Tom akşam yemeği için ödememe izin vermedi.Tom didn't allow me to pay for dinner.
Tom çocuklarının şarap içmesine izin vermez.Tom doesn't allow his children to drink wine.
Tom çocuklarının abur cubur yemesine izin vermez.Tom doesn't allow his children to eat junk food.
Tom hava karardıktan sonra çocuklarının dışarı çıkmasına izin vermez.Tom doesn't allow his children to go out after dark.
Tom çocuklarının günde bir saatten daha fazla televizyon izlemelerine izin vermez.Tom doesn't allow his children to watch more than one hour of TV a day.
Tom bize gitmek için izin verdi.Tom gave us permission to leave.
Tom gitmemize izin verdi.Tom gave us permission to leave.
Tom bize plaj evini kullanmak için izin verdi.Tom gave us permission to use his beach house.
Tom bize plaj evini kullanmamıza izin verdi.Tom gave us permission to use his beach house.
Tom'un tek başına dışarı çıkmasına izin verilmez.Tom isn't allowed to go out by himself.
Tom şimdi Mary'nin kendi bildiğini okumasına izin vermesi gerektiğini fark ediyor.Tom now realizes that he should have let Mary have her own way.
İğrenç bir yara izini açığa çıkarmak için kolunu sıvadı.Tom rolled up his sleeve, exposing a hideous scar.
Tom Mary'ye bacağındaki yara izini gösterdi.Tom showed Mary the scar on his leg.
Ben hizmetçiye bir gün izin verdim.I gave the maid the day off.
Seni öpmesine izin verdin mi?Did you let him kiss you?
Gitmene izin vermek istemiyorum.I don't want to let you go.
Tom'un seni öpmesine izin verdin mi?Did you let Tom kiss you?
Hayalinin seninle kaçmasına izin verme.Don't let your imagination run away with you.
Tom'un kaçmasına izin verme.Don't let Tom run away.
Tom'un oğlunun tek başına seyahat etmesine izin vermeye niyeti yok.Tom has no intention of letting his son travel by himself.
Tom Mary'nin resimlerine bakmasına izin vermedi.Tom wouldn't let Mary look at his pictures.
Bunu yapmamıza izin verildiğinden emin misin?Are you sure we're allowed to do that?
Onun odasında kimseye izin vermeyin.Don't let anyone in his room.
Bunu yapmak için hiç kimseye izin verilmez.Nobody's allowed to do that.
Bunu başka birinin yapmasına izin ver.Let somebody else do this.
Seni tekrar burada yakalamama asla izin verme.Don't ever let me catch you here again.
Tom'un polis tarafından parmak izi alındı.Tom was fingerprinted by the police.
Tom işe geri dönmek istedi ama Mary izin vermedi.Tom wanted to get back to work, but Mary wouldn't leave.
Tom izin beklemeyeceğini söyledi.Tom said he wasn't going to wait for permission.
Tom tutuklunun kaçmasına izin verdi.Tom let the prisoner escape.
Tom Mary'nin gitarını çalmasına izin verdi.Tom let Mary play his guitar.
Tom izin verdi.Tom has given his blessing.
Tom ve Mary John'un partisine izinsiz girdiler.Tom and Mary crashed John's party.
Bunun kirlenmesine izin vermeyin.Don't let it get soiled.
Mary berbat plastik cerrahi sonrası kötü bir şekilde yara iziyle bırakıldı.Mary was left badly scarred after botched plastic surgery.
Hata yapmak için kendine izin ver.Allow yourself to make mistakes.
Tom herhangi bir şeyle kaçmama izin vermedi.Tom didn't let me get away with anything.
Eğer gitmeme izin vermezsen yine de gideceğim.If you don't let me go, I'll still go.
Tom'un sağ gözünün altında farklı bir yara izi vardı.Tom has a distinctive scar under his right eye.
Tom'un sağ gözünün altında belirgin bir yara izi vardı.Tom has a distinctive scar under his right eye.
Mary'nin intihar etmeye çalıştığı zamandan bir yara izi var.Mary has a scar from when she tried to commit suicide.
Tom'un onu yapmasına asla izin verilmemeliydi.Tom should never have been allowed to do that.
Tom'un kendi kararını vermesine izin vermeliyiz.We should let Tom make up his own mind.
Onların karar vermesine izin ver.Let them decide.
Tom'un sizi bu şekilde itmesine izin vermemelisiniz.You shouldn't let Tom push you around like that.
Tom'un o şekilde davranmaya devam etmesine izin veremeyiz.We can't allow Tom to continue behaving that way.
Tom Mary'nin ona erken gitmesi için izin verdiğini söyledi.Tom said Mary had given him permission to leave early.
Tom Mary'nin araba sürmesine izin vermemeliydi.Tom shouldn't have let Mary drive.
Tom Mary’nin bisikletini kullanmasına izin veriyor.Tom has been letting Mary use his bicycle.
Tom kendisini odasına kilitledi ve kimsenin içeri girmesine izin vermedi.Tom locked himself in his room and wouldn't let anyone in.
Tom'a terk etmek için izin verdin mi?Have you given Tom permission to leave?
Yara izimi görmek ister misin?Do you want to see my scar?
Yara izimi ne zaman gördün?When did you see my scar?
Biz Tom'un onun hakkında endişelenmesine izin vereceğiz.We'll let Tom worry about that.
Buraya girmeme izin verebilir misiniz?Can you give me a permission to enter here?
Başka birinin onunla ilgilenmesine izin vereceğim.I'll let someone else deal with it.
Lütfen bunun üstesinden gelmeme izin ver.Please let me handle this.
Gelecek hafta birkaç gün izin almam mümkün mü?Would it be possible for me to take a few days off next week?
Biz onun olmasına izin vermeyeceğiz.We're not going to let that happen.
Onu tekrar söylediğini duymama hiç izin verme.Don't ever let me hear you say that again.