Evler ve arabalar gökyüzünden küçücük görünüyorlardı.The houses and cars looked tiny from the sky.
Nasıl oy vereceklerine dair küçücük soru vardı.There was little question how they would vote.
Küçücük bir kıvılcım büyük bir yangın olabilir.A tiny spark may become a great conflagration.
Onun küçücük ayakları var.She has tiny feet.
Bu küçücük köyde elli tane aile yaşar.Fifty families live in this tiny village.
Bu küçücük köyde elli aile yaşıyor.Fifty families live in this tiny village.
Sadece küçücük bir hata yaptık.We made just one tiny little mistake.
Tom, Mary'nin donutundan küçücük bir ısırık aldı.Tom took a tiny bite out of Mary's donut.
Ofisim küçücük.My office is tiny.
Tom küçücük yatak odasından nefret ediyor.Tom hates his tiny bedroom.
Benim evim küçücük.My house is tiny.
Bebek küçücük elini Tom'un parmağına sardı.The baby wrapped his tiny hand around Tom's finger.
Bu çay fincanı küçücük.This teacup is tiny.
Çok büyük kulakları, garip kulak yapıları vardır. Fakat küçücük gözleri vardır.Very big ears, strange nose leaves, but teeny-tiny eyes.
128 sensör beyin hücrelerimin ateşlediği küçücük elektrik sinyallerini tespit ediyor.A hundred and twenty eight sensors pick up tiny electrical signals emitted as my brain cells fire.
Size böyle küçücük bir kayıt göstereyim.So let me show you a little tiny sequence of this.
İkinci nokta, küçücük eylemlerin üstüste birikmesiyle ilgili.The second point is about the accumulation of tiny actions.
Ancak bu küçücük şeyleri nasıl gösterebilirdik.But how could we show these teeny-weeny things?
Teğet doğrusunun eğimini bulmak istiyorsak h daha küçük, küçücük olduğunda ne olduğunu bulmalıyız.And of course this a and this a cancel out.
Benzer şekilde model levhalarını küçücük elleriyle tutmakta zorlanabilir.And similarly, she finds prototyping boards really frustrating for her little hands.
Küçücük bir kelime ve 33 numaralandırılmış tanımlama.Tiny, little word, 33 numbered definitions.
Çakýl Gazinosu... ...yeni assolist olmuţtum, küçücük de bir kýzdým.What was I saying? Cakil Bar.
Yanındaki bina küçücük gözüküyor.Dr. Harris:
Dünya, engin bir kozmik alanda küçücük bir sahne.The earth is a very small stage in a vast cosmic arena.
Bharat kendini küçücük hissetti.Bharat felt insignificant.
[Saf enerjiden oluşan küçücük bir nokta zamanı ve uzayı doğurdu][ As a speck of pure energy gave birth to space and time ]
Küçücük, rengarenk enerji iplikleri daha bebeklik çağındaki evreni dolduruyor [13.7 MYÖ]Tiny, vibrating strands of energy, occupy an infant universe. [ 13.7 BYA ]
Evren daha da soğuyunca nükleonların yörüngeleri küçücük elektronları yakaladı.Again, the universe cooled and tiny electrons were captured into the nucleon's orbit.
Polen küçücük.Pollen is tiny.
Kılları ile küçücük parçaları yakalayabilirler fakat salpler gibi daha büyük avları tercih ederler.It can catch tiny bits in its bristles, but prefers larger prey like salps.
Yaptığımız ve ya düşündüğümüz her şey, dünyamızı küçücük biraz şekillendirmektedir.Whatever we do or think shapes our world, a tiny little bit.
Ve bütün bu detayların, küçücük taş ve cam parçalarıyla anlatıldığını, canlandırıldığını görüyoruz.So we're looking at a mosaic that we think is based on an ancient Greek painting.
Kendimi küçücük ve önemsiz hissediyorum." diyorlar.I feel tiny and insignificant."
Küçücük bir ülke.Tiny landlocked state.
Her geçen gün daha çok oyun geliştirilen küçücük bir ülke.It's a tiny little country where more and more games are being made.
O küçücük bir çocuk.He's just a little boy.
Ve bütün bu gürültünün önünde... küçücük bir jest yaparsınız.And in front of all that noise, you do a very small gesture.
25.000 fıtten bu küçücük şeyi yok edebilirlerdi.They could have destroyed this little thing right here from 25,000 ft.
Zaten küçücük olan bir gezegeni, çok daha küçük adacıklara bölünce ne olduğunu gördük.We've seen what happens when we divide an already small planet into smaller islands.
Korkunç miktarda enerji, Küçücük miktarda kütle için.An awful lot of energy For a tiny amount of mass
Her şey küçücük yaşam formlarından yapılan ekosistemlerle kaplıdır: bakteri, virus, mantar.Everything is covered in invisible ecosystems made of tiny lifeforms: bacteria, viruses and fungi.
Bu küçücük işe bile gücünüz yetmediğine göre, öbür konularda neden kaygılanıyorsunuz?If then you aren't able to do even the least things, why are you anxious about the rest?
Eğer öyle olsaydı, insanlara 'çekirdeğin sırtındaki küçücük bir tomurcuğu' bile vermezlerdi.(If they had,) they would never have given an iota to the people.
"Kuşkusuz bunlar, küçücük bir topluluktur."(Proclaiming): "Surely they are a small band (of fugitives).
İki koyunları ve sadece patates yetiştirdikleri küçücük bir de bahçeleri var.They have two sheep and a small garden -- growing only potatoes -- and pick mushrooms in the woods."
Küçücük boyutu insular cücelik ile açıklanmaktadır..Its diminutive size is explained by insular dwarfism.[9]
Büyük mutluluklar, küçücük umutlarla başlar.Großes Glück beginnt mit klitzekleiner Hoffnung.
Sana küçücük görünen şeylerin bir kızın hayatını nasıl mahvettiğini anlamanı istiyorum.Er handelt von den Folgen der Katastrophe auf das Leben einer jungen Frau.
Sana küçücük görünen şeylerin bir kızın hayatını nasıl mahvettiğini anlamanı istiyorum.Il essaie d'enseigner à son copain robot à quoi ressemble la vie d'un petit garçon.
Sana küçücük görünen şeylerin bir kızın hayatını nasıl mahvettiğini anlamanı istiyorum.Ahora tiene que vivir con la culpa de haber terminado con la vida de una pequeña.
Dişi alçak bir dalın çatalında yaptığı küçücük bir fincangibi yuvasına iki yumurta bırakır.La femmina depone due uova in un nido fatto interamente di erba secca, poco elevato dal suolo.
Fakat küçücük bir havuzu, şüphesiz bir damla şarap pisletir.Il trago è piccolo, l'antitrago è arrotondato.
Sana küçücük görünen şeylerin bir kızın hayatını nasıl mahvettiğini anlamanı istiyorum.Consideriamo l'esempio di un gioco che simuli la vita di una famiglia.
Singen'de Demiryolu yapılmasına kadar Schaffhausen küçücük bir köydü.До того как в Ондре стал развиваться туризм, это было небольшое сельское поселение.
Sana küçücük görünen şeylerin bir kızın hayatını nasıl mahvettiğini anlamanı istiyorum.تحدث لحظة تحول في حياة الصبي الصغير تثبت ذكاه .
Sana küçücük görünen şeylerin bir kızın hayatını nasıl mahvettiğini anlamanı istiyorum.MacGyver conta como ocorreu a morte de sua mãe para uma pequena garota.
Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçücük bir nehirdir.Eu estava apenas tentando esboçar um local, talvez um local espiritual, talvez um local romântico.
Onun nerede olabileceğiyle ilgili küçücük bir fikrim yok.Não tenho a menor ideia de onde ele pode estar.
Sana küçücük görünen şeylerin bir kızın hayatını nasıl mahvettiğini anlamanı istiyorum.Mensen waren verbaasd over hoe "zo'n klein meisje" de ramp kon overleven.
Onların derin gagaları, küçücük yiyecek maddelerini süzerek almak için özelleşmiştir.De takblaadjes bedekken de kleine takjes dakpansgewijze.