küçük ile cümle
küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
En küçük kardeşim o.He is the youngest of all my brothers and sisters.
En küçük kızımızı şımartıyoruz.We spoil our youngest daughter.
Bazen, daha küçük daha iyidir.Sometimes, smaller is better.
Hiç ekstra küçüklükte koşu gömleğiniz var mı?Do you have any race shirts in extra small?
Bu burgonya Hanley gömlek küçük mü geliyor?Does this burgundy Henley shirt come in small?
Bir bileşik kelime iki küçük kelimeden oluşur.A compound word consist of two smaller words.
Savaş İngiltere için küçük düşürücü bir yenilgi ile sona erdi.The war ended with a humiliating defeat for Britain.
Küçük köpek Laike uzaya gitmiş tek hayvan değildir.The small dog Laike is not the only animal to have gone in space
Cüce sivri fare, ağırlık olarak en küçük memelidir. Sadece 1,8 gram ağırlığındadır.The Etruscan shrew is the smallest mammal by weight. It only weighs 1.8 grammes.
Parolalar genellikle küçük harfe duyarlıdırlar.Passwords are usually case sensitive.
Tom küçük ama güçlüdür.Tom is small, but strong.
Sınıflar küçük.Classes are small.
Keşke daha küçük bir ev satın alsaydım.I wish I had bought a smaller house.
Tom'un küçük çocuklardan çalarken yakalandığı doğru mu?Is it true that Tom was caught stealing from little kids?
Ben küçük bir köyde yaşarım.I live in a small village.
Küçük kasabaları severim.I like small towns.
Tom küçük sakatlıklara uğradı.Tom sustained minor injuries.
Bir dahaki sefere daha küçük bir pizza sipariş edelim.Let's order a smaller pizza next time.
Tom Park caddesinde küçük bir evde ebeveynleriyle birlikte yaşıyor.Tom lives with his parents in a small house on Park Street.
Küçük çocuklar Disneyland'i seviyor.Little children love Disneyland.
Küçükken birlikte oynardık.We played together when we were kids.
Küçük adımlar atın.Take small steps.
Ondan on altı yaş küçüktüm.I was sixteen years younger than him.
O, küçük Midwest kasabasından bekar bir anneydi.She was a single mom from a small Midwest town.
O, babasının küçük kızıydı.She was her daddy's little girl.
O her şey için küçük kız kardeşini suçladı.She blamed her little sister for everything.
Küçük kitabımı 2001'de yayımladım.I published my little book in 2001.
Küçük bir topluluk ortaya çıktı.A small community emerged.
O, küçük samimi bir kasabada büyüdü.She grew up in a small friendly town.
Üç tane evlatlığımız var. Küçük olan ikisi biyolojik erkek kardeş.We have three adopted children. The younger two are biological brothers.
Futbol küçük erkek kardeşimin hobilerinden biridir.Soccer is one of my little brother's hobbies.
Bugün küçük erkek kardeşimin yirmi ikinci yaş günü.Today is my little brother's twenty-second birthday.
Çok küçüktüm.I was too small.
Arkeologlar yüzün üzerinde mezar keşfetti, onlardan birkaçı küçük çocuklara aitti.The archaeologists discovered over a hundred graves, a few of which belonged to infants.
Bu problemin sadece küçük bir parçası.That's only a small part of the problem.
Bir zamanlar küçük bir adada yaşlı bir kral yaşardı.Once upon a time there lived an old king on a small island.
Bir zamanlar yaşlı bir adam ve karısı küçük bir köyde birlikte yaşarmış.Once upon a time an old man and his wife lived together in a little village.
"Küçük Timothy, "Yaşasın! Biz bir maceraya gidiyoruz!" diye bağırdı."Yippee! We're going on an adventure!" shouted little Timothy.
Akıllı insanlar çok küçük bir azınlık ise insan için umut nedir?What is the hope for humankind if the smart people are a very small minority?
Gösteri küçük çaplı bir rezalet çıkardı.The exhibition caused a minor scandal.
Tom, Alabama'daki küçük bir kasabada doğdu.Tom was born in a tiny town in Alabama.
Tom boy olarak küçüktü.Tom was small in stature.
Senin penisin küçük.Your penis is small.
Aslında, Yahudiler bugün çok küçük bir nüfusa sahiptir.In fact, the Jews today have a very small population.
İnsanlar da, küçük akvaryumlardaki japon balıkları gibi midirler?Are humans like goldfish in a fishbowl?
Küçükken bir günlük tuttum.When I was small I kept a diary.
Tom'un bir küçük erkek kardeşi var, değil mi?Tom has a younger brother, doesn't he?
Küçük bir uyarı güzel olurdu.A little warning would've been nice.
Bütçe son derece küçüktür.The budget is extremely small.
Zavallı küçük çocuk!Poor little boy!
Küçük çocuk bir resim çizmek için renkli kalem kullanmaktadır.The young child uses crayons to draw a picture.
Bu kadar küçük bir şey hakkında endişe etmemelisin.You shouldn't worry about something so small.
Tom'un en küçük kızı onun gözbebeğidir.Tom's youngest daughter is the apple of his eye.
Benim evimde bahçe küçük.In my house, the garden is small.
Alsace en küçük idari bölge.Alsace is the smallest administrative region.
O, Mary'den üç yaş daha küçük.She is three years younger than Mary.
Odanın çok küçük olmasından şikayetçiydi.He complained that the room was too small.
Odanın küçüklüğünden yakındı.He complained that the room was too small.
Tom Park Caddesinde küçük bir ev satın aldı.Tom bought a small house on Park Street.
Neye bakıyorsun, küçük olanına mı?What are you looking at, little one?