Yetişkinler olarak hem kültürel açıdan hem de diğer açılardan bu sinyalleri kaybetmeye başlıyoruz.And we begin to lose those signals, culturally and otherwise, as adults.
Anladım ki; her kültürde birbiriyle uzlaşmayan çelişkiler mevcut.I found that any culture has its irreconcilable contradictions.
Bu çalışmalar Çin'in kültürel anıları hakkında.These works are on China's cultural memories.
Bazı kültürlerde ebeveynler erkek çocuk sahibi olmayı daha çok seçiyor.They're, in some cultures, choosing to have more males than females.
Utanç kültürümüzde bir salgın.I'll show you a guy who's done a lot of work. Shame is an epidemic in our culture.
Tamam. ve unutmayın ki farklı bir alana geçiyorsunuz, burada bir alt kültüre giriyoruz.We're jugglers, OK. And remember, you're transposing, you're getting into a subculture here.
Bizler eskiye dayanan bir paylaşma kültüründen geliyoruz.And we come from a long tradition of sharing.
Bunların hepsi şehirdeki yeni yaşam tarzına ilişkin, bu keyif kültürüne ilişkin.And this is really all about this new urban world, this culture of pleasure.
Kendini adamış bir piyanist belki de 20. yüzyılın büyük kült piyanisti.Was a beloved pianist, maybe the great cult pianist of the twentieth century.
Bu enteresan bir şekilde hem bilimsel hem felsefi kültürümüzde oldukça ihmal edilmiş bir konu.Well, it's a curiously neglected subject, both in our scientific and our philosophical culture.
Kendinizi, şaşırtıcı bir sosyo-kültürel ortamda buluyorsunuz.So, you are finding yourself also in an amazing cultural milieu.
Kültürlerini nasıl paylaşacak?How do they share their culture?
Muazzam ticari ve kültürel çıkarımlara sahip inanılmaz derecede güçlü bir dinamik oyunda.An extremely powerful dynamic that has huge commercial and cultural implications is at play.
Vermek ve iyilik yapma kültürü bulaşıcı bir hale geldi.The culture of giving and doing good has become contagious.
Müze, kültürel diplomasi için bir vasıta olabilir mi?And could the museum be an agent of cultural diplomacy?
Herkes eğitim hakkında bir şeyler bildiğini düşünür, ama pek çok kültür de buna dahildir.Everybody thinks they know about education, a lot of culture is built into it as well.
Geleneksel bir kültür yaratmaya... ...çalışıyorlar.And they're interested in creating culture, just tradition.
Bu onların kültürlerinin... ...sembollüdür.And that's the symbol of their culture.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.So I'm the living product of two cultures coming together.
Dolayisiyla, bize cok cesitli katkilar oluyor, siyasi, dini ve kulturel cesitlilik baglaminda.So we have very diverse contributors in terms of political, religious, cultural backgrounds.
Seçim hakkını öne çıkararak bir fırsat kültürü oluşturabiliriz.By empowering choice, we can create a culture of opportunity.
Aradaki fark nedir? Aynı iklim, aynı kültür, aynı din. Çok büyük bir fark.Same climate, same culture, same religion -- huge difference.
Eglash, Afrika kültürünün çeşitliliğini göz ardı etmiyor musunuz?""Well, Dr. Eglash, aren't you ignoring the diversity of African cultures?"
Ağır başlılığın yoğun olduğu bir kültürde büyüdüm.I grew up in a culture of self-effacement.
Turneye hazırlanırken çocuklara kültürel konularda hassas olmalarını hatırlatmam gerekti.Now, while preparing for the tour, I had to remind the guys to be culturally sensitive.
Kültür, bir direnme biçimidir.Culture is a form of resistance.
Bizim insanımız sanatçısına bel bağlıyor ve kültür iletişimin ötesine geçiyor.Our people depend on our artists, and culture is beyond communication.
Bu kadar kültürlü dinleyicilerle birlikteyken bu, "kilise korosuna vaaz vermek" gibi olacaktır.In an audience as sophisticated as this one, that would be preaching to the choir.
