itiraz ile cümle
itiraz kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
Ancak il seçim kurulu da yapılan itirazı reddetmiştir.Парламентът на Шотландия също се обявява против.
FTC, Google'ın Waze'i satın almasına itiraz etmeyeceğini kararlaştırdı.Някои компании в САЩ не одобряват употребата на Google Glass.
Buna itiraz edip görevden istifa etti.В знак на несъгласие той подава оставка.
Bunun yanı sıra bilimsel kuramlara ve yönteme tanınan ayrıcalığa da itiraz eder.Също специфично се свързва с любопитството и желанието за научни открития.
Şubat 2005'te, altı haftalık yasağa itiraz etti ve Mexès Nisan ayına kadar askıya alındı.U veljači 2005. žalba na šest tjedana zabrane je odbijena, a Mexes je bio suspendiran do travnja.
İtiraz başarılı olmadı.Prosvjed nije uspio.
Buna kimsenin itiraz edemeyeceği hakikatini söyleyeceğim.Njegovim se odlukama nitko nije smio usprotiviti.
Ailenin itiraz etme hakkı vardır.Ima aspiraciju obitelji.
19. yüzyıl ortasındaki kraliyet raporuna itirazlar olsa da, bazı tavsiyeler dinlenmişti.Kada je sredinom osamdesetih partijska moć oslabila, to pravo su, zaista, ostvarivali spomenuti savjeti.
İtirazdan vazgeçilemez. (...)Imaju se spriječiti krvoprolića. (...)
Yüksek mahkeme itiraz edenlere daha büyük cezalar verdi.Pravni sustav predviđao je teške kazne za prekršitelje zakona.
Ancak yapılan itiraz sonucu ligde kalmıştır.Dosiahnutý postup však ostáva uložený.
Adalet Bakanı Thomas Kutschaty yargılanma yolunun açılmasına itiraz etti.Zrušil uznesenie majora Vačoka o začatí trestného stíhania.
5 Haziran 2017'de Karadağ, Rusya'nın itirazlarına rağmen NATO'nun 29. ve en yeni üyesi oldu.5. júna 2017 sa Čierna Hora stala 29. členom NATO.
Kamu İhale Kurumu, yapılan itirazlar üzerine Ağustos 2017'de ihaleyi iptal etti.Ostatnú, desiatu žiadosť o podmienečné prepustenie úrady zamietli v auguste 2018.
Ama haklı ama haksız herkese itiraz eder.Staviteľ však akúkoľvek chybu popieral a s rozsudkom nesúhlasí.
Yüzbaşı Church buna itiraz ettiğinde, Mekum soğukkanlılıkla onu öldürür.Keď to otec odmietne, Morath ho brutálne zavraždí.
Eleştirel Rasyonalizm: Karl Popper'in pozitivizme yaptığı itiraz ile gündeme gelmiştir.Prvý z mysliteľov, ktorý kritizoval logický pozitivizmus bol už Karl Popper v súvislosti s falzifikacionizmom.
1968 yılında Prag Baharı sırasında Çekoslovakya'nın Varşova Paktı işgaline itiraz etti.V roku 1968 protestoval proti invázií vojsk Varšavskej zmluvy do Československa počas pražskej jari.
Bölüm Sokrates’in de bu görüşe itirazını içerir.Sokrates v tejto časti reaguje na verdikt.
İtirazdan vazgeçilemez. (...)V Göttingenu ji ne moremo odobriti zadrževanja, (…).
Tim Maudlin’in The Metaphysics Within Physics (Fizik içinde metafizik) eserinde bu görüşe itiraz edilmiştir.Ta pogled je izpodbijal ameriški filozof znanosti Maudlin v svojem delu The Metaphysics Within Physics.
Taraflar hakem heyeti kararlara karşı on beş gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilirler.Zoper odločbo velikega župana je bila možna pritožba v 15 dneh na državni svet.
Onlar için, bir kavram olarak çokluevren itirazlar önemsiz.Problemi, ki se nam zdijo nepomembni, so zanjo ogromni.
Fakat, Avrupa'nın güçlü ülkeleri Papa'nın itirazını görmezden geldiler.Osrednje evropske vladavine niso prezrle vedno večje moči Papeške države.
Kokesh’in karara itirazı reddedilmiştir.Zavrnjena je bila celo Molekova pritožba.
5 Haziran 2017'de Karadağ, Rusya'nın itirazlarına rağmen NATO'nun 29. ve en yeni üyesi oldu.Birželio 5 d. Juodkalnija tapo naujausia 29-ta NATO nare.
Praetorianlar, Senato tarafından yapılan itirazlara aldırmadan tahta Claudius'u çıkardılar.Į sostą pretorionai pasodino Klaudijų, nepaisydami senato norų.
