Videolar izleyerek bütün gece yatmadım.I was up all night watching videos.
Keşke Tom tavsiyemi izlese.I wish that Tom would follow my advice.
Karanlıktan sonra tek başıma burada olmama izin verilmiyor.I'm not allowed to be here by myself after dark.
Babamın arabasını sürmeme izin verilmiyor.I'm not allowed to drive my father's car.
Tom'un evine gitmeme izin verilmiyor.I'm not allowed to go to Tom's house.
Tom'a arabamın yanında bir yerde izin vermiyorum.I'm not letting Tom anywhere near my car.
Tom'un araba sürmesine izin vermiyorum.I'm not letting Tom drive.
Bana onu seninle tartışmama izin verilmiyor.I'm not permitted to discuss that with you.
Tom'un televizyonda beyzbol izlemekten zevk almadığından oldukça eminim.I'm pretty sure Tom doesn't enjoy watching baseball on TV.
Televizyon izlemekten gına geldi. Kalk başka bir şey yapalım.I'm tired of watching TV. Let's do something else.
Televizyon izlemekten bıktım. Başka bir şey yapalım.I'm tired of watching TV. Let's do something else.
Burada yüzmeye izin verilmiyor.Swimming isn't allowed here.
Çocuklar Tom'un oturduğu yerde toplandılar ve onun gitar çalmasını izlediler.The children gathered around where Tom was seated and watched him play his guitar.
Dün öğleden sonra izlediğim film oldukça iyiydi.The movie I saw yesterday afternoon was quite good.
Burada olmak için iznimiz var.We have permission to be here.
Buna asla izin vermezdik.We never would have allowed it.
Tom'un bunu yapmasına asla izin vermezdik.We never would have allowed Tom to do that.
Tom'un tek başına oraya gitmesine asla izin vermezdik.We never would have allowed Tom to go there by himself.
Bunu yapmamıza artık izin verilmiyor.We're not allowed to do that anymore.
Onu yapmamıza izin verilmiyor.We're not allowed to do that.
Oraya gitmemize izin verilmiyor.We're not allowed to go there.
Biz sorunu izole ettik.We've isolated the problem.
Sabah 7.00'den sonrasına kadar bu havuzda yüzmene izin verilmez.You aren't allowed to swim in this pool until after 7:00 a.m.
Gitme iznime sahipsin.You have my permission to leave.
Denemen için izin veriyorum.You have my permission to try.
Onu yapmana izin vermeyeceklerini biliyorsun, değil mi?You know they won't allow you to do that, right?
Bitirmemize izin vermelisin.You must allow us to finish.
Tom'un kendisi için karar vermesine izin vermelisin.You should let Tom decide for himself.
Gitmene izin verilmeyecek.You won't be allowed to leave.
Tom çocuklarına yüzmeye gitmeleri için izin verdi.Tom allowed his children to go swimming.
Tom ve Mary John'u izlediler.Tom and Mary followed John.
Tom ve Mary bankta oturdular, insanların yüzüşünü izlediler.Tom and Mary sat on the bench, watching people swim.
Tom erken gitmek için izin istedi.Tom asked for permission to leave early.
Tom telefonu kullanmak için izin istedi.Tom asked for permission to use the phone.
Tom izlemekten başka bir şey yapamadı.Tom could do nothing but watch.
Tom ne olduğunu tam olarak izah etti.Tom described exactly what happened.
Tom bütün gün boyunca TV izlemekten başka bir şey yapmadı.Tom did nothing but watch TV all day long.
Tom akşam yemeği için ödememe izin vermedi.Tom didn't allow me to pay for dinner.
Tom çocuklarının şarap içmesine izin vermez.Tom doesn't allow his children to drink wine.
Tom çocuklarının abur cubur yemesine izin vermez.Tom doesn't allow his children to eat junk food.
Tom hava karardıktan sonra çocuklarının dışarı çıkmasına izin vermez.Tom doesn't allow his children to go out after dark.
Tom çocuklarının günde bir saatten daha fazla televizyon izlemelerine izin vermez.Tom doesn't allow his children to watch more than one hour of TV a day.
Tom hiç TV izlemez.Tom doesn't watch TV at all.
Tom bize gitmek için izin verdi.Tom gave us permission to leave.
Tom gitmemize izin verdi.Tom gave us permission to leave.
Tom bize plaj evini kullanmak için izin verdi.Tom gave us permission to use his beach house.
Tom bize plaj evini kullanmamıza izin verdi.Tom gave us permission to use his beach house.
Tom'un tek başına dışarı çıkmasına izin verilmez.Tom isn't allowed to go out by himself.
Tom onu izlemem için işaret etti.Tom motioned me to follow him.
Tom şimdi Mary'nin kendi bildiğini okumasına izin vermesi gerektiğini fark ediyor.Tom now realizes that he should have let Mary have her own way.
İğrenç bir yara izini açığa çıkarmak için kolunu sıvadı.Tom rolled up his sleeve, exposing a hideous scar.
Tom yerde çamurlu ayak izleri gördü.Tom saw muddy footprints on the floor.
Tom Mary'ye bacağındaki yara izini gösterdi.Tom showed Mary the scar on his leg.
Tom izleyicilere gülümsedi ve eğilerek selam verdi.Tom smiled at the audience and took a bow.
Tom boş zamanını çoğunu TV izleyerek harcar.Tom spends most of his free time watching TV.
Mary üstü açılabilir kırmızı spor arabasıyla uzaklaşırken Tom izledi.Tom watched as Mary drove away in her red convertible sports car.
Tom Mary'yi dans ederken izledi.Tom watched Mary as she danced.
Tom uyurken Mary'yi izledi.Tom watched Mary as she slept.
Ben hizmetçiye bir gün izin verdim.I gave the maid the day off.
Seni öpmesine izin verdin mi?Did you let him kiss you?