Genel olarak konuşursak, Japon kadınları mütevazıdır.Generally speaking, Japanese women are modest.
Genel olarak konuşursak, Japonlar sıkı işçilerdir.Generally speaking, the Japanese are hard workers.
Genel olarak, Japonlar çalışkandır.In general, Japanese are hardworking.
Göçmenler kıtadan Japon denizini geçti.Migrants from the continent crossed the Japan sea.
Japoncayı çok iyi konuşan bir Amerikalı kız tanıyorum.I know an American girl who speaks Japanese very well.
Kelime işlemcilerinin gelişimi Japoncayı kolaylıkla yazmamızı sağladı.The development of word-processors has enabled us to type Japanese easily.
Bayan Red bana Japonca öğretti.Miss Red taught me Japanese.
Bay Wright, sanki onun ana diliymiş gibi Japonca konuşuyor.Mr Wright speaks Japanese as if it were his mother tongue.
Yoko bazı şiirleri Japoncadan İngilizceye çevirdi.Yoko translated some poems from Japanese into English.
Sanırım buradaki Tay yiyeceklerine baharat katılır bu yüzden Japonlar ondan hoşlanacaklar.I think the Thai food at this place is seasoned so Japanese will like it.
Sana Japonya hakkında daha çok şey anlatacağım.I will tell you more about Japan.
Herhangi bir zamanda Japonya'ya gelirsen, beni görmeye gel.If you are ever in Japan, come and see me.
Merhaba, Ben Japonyalı Tomoko Sato'yum.Hello, I'm Tomoko Sato from Japan.
Jane'in annesi Japonya'da olsaydı, ben onu Bez Bebek Şenliğine davet edebilirdim.If Jane's mother were in Japan, I could invite her to the Doll's Festival.
Amerikalılar Japonlardan farklı bir şekilde cevap verirdi.Americans would have responded differently from Japanese.
Meg Japonya hakkında her şeyi bilmeye meraklı.Meg is curious to know everything about Japan.
Meksika Japonya'nın yarısı kadar çok insana sahiptir.Mexico has half as many people as Japan.
May bir yıldır Japonya'dadır.May has been in Japan for a year.
Mary Japonjayı yavaşça konuştu.Mary spoke Japanese slowly.
Mary yavaşça Japonca konuştu.Mary spoke Japanese slowly.
Mary Japonca konuşabiliyor.Mary can speak Japanese.
Mary Japonca konuşabilir.Mary can speak Japanese.
Mary Japonya'ya gitmek için para biriktiriyor.Mary is setting by money to go to Japan.
Mary Japonya'da bütün hayatı boyunca bekar kaldı.Mary remained single all her life in Japan.
Mary Japonya'yı sever, değil mi?Mary likes Japan, doesn't she?
Mary Japonca ödevini bitirdi.Mary has finished her Japanese assignment.
Madonna Japonya'da her lise öğrencisi tarafından bilinmektedir.Madonna is known to every high school student in Japan.
Masako, Japonya'da liseyi bitirdi ve sonra Harvard'dan mezun oldu.Masako finished high school in Japan and then graduated from Harvard.
Dağ bisikleti yarışları son birkaç yıldır genç Japonlarla tutuldu.Mountain bike racing has caught on with young Japanese in the past few years.
Michael sadece İngilizce değil Japonca da konuşur.Michael speaks Japanese, not to mention English.
Michael İngilizcenin yanı sıra Japonca da konuşur.Michael speaks Japanese, not to mention English.
Michael hem İngilizce hem de Japonca konuşur.Michael speaks Japanese, not to mention English.
Mike Japonca'yı iyi konuşuyor.Mike speaks good Japanese.
Mike iyi Japonca konuşur.Mike speaks good Japanese.
Mike Japoncayı iyi konuşur.Mike speaks good Japanese.
Mike ve kız kardeşi Fransızca konuşabilirler fakat onlar Japonca konuşamazlar.Mike and his sister can speak French, but they can't speak Japanese.
Bob'un Japonya'ya ne zaman geldiğini bilmiyorum.I don't know when Bob came to Japan.
O, neredeyse Japoncayı hiç konuşamıyor.She can hardly speak Japanese.
Birçok Japon her gün banyo yapar.Most Japanese take a bath every day.
Çoğu Japon en az günde bir kez pirinç yer.Most Japanese eat rice at least once a day.
Neredeyse bütün Japon erkekleri beyzbol oynamayı sever.Almost all Japanese boys like to play baseball.
Birçok büyük Japon şirketleri ihracata bağlıdır.Most big Japanese companies depend on exports.
Çoğu Japon şirketinde, sadece birkaç yöneticinin kendisine ait bir odası vardır.In most Japanese companies, only a few executives have a room to themselves.
Neredeyse tüm Japonlar koyu saça sahiptir.Nearly all Japanese have dark hair.
Helen, geçen sene Japonya'ya geldi.Helen came to Japan last year.
Brent bir Amerikalı, ama o sanki onun ana diliymiş gibi Japonca konuşuyor.Brent is an American, but he speaks Japanese as if it were his mother tongue.
Fransızcanın Japoncadan daha çok ünlü harfleri var.French has many more vowels than Japanese.
Bayan Brown Japonca anlar.Mrs. Brown understands Japanese.
Bay Brown Japonca'yı çok iyi konuşur.Mr Brown speaks Japanese very well.
Bayan Brown Japon yemekleri yemeye alıştı.Miss Brown has gotten used to eating Japanese food.
Kirpi balığı Japonya'da nefis bir yiyecektir.Blowfish is a delicacy in Japan.
Bill Japoncayı biraz konuşabilir.Bill can speak Japanese a little.
Bill, Japonya'daydı.Bill was in Japan.
Bill Japonya'daydı.Bill was in Japan.
Bill şaşırtıcı bir akıcılık ile Japonca konuştu.Bill spoke Japanese with surprising fluency.
Biri İngilizce konuşur ve diğeri Japonca konuşur.One speaks English, and the other speaks Japanese.
Paris Japon kızları için büyük bir cazibeye sahiptir.Paris has a great charm for Japanese girls.
Nozomi, Japonya'daki tüm trenlerin en hızlısıdır.The Nozomi is the fastest of all the trains in Japan.
New York'ta birçok Japon restoranı var.There are many Japanese restaurants in New York.
Bay Newman sık sık Japonya geliyor.Mr Newman often comes to Japan.