Nasuh Paşa buna itiraz ettiyse de bu itirazı kabul edilmemiştir.Kadangi V. Taškūnas su šiais reikalavimais nesutiko, buvo iškeltas.
Britanya hükümeti ise bu iddialara itiraz etmektedir.JK vyriausybė paneigė šias pretenzijas.
O zaman Saffi ile Barınkay'ın ve Arsena ile Ottokar'ın evlenmelerine hiçbir itiraz konusu kalmamıştır.Kad užtikrintų sau, žmonai Livijai ir Oktavijai saugumą, jisi su partais.
1968 yılında Prag Baharı sırasında Çekoslovakya'nın Varşova Paktı işgaline itiraz etti.1968 m. Čekoslovakijoje prasidėjo Prahos pavasaris.
İtirazı için yapılması gereken prosedürlerin tamamı internet üzerinden yapılması gerekmektedir.Teisės aktų paieška vykdoma internete prisijungus slaptažodžiu - būtinas interneto ryšys.
Tom bir çocuk gibi davranılmasına itiraz etti.Tomas protestavo prieš tai, kad su juo buvo elgiamasi kaip su vaiku.
Buna Portekiz itiraz edecektir.Scotus esitab sellele vastuväite.
İtiraz başarılı olmadı.Protest jäi rahuldamata.
Ancak bu seneryoya da itirazlar olmuştur.On esitatud ka niisugune vastuväide.
İtirazlar, diğer ülkeler tarafından önerisine karşı ortaya atılmıştır.Eitavalt vastasid talle ka teiste riikide esindused.
Aynı zamanda bu metot için birçok itiraz da bulunmaktadır.Sellele argumendile on ka palju vastuväiteid.
Yüksek mahkeme itiraz edenlere daha büyük cezalar verdi.Kohtupalat suurendas pankrotimeistrite karistust.
Bazı itirazlarla birlikte Tycho Copernicus’ dan kesin olmayan numerik datayı aldı.Muuhulgas heitis Tycho Keplerile ette Koperniku ebatäpsete arvandmete kasutamist.
Çikatilo, Rus Anayasa Mahkemesi'ne mahkumiyet kararı için itiraz etti ama bu itiraz 1993 yılında reddedildi.1993 esitas Tšikatilo Vene Ülemkohtule apellatsiooni, kuid see lükati tagasi.
İtiraz KararıÜllatus Nõutus
İtirazlar ve karşılıklı tartışmalar başladı.Rahutused ja parteidevaheline võitlus jätkusid.
2.Vicdani nedenlerle itiraz hakkı, bu hakkın uygulanmasınıyönlendiren ulusal kanunlara uygun olarak tanınır.2.Pravica do ugovora vesti se priznava v skladu z nacionalnimi predpisi, kiurejajo uresničevanje te pravice.
2.Vicdani nedenlerle itiraz hakkı, bu hakkın uygulanmasınıyönlendiren ulusal kanunlara uygun olarak tanınır.2.Rätten till vapenvägran skall erkännas enligt de nationella lagar som reglerar utövandet av denna rättighet.
2.Vicdani nedenlerle itiraz hakkı, bu hakkın uygulanmasınıyönlendiren ulusal kanunlara uygun olarak tanınır.2.Uznáva sa právo na výhradu svedomia vsúlade svnútroštátnymi zákonmi,ktorými sa riadi výkon tohto práva.
2.Vicdani nedenlerle itiraz hakkı, bu hakkın uygulanmasınıyönlendiren ulusal kanunlara uygun olarak tanınır.Le droit à l’objection de conscience est reconnu selon les lois nationales qui en régissent l’exercice.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Aber in der Tat hat er nicht mit ihr so stark wie er auf den ersten hatte Objekt.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Ale ve skutečnosti, neměl námitky proti ní tak silně, jak on měl na prvním místě.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Ale v skutočnosti, nemal námietky proti nej tak silno, ako on mal na prvom mieste.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Ale w rzeczywistości, że nie sprzeciwiają się jej tak mocno, jak miał na początku.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Dar, de fapt, el nu a contestat-o la fel de puternic ca el a avut la început.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.De valójában ő nem ellenzi, hogy neki, mint erős, mint volt az elején.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.그러나, 사실, 그 같은 강력 그가 처음 것처럼 그녀에 대해 반대하지 않았다.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Maar in feite heeft hij geen bezwaar tegen haar zo sterk als hij was op het eerste.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Ma, in realtà, egli non si oppose fortemente a lei come come aveva in un primo momento.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Mais, en fait, il ne s'oppose pas à elle comme fortement comme il l'avait d'abord.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Mas, na verdade, ele não se opôs a ela tão fortemente como tinha no início.
Ama, aslında, o kadar güçlü o ilk başta olduğu gibi, ona itiraz etmedi.Men i själva verket hade han invändningar mot henne så starkt som han hade i början.