iyileşti ile cümle
iyileşti kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
4
HECE
8
ORT. KELİME
Eir - İyileştirme tanrısı.Komendantka – hm Bożena Pojawa.
Öncelikle yaşlıların yaşam koşullarını iyileştirme hedefi takip edilmektedir.Celem działania jest poprawa jakości życia osób starszych.
Hayvanları iyileştirmiş ve bir hücrede yaşamıştır.Zatrzymał się ze zwierzętami w karczmie.
7 Eylül 1939'da yaralandı ve Prag'daki bir hastanede iyileşti.19 września 1939 został ranny, po czym był leczony w Stryju.
Bunu ince bir kumaşa sür ve anüse yerleştir, anında iyileştirecektir."Posmaruj maścią pas delikatnego płótna i umieść w odbycie, a wnet wyzdrowieje”.
Éowyn, Şifaevleri'nde Aragorn (Kral Elessar) tarafından Athelas bitkisiyle iyileştirilmiştir.Jednakże Faramir zostaje przeniesiony do Domów Uzdrowicieli, gdzie zostaje wyleczony przez Aragorna.
Virginia yalnızca kısmen iyileşti.Wyzdrowiała tylko częściowo.
Mali durumunu iyileştirdi.Uzdrowił finanse państwa.
Pil iyileştirmeleri Pili şarj etmeye gerek kalmadan bir saate kadar ek süre.Parzyć należy do trzech minut, aby herbata nie nabrała gorzkiego posmaku.
Messi, iyileştikten sonra sahalara Mallorca karşısında 1-1 biten maçta gol atarak döndü.Kiedy Messi wrócił do gry zdobył gola na 1:1 przeciwko RCD Mallorca.
Dediğine göre Spoffor onu hipnotize ederek iyileştirmeye çalışmıştı.Badał histerię i leczył ją za pomocą hipnozy.
Kararda Nazi makamlarını esirlerin koşullarını iyileştirmek için daha fazla adım atılmaları istendi.Decyzja ta pobudziła niemieckie władze do podjęcia dalszych kroków na rzecz poprawy sytuacji jeńców.
Hem grafikler iyileştirilmiş hem de efektlerde ilerleme kaydedilmiştir.Cele terapeutyczne są tu skonkretyzowane, a efekty ewaluowane.
Yalnızca 1942 yazında yakalanan siyasi komiserlere yönelik belirgin bir iyileştirme vardı.W kwietniu 1946 różnymi n/w okólnikami wydano kolejne regulację dot. tablic.
Köle kız bir süre konuşamadı ama sonra tamamen iyileşti.Jeszcze tego samego dnia siostra poczuła się lepiej, a po kilku dniach wyzdrowiała całkowicie.
Birinci aşamada, hasta F-75 adı verilen iyileştirici bir tip süt ile beslenir.Under fas 1 ges patienterna en sorts terapeutisk mjölk som kallas F-75.
Amacı, dünyadaki tüm hastalıkları iyileştirebilen bir ilaç yapmaktır.I gengäld vill de ge mänskligheten en drog som kurerar alla sjukdomar.
İyileştirme oranı %87 civarında bulunurken komplikasyon oranı %3'e kadar çıkabilmektedir.Det har visats att ca 87 % tillfrisknar och att 3 % får komplikationer.
Bunu ince bir kumaşa sür ve anüse yerleştir, anında iyileştirecektir."Stryk ut denna på en remsa fint linnetyg och placera i anus, så att han återhämtar sig omedelbart.”
Anka Fawkes ağlar ve gözyaşları Harry'nin yaralarını iyileştirir.Fawkes låter sina tårar droppa ned i Harrys sår, vilket läker.
Ayrıca antik çağlarda yeşim taşının böbrek hastalıklarını iyileştirici gücü olduğuna inanılırdı.Under medeltiden trodde man att rosenolja kunde bota ögonsjukdomar.
Virginia yalnızca kısmen iyileşti.Hon återhämtade sig endast delvis.
Hayvanları iyileştirmiş ve bir hücrede yaşamıştır.Hon har levt som ett djur i en bur.
Eir - İyileştirme tanrısı.Tack HERre! som förlänar.
Mahalleye ulaşımı sağlayan yol son yıllarda daha da iyileştirilmiştir.Länsvägen har dock rätats under senare år.
Kaynatılmış çiçekleri de yara iyileştirici olarak kullanılır.Fnöske har också använts som blodstillande medel för sår.
Burada iken bacağında bir abşe çıktı ve doktorlar iyileştiremediler.Kungen led av spetälska och hans läkare kunde inte bota honom.
Dulcamara bunun kendi ilacı tarafından iyileştirilebilecek bir davranış olduğunu zanneder.Man misstänker därför att någon har funnit ett botemedel.
Bu ortam fikirlerin iyileştirilmesine katkı sağlar.Detta skulle då visa att programmen medverkar till dessa förbättringar.
