confuse the two. There is a difference.
Komşu kadın neredeyse kıskançlıktan öldü.The neighbor woman nearly died of envy.
Kıskançlık tüm insan duygularının en yıkıcı olanlarından biridir.Jealousy is one of the most destructive of all human emotions.
Büyücüler sırlarını kıskançlıkla korurlar.Magicians jealously guard their secrets.
Tom kıskançlıktan kudurmuş.Tom is green with envy.
Kıskançlık ve açgözlülük, cinayetin en yaygın etkenlerinden ikisidir.Jealousy and greed are two of the most common motivators of murder.
Kıskançlık insanın hayatını mahvedebilir.Jealously can destroy people's lives.
Yanni'nin biraz kıskançlık damarı vardı.Yanni had some jealous bones in his body.
Amcalarım yılbaşı gecesini Japonya'da geçirecek. Kıskançlıktan çatır çatır çatlıyorum.My uncles will spend New Year's Eve in Japan. If envy could kill...
Eski ilişkilere dönük kıskançlık tepkisel kıskançlıktan daha zehirlidir.Retroactive jealousy is more toxic than reactive jealousy.
Jakob’un ölümünden sonra bu kıskançlık kendi yetenekli oğlu Daniel için devam etti.After Jacob's death Johann's jealousy shifted toward his own talented son, Daniel.
Konsüller ise kıskançlıkla kendi otoritelerini savundular.The consuls themselves, however, each jealously guarded his own authority.
Sevgileri, nefretleri, kıskançlıkları çoktan bitmiştir.Their ignorance, craving and attachments have ended.
Bu mektup Ferdindand’ın eline geçer ve kıskançlık gibi kindar duygular uyanmaya başlar.This letter is leaked to Ferdinand and deliberately evokes jealousy and vengeful despair in him.
Bunu nefret, kıskançlık, öfke ya da intikam adına yapmadım.We didn’t write this out of bitterness or anger or unforgiveness.”
Bunun sonucunda kadınlar arasında kıskançlıklar ve çekişmeler de başlar.There he took wives and began amassing forces and followers.
Arkadaşlarım baksın ve kıskançlıktan çatlasın.I want my friends to look and drool.
Keşke Reggie de burada olsaydı çünkü kıskançlıktan çatlardı!I'm not worried.
Bununla ilgili büyük bir sorun var. Ve bu sorun kıskançlık.There is one really big problem with this, and that problem is envy.
Böyle şeylerden kıskançlık duyduğum için...Getting jealous at those things...
Ama bazen kendilerini negatif bir şekilde de belli ederler, kıskançlık olarak.But they can often reveal themselves negatively, in the form of jealousy.
- Saf kıskançlık.- Pure jealousy.
Bana göre, insan sesi bütün duyguların seyahat ettiği bir gemidir- kıskançlık duygusu hariç.For me, the human voice is the vessel on which all emotions travel -- except, perhaps, jealousy.
(Anlatıcı) Bizler açgözlülük, kıskançlık, nefret ve yobazlık ile doğmadık.(Narrator) We are not born with greed, envy, hatred, or bigotry.
Kim bilmez ki! Öfke, nefret, kıskançlık, Egoizm ve hoşgörüsüzlük hepsinden bir parça olacaktır.Who'd know that anger, hatred, envy, egoism, and intolerance would be part of a diagnosis.
Şimdi de kıskançlık mı yapıyorsun? Asla!Ha Ni. uhm... you go first
Kız yada erkek arkadaşınızla kıskançlık krizindesiniz.A loving dispute with your girl or boyfriend.
-O, o, o kıskançlıktı.It, it, it was jealousy.
Aptalı üzüntü öldürür, Budalayı kıskançlık bitirir.For resentment kills the foolish man, and jealousy kills the simple.
Çünkü kıskançlık kocanın öfkesini azdırır, Öç alırken acımasız olur.For jealousy arouses the fury of the husband. He won't spare in the day of vengeance.
İsayı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu.For he knew that because of envy they had delivered him up.
Başkâhinlerin İsayı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu.For he perceived that for envy the chief priests had delivered him up.
Gerçi kimi Mesihi kıskançlık ve rekabetle, kimiyse iyi niyetle duyuruyor.Some indeed preach Christ even out of envy and strife, and some also out of good will.
Çünkü nerede kıskançlık, bencillik varsa, orada karışıklık ve her tür kötülük vardır.For where jealousy and selfish ambition are, there is confusion and every evil deed.
Ama yüreğinizde kin, kıskançlık, bencillik varsa övünmeyin, gerçeği yadsımayın.But if ye have bitter envying and strife in your hearts, glory not, and lie not against the truth.
Size karşı kıskançlık ediyorlardı.Being chary of helping you.
Onlar hayra karşı kıskançlık ediyorlardı.Such as these have not come to belief.
Göğüslerinden kin ve kıskançlık duygularını çıkardık.Whatever the rancour they may have in their hearts We shall (cleanse and) remove.
(Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi.'I will surely slay thee,' said one.