Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.Verily there is a sign in this, but most of them do not believe.
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.Verily there is a sign in this, but many of them do not believe.
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.Verily there is a sign in this, yet many of them do not believe.
Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.Verily there is a sign in this, but most of them do not believe.
Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.Verily there was a sign in this, but most of them did not believe.
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.Verily in this was a sign, but most of them do not believe.
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.Verily in this was a sign, but most of them do not believe.
Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.This is how (the innate law of) God works inevitably.
Onlar, zaten inanmamışlardır.They are those who will never believe.
Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir halkı inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar?Not one habitation that We destroyed before them had believed. So how can they believe?
Hayır derler öbürleri, siz inanmamıştınız.They will say: "No, you were the ones who would not believe.
Hayır, inanmamışlardır onlar.In fact, they will never believe.
Hayır, iyideniyiye inanmamışlardır onlar.In fact they are certain of nothing.
(İnanıp inanmamakta) ayrılığa düşmektedirler.About which they have been differing?
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."They will say: "No, you were the ones who would not believe.
Bunlardan önce yok ettiğimiz toplumlardan hiç biri inanmamıştı.Not one habitation that We destroyed before them had believed.
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.The punishment therefore seized them; indeed in this is a sign; and most of them were not believers.
İnsanlardan Allah'a ve son güne inandık diyenler de var, inanmamışlardır.And some men there are who say, 'We believe in God and the Last Day'; but they are not believers.
Bunlardan önce yok ettiğimiz toplumlardan hiç biri inanmamıştı. Şimdi bunlar mı inanacak?Not one city that We destroyed before them believed; what then, will they not believe?
Yoksa onu kendisi uyduruyor mu diyorlar? Hayır, inanmamışlardır onlar.Or say they: he hath fabricated it: aye they will not believe.
Bil ki Allah'ın vadi gerçektir. (Buna) iyice inanmamış olanlar, sakın seni gevşekliğe sevketmesin!And let not make thee impatient those who have no conviction.
(Buna) iyice inanmamış olanlar, sakın seni gevşekliğe sevketmesin!And do not let those who lack certainty belittle you.
Tağut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar.They desire to be judged by the idol, although they have been commanded to disbelieve it.
Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların kökünü kuruttuk.And We eliminated those who denied Our signs, and they were not [at all] believers.
Fakat küresel bir krizin önlenebileceğine inanmamızı sağlayacak sebepler de mevcut.However, there are also grounds to believe that a global crisis can be averted.
Erdoğan, "Reformları yapmamızın nedeni, halkımızın yaşam standardını yükselteceklerine inanmamızdır."We are making reforms because we believe they will raise the living standards of our people.
Şanslara inanmam.Ich glaube nicht an Glück.
Gözümle görmediğim hiç bir şeye inanmam.Ich glaube nichts, was ich nicht mit eigenen Augen gesehen habe.
Başka bir şeye inanmam.Ich würde gerne etwas anderes glauben.
(Ölümlü adam inanmamalı...).Gedenke, dass du sterblich bist.)
Klipte her zaman yanımızda olan insanlara inanmamız gerektiği işlenmiştir.Kommt immer drauf an, was der Beat mit mir macht.
Balıkçıya kimse inanmamış.Doch ihm glaubt keiner.
İnanmamak gerek.Il faut pas croire.
Başka bir şeye inanmam.Je ne crois pas d'ailleurs.
2008 yılındaki araştırmaya göre Kanadalıların %23'ü herhangi bir tanrıya inanmamaktadır.Au Canada une enquête de mai 2008 indique que 23 % des Canadiens sont athées.
Bu sebeple; Tanrı'ya inanmak Tanrı'ya inanmamaktan daha iyidir.En conséquence, il est largement préférable de croire en Dieu plutôt que de ne pas y croire.
Buna inanmam zor.Para mí esto es difícil de creer.
Ona inanmamalısın.No deberías creértelo.
Tom'un Mary'ye inanmamak için bir nedeni yoktu.Tom no tenía ninguna razón para no creerle a Mary.
Şanslara inanmam.No creo en la suerte.
Duymamasının sebebi aslında ona gerçekten inanmaması."Muchos no me escuchan porque no creen realmente en mí".
Tesadüflere inanmam.Non credo nelle coincidenze.
Gerçekten benim buna inanmamı bekliyor musun?Davvero ti aspetti che ci creda?
Kullanıcılar, uygulama sayfasında gösterilen her bilgiye inanmamalıdır.L'utilizzatore può creare carte che verificano l'informazione contenuta in ogni nota.
Onun söylediklerine inanmamamı tavsiye etti.Он посоветовал мне не верить его словам.
Ben uzaylı yaşama inanmam.Я не верю в инопланетную жизнь.
Ancak kimse zamanda yolculuk olacağına inanmamaktadır.Они не верят в путешествия во времени.
2008 yılındaki araştırmaya göre Kanadalıların %23'ü herhangi bir tanrıya inanmamaktadır.Опрос 2008-го года показал, что 23 % канадцев «не верят в бога», «не имеют религиозной принадлежности».
Başka bir şeye inanmam.Я больше ни во что не верю».
Gene de, bu etkinin tümüyle ortadan kalktığına inanmamak gerek."Но это ещё не значит, что самого явления не существует».
Yaklaşık 29,6 milyon Alman ise (%36) herhangi bir dine inanmamaktadır.حوالي 24.4 مليون ألماني (29.6%) لا دينيون.
Senatör, oğlu Fred'in aksine siyahların şeytan olduğuna inanmamaktadır.فهو عكس إبنه فريد لايعتقد كون الزنوج شياطين .
Buna karşılık, Kanada nüfusunun %23.9'u ise, herhangi bir dine inanmamaktadır.أفاد تعداد كندا 2011 أن 23.9 ٪ من الكنديين لا يعلنون أي انتماء ديني.
İnkâr edeceği İsa tarafından Son Yemek'te kendisine bildirilmiştir ancak Petrus buna inanmamıştır.Jesus os dispensa e diz: «Não temas, crê somente!»
Başka bir şeye inanmam.Não acredito em nada.
Yalancının evi yanmış,kimse inanmamış.Como ela havia mentido antes, ninguém acreditou nela.
Ama zaten buna inanmamıştır.Não estou acreditando ainda.
İnkâr edeceği İsa tarafından Son Yemek'te kendisine bildirilmiştir ancak Petrus buna inanmamıştır.Zij waarschuwde hem voor zijn naderende dood, maar werd niet geloofd.
Başka bir şeye inanmam.Ik geloof er niets van.
Duymamasının sebebi aslında ona gerçekten inanmaması.Maar dat is geen reden volgens hem om er niet in te geloven.