AV-8A’ların iyileştirilmesi ve AV-8B’lerde sistem geliştirmeleri yapılması sonucu AV-8C modeli ortaya çıktı.Efter den ändringen fick flygplanen beteckningen AV-8B+.
Yaralı genç bir adam Gerçek Haç tarafından iyileştiriliyor.Vad kan en skadad ung man göra med sin frihet?
Elizabeth iyileştiğinde evine döner ve terasına çıkar.När Betty återhämtat sig flyttar hon tillbaka till stan.
Protestolar nedeniyle mahkûmların durumları biraz iyileştirildi.Efter den händelsen behandlades fången något bättre.
Hayatının geri kalan kısmını, devletin iyileştirmeyle çalışırken geçirdi.Han tillbringade det mesta av sin regeringstid med att återuppbygga riket.
Cheetah D'nin aviyonik sistemlerinde de bazı iyileştirmelere gidilmiştir.D'Eslon måste ändå ha lyckats med en del av behandlingarna.
Ara vermeden düşünme (hansei) ve sürekli iyileştirme (kaizen) yoluyla bir öğrenme organizasyonu ol.Undvik upprepade kortisonbehandlingar, och behandla aldrig fång med kortison.
Veritabanı optimizasyonları ve arayüz iyileştirmeleri nedeniyle gelişmiş performans.Dagens Nyheter: Förhoppningar om bättring...
Bu teori, zamanın kendisini paradokslardan iyileştirebileceğini öne sürmektedir.«Self-Healing hypothesis») стверджує, що час «вилікує» себе від парадоксу.
İyileştirme gücüne sahiptir.Вони мають здатність зцілення.
Genel hata düzeltmeleri ve iyileştirmeler yapıldı.Виправлено помилки та внесено покращення.
Çünkü hastanın iyileştirilemiyeğini ve hayatını kaybedeceğini anlamıştır.І вона не знає, чи є в неї майбутнє і чи вона видужає.
Bu tür kristallerin düzenliliği bazen makromoleküler tavlama ve diğer yöntemlerle iyileştirilebilir.Регулярність таких кристалів іноді може бути вдосконалена за допомогою відпалу та інших методів.
Ama zamanla iyileşti.З часом дівчина вилікувалась.
Bunu ince bir kumaşa sür ve anüse yerleştir, anında iyileştirecektir."Вмочити у відварі тонке полотно і покласти на анус — одужання настане негайно.»
Örneğin "Врачу, исцелися сам" (Vrachu, istselisya sam - "Hekim, kendini iyileştir", cf. yalın "врач", vrach).Сергій Крилов «Доктор, вилікуй мене» (вірші С. Каргашін) — вик.
Anne sağlığının iyileştirilmesi.Принцу вдається вилікувати матір.
Şamanların aynı zamanda hastalıkları iyileştiren yönleri de vardı.Владика також мав дар зцілювати хворих.
Bu güç saldırı, savunma veya iyileştirme (birleşime göre değişir) için kullanılabilinir.Звідси лікування хвороб — це досягнення (або повернення) гармонії, рівноваги.
Antakya'da durum ertesi yıl biraz iyileşti.На наступний рік у Судзуці ситуація повторилася.
Bazen de Aksaçlı, otalar (ilaçlar) hazırlayarak yiğidin yaralarını iyileştirir.Але, за допомогою таблиць ме, орел виліковує рану.
Hemen meydana çıkmış kararsız aralık bırakma imkânı sağlayan iyileştirmeler.Так відразу ним змогли скористатися безліч хворих, які згодом швидко вилікувалися.
Host Havalimanı'nı iyileştirmek için yapılan çalışmalar 2011 sonlarında başladı.Підготовчі роботи з прибирання місця розпочались в кінці 2011 року.
Kaizen, sürekli iyileştirmedir.Ден повністю видужує.
Su çarkları ve pompalar üzerinde iyileştirmeler yapan, bir Fransız Donanması mühendisi olarak döndü.Він повернувся у Французький Флот як інженер і займався вдосконаленням водних коліс та помп.
General olarak imparator, kendi savaş becerilerini iyileştiren yeteneklere sahip olur.А як генерал, він набуває вміння, які покращують його бойові здібності.
Aynı dönem boyunca birliklerinin etkinliğini ve disiplinini iyileştirmeye çalıştı.Zároveň se snažil zlepšit výkonnost a disciplínu svých vojáků.
Anne sağlığının iyileştirilmesi.Zlepšit zdraví matek.
İyileştikten sonra tekrar hapishaneye dönecekti).Avšak jeho štěstí (nebo osud) se obrátilo na zpáteční cestě.
Mac OS 8.5 performans iyileştirmelerin bir dizisini içerir.Mac OS 8.5 obsahoval řadu výkonnostních vylepšení.
Ancak,kısa sürede iyileşti.Zakrátko se uzdravil.