Gözümle görmediğim hiç bir şeye inanmam.I don't believe anything I haven't seen with my own eyes.
Ben karmaya inanmam.I don't believe in karma.
Böylesine uzun bir hikayeye inanmamı bekleme.Don't expect me to believe such a tall tale.
Tom benim ona inanmamı istiyor.Tom wants me to believe him.
Buna inanmamı istiyor musun?Do you want me to believe this?
Buna inanmamı istiyor musunuz?Do you want me to believe this?
Tom'a Mary'ye inanmamasını söyledim.I told Tom not to believe Mary.
Başkalarının söylediklerine her zaman inanmaman gerekir.You shouldn't always believe what others say.
Tom'un söylediği her şeye inanmaman gerekir.You shouldn't believe everything Tom says.
Tom'un söylediğine inanmaman gerekir.You shouldn't believe what Tom says.
Her şeye inanmak zayıflıktır ve hiçbir şeye inanmamak aptallıktır.Believing everything is weakness, and believing nothing is foolishness.
Tom, Mary'ye John'un söylediğine inanmamasını tavsiye etti.Tom advised Mary not to believe what John said.
Tom, Mary'ye okuduğu her şeye inanmamasını tavsiye etti.Tom advised Mary not to believe everything she read.
Bana Tom'un söylediği her şeye inanmamam gerektiği söylendi.I was told that I shouldn't believe everything Tom says.
Tom'un söylediği hiçbir şeye inanmamak için uyarıldım.I was warned not to believe anything Tom says.
Tom'un söylediklerine inanmamak konusunda uyarılmıştım.I was warned not to believe what Tom said.
Tom'a Mary'nin söylediğine inanmamasını tavsiye ettim.I advised Tom not to believe what Mary says.
Tom'a internette okuduğu her şeye inanmaması gerektiğini söyledim.I told Tom he shouldn't believe everything he read on the Web.
Tom'a Mary'nin söylediği her şeye inanmaması gerektiğini söyledim.I told Tom he shouldn't believe everything Mary says.
Tom'a Mary'nin söylediklerine inanmamasını söyledim.I told Tom not to believe what Mary said.
Tom'a Mary'nin söylediğine inanmamasını tavsiye etmeliydim.I should've advised Tom not to believe what Mary says.
Tüm bunlara gerçekten inanmamı mı bekliyorsun?Do you really expect me to believe all of this?
Sana anlattığı her şeye inanmamalısın.You shouldn't believe everything she tells you.
İntihar ettiğini duymuş ama inanmamıştık.We heard that he had committed suicide, but we didn't really believe it.
Ona inanmamak için bir sebebim yok.I've no reason not to believe him.
Öyle desen bile sana inanmam.Even if you say it, I don't believe you.
Lukas, Rima'ya John'a inanmamasını söyledi.Lukas told Rima not to believe John.
Bazen kiliseye gider ve ebedî hayata, cennete veya cehenneme inanmamaktadır.She occasionally goes to church but does not believe in eternal life, salvation, heaven, or hell.
(Ölümlü adam inanmamalı...)."Man cannot conceive...")
Eğer hikâyelerini anlatmam için beni zorlamazlarsa, okuyucunun ilgileneceğine inanmam.As long as they remain loyal to me, I will not doubt them.
Başka bir şeye inanmam.They believe in nothing.
Ancak kimse zamanda yolculuk olacağına inanmamaktadır.You know, even now I cannot really believe that there were passengers on board.
Benim fikrim hemen inanmamanız gerektiğidir.My opinion is that you shouldn't do that.
Tanrı'ya inanıp inanmamanız hakkında karar vermek yerine, ilk önce bir şey yapmak zorundasınızdır.Instead of deciding whether or not you believe in God, first you do something.
Buna inanmamı mı bekliyorsun?You expect me to believe that?
Ben dolambaçsız anlatımlara inanmam.I don't believe in straightforward narratives.
Ama o hiçbirine inanmamış.He didn't believe in anyone.
Bu tarz alkole inanmam ama bazen ben de içerim.I don't believe in this kind of alcohol, but I do drink sometimes.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.We don't need a belief in God to be good or to have meaning in us.
Ama bana inanmamı söyledi, rüzgarı yüzümde hissetmemi söyledi.But he told me to believe and feel the wind in my face.
İnanmam !I don't believe it.
Çünkü Nollywood'un Afrika'dan çıkabileceğine kimse inanmamıştı.Because nobody believed that Nollywood can come out of Africa.
Bana inanmaya ihtiyacınız yok ve inanmamalısınız da.Look at the audit results.
İnanmamız gerektiğine, gerçekten inanıyorum.I believe that we must believe, truly believe.
Yani buna inanmamı mı istiyorsun?So you want me to believe that?
Bana gelince, tabi ki, vücut dilime tamamen inanmam lazım.For myself, of course, I have to completely trust my body language.
Şimdi sana inanmamı mı bekliyorsun?Do you expect me to believe that?
Kendimize inanmamız gerekiyor.We need to believe in ourselves.
Buna inanmamı mı umuyorsun?Do you expect me to believe that?
Tüm insanların eşit olduğuna inanmamızı zorlaştırır.It makes our recognition of our equal humanity difficult.
Bu kişinin salağın biri olduğuna inanmamızın tek nedeni bunlar değil elbette.Now that's not the only reason that we think this person is an idiot.
Tamam mı? Ben bir avukatım. Duygulara inanmam.I'm a lawyer; I don't believe in feelings.
Ben bir Amerikalıyım. Felsefeye inanmam.I'