Tom babasının izinden gitti.Tom followed in his father's footsteps.
Senin programın izin almana müsaade ediyor mu?Does your schedule allow you to have time off?
Bu otelde köpeklere izin verilmez.Dogs aren't allowed in this hotel.
Yasaklanmamış şeye izin verilir.What isn't forbidden is allowed.
O fabrikayı ziyaret etmek için izin almanız gerekecek.You'll have to get a permit to visit that factory.
Hiç kimsenin bu binaya girmesine izin verilmiyor.No one is permitted to enter this building.
Ben böyle yakınlığa izin vermezdim.I wouldn't permit such familiarity.
Özel mülkiyete izinsiz giriyorsunuz.You are trespassing on private property.
Kız kardeşimi seninle tanıştırmama izin ver.Let me introduce my sister to you.
Lütfen parmak izinizi buraya bastırın.Please put your thumbprint here.
Odayı terk etmene izin verilmez.You are not allowed to leave the room.
Bunu izinsiz yapmamalısın.You're not supposed to do that without permission.
Bunu izinsiz yapmaman gerekiyor.You're not supposed to do that without permission.
Bu arada, onun gelmesi durumunda, beni beklemesine izin verin.By the way, in case he comes, let him wait for me.
Sığırlarının serbestçe başıboş gezinmelerine izin vermemeleri teşvik edildi.They were encouraged not to let their cattle roam freely.
Polis tetikte Tom'un parmak izini buldu.The police found Tom's fingerprint on the trigger.
Burada sigaraya izin verilmiyor. Kanserinizi dışarıda besleyin!Smoking is not allowed here. Please feed your cancer outside!
İçeri gitmek için izin alabilir miyim.May I have permission to go inside?
Emily kendisiyle yaşamama izin verdi.Emily permitted me to live with her.
Emily bilgisayarını kullanmama izin verdi.Emily permitted me to use her computer.
Melanie'nin anne babası Emily'nin kendi evlerinde kalmasına izin verdi.Melanie's parents permitted Emily to stay in their house.
Bazı insanların araba sürmesine izin verilmemeli.Some people shouldn't be allowed to drive.
O, köpeğin çıkmasına izin verdi.She let the dog out.
Onlar gitmene izin vermeyecek.They won't let you go.
Onların bir tane kazanmasına izin ver.Let them win one.
Bu insanların gitmesine izin ver.Let these people go.
Buna izin verilmeyecek.That will not be permitted.
Hayal gücümüz uzayda seyahat etmemize izin veriyor.Our imagination lets us travel around space.
Son izinin ne zamandı?When was your last day off?
Benden "sen" olarak söz etmenize izin vermiyorum.I don't allow you to refer to me as "you".
Zil çalıncaya kadar hiç kimsenin sınıfı terk etmesine izin verilmez.Nobody is allowed to leave the classroom until the bell rings.
Silah ihracatına izin verilmedi.The export of arms was not allowed.
O, gitmeme izin verdi.She allowed me to go.
Terk etmeme izin verdi.She allowed me to leave.
Bir dakika izin verin.Excuse us for just a moment.
Tom'a benim için kararlar vermesine izin vermem.I don't let Tom make decisions for me.
Bunu yapmana izin vereceklerini sanmıyorum.I don't think they'll allow you to do that.
İnsanlara kendilerini yönetmek için izin verilmesi gerektiğini düşünüyorum.I think people should be allowed to govern themselves.
Karanlıktan sonra tek başıma burada olmama izin verilmiyor.I'm not allowed to be here by myself after dark.
Babamın arabasını sürmeme izin verilmiyor.I'm not allowed to drive my father's car.
Tom'un evine gitmeme izin verilmiyor.I'm not allowed to go to Tom's house.
Tom'a arabamın yanında bir yerde izin vermiyorum.I'm not letting Tom anywhere near my car.
Tom'un araba sürmesine izin vermiyorum.I'm not letting Tom drive.
Bana onu seninle tartışmama izin verilmiyor.I'm not permitted to discuss that with you.
Burada yüzmeye izin verilmiyor.Swimming isn't allowed here.
Buna asla izin vermezdik.We never would have allowed it.
Tom'un bunu yapmasına asla izin vermezdik.We never would have allowed Tom to do that.
Tom'un tek başına oraya gitmesine asla izin vermezdik.We never would have allowed Tom to go there by himself.
Bunu yapmamıza artık izin verilmiyor.We're not allowed to do that anymore.
Onu yapmamıza izin verilmiyor.We're not allowed to do that.
Oraya gitmemize izin verilmiyor.We're not allowed to go there.
Sabah 7.00'den sonrasına kadar bu havuzda yüzmene izin verilmez.You aren't allowed to swim in this pool until after 7:00 a.m.
Denemen için izin veriyorum.You have my permission to try.
Onu yapmana izin vermeyeceklerini biliyorsun, değil mi?You know they won't allow you to do that, right?
Bitirmemize izin vermelisin.You must allow us to finish.
Tom'un kendisi için karar vermesine izin vermelisin.You should let Tom decide for himself.
Gitmene izin verilmeyecek.You won't be allowed to leave.
Tom çocuklarına yüzmeye gitmeleri için izin verdi.Tom allowed his children to go swimming.
Tom erken gitmek için izin istedi.Tom asked for permission to leave early.
Tom telefonu kullanmak için izin istedi.Tom asked for permission to use the phone.