Günümüzün görsel kültüründe yaşlılar neredeyse hiç yer almıyorlar.And the older hold not even primary status in our visual culture.
O şey kültürler içinde gelişti.It is developed in the cultures.
İkincisi, toplumu ve kültürü anlamak.Second, understanding society and culture.
Her kültür kendini anlamaya çalışır,Every culture is trying to understand itself:
Tekli yaşam kültüründen köklenenThe demands of modern institutional thinking is coming in.
Bu, kültürün bir resmi.This is a picture of culture.
Onu, modern bilgisayar terimleri ile bir çeşit oku-yaz (RW) kültürü olarak nitelendirebiliriz.We could describe it using modern computer terminology as a kind of read-write culture.
İnsanların kendi kültürlerinin yaratılmasına ve yeniden yaratılmasına katıldıkları bir kültür.It's a culture where people participate in the creation and the re-creation of their culture.
Yaratıcılığın tüketildiği, fakat tüketicinin bir yaratıcı olmadığı kültür.Culture where creativity was consumed but the consumer is not a creator.
Yukarının aşağıya sahip olduğu, milyonların ses tellerinin kaybolduğu bir kültür.A culture which is top-down, owned, where the vocal chords of the millions have been lost.
Çocuklarınızın sürekli ürettikleri kültürden bahsediyorum.I mean the culture that your kids are producing all the time.
Bu kültüre dahil olmayı böyle anlıyorlar.It's how they understand access to this culture.
Bir düşünürseniz bu bütün kültürümüzün içine işlemişti, şehirlerimizin bile.And if you think, it's permeated our whole culture, even our cities.
Kitap yakmaya hayır. Mısır Enstitüsü yandı 17 Aralık'ta, kocaman kültürel bir kayıp.The Institute of Egypt was burned on December 17th, a huge cultural loss.
Bu çevre, beynimizin başa çıktığı şeye çağdaş kültürümüze doğru uzanır.That environment extends into our contemporary culture, the thing our brain is challenged with.
Hem insanlara hem de kültüre aşık oldum.I just fell in love with the culture and the people.
Yılın bu dönemi ile ilgili sorulan şu kültürel sorulardan değiller.This is not some sort of cultural thing for the time of year.
Müziğin kültürleri birleştirici gücünü görüyorum.I see the power of music to connect cultures.
Ve şu an hepimiz kendi pop kültürümüzde biraz aidiyet hissediyoruz.And we all now feel some ownership in our own pop culture.
Afrikaya uygun - kulture bakin insanlara bakin, ne kadar paralari olduguna bakinlooking at the people, looking at how much money they've got.
Çocukların kültürü çok değişti.Childhood culture has changed dramatically
Fakat diğer kısım da kampüslerimizdeki bilim ve mühendislik kültürüyle yakından ilgili.But the other part has to do with the culture of science and engineering on our campuses.
Biliyorum, bunu matematik derslerinde öğrendik fakat şimdi kültürün de her yerinde --Now, I know we learned that in math class, but now it's everywhere in the culture --
Dil kültürün bir parçasıdır...Language is part of culture...
Dil... kültürün... parçasıdır...Language is... a part of... culture...
Yabancı bir dili öğrenirken, aynı zamanda o ülkenin... ...kültürünü de öğrenmeliyiz.When we learn of foreign languages, we should also learn about... that country's culture...
Oysa değil, tarih ve kültür de bir o kadar etkili.It is also shaped equally by history and culture.
En büyük dezavantajı ise, Hanların kültürel farkları kavrayışının çok zayıf olması.The great disadvantage of it is that the Han have a very weak conception of cultural difference.
İçgüdüsel bir şey. Kültürel bir şey.And that in someways is a lot more intuitive.
Bu kambur balina şarkısı bir çeşit hayvan kültürüdür, insanların müziklerinde olduğu gibi.This means that humpback song is a form of animal culture, just like music for humans would be.
İlki daha iyiye ulaşmak için tutkulu bir ilgi kültürü yaratmak.The first ingredient is to create a culture of passionate concern for the greater good.
Hatta belki de Amerikan kültürü kadar geçerliydi.It felt as valid perhaps even as American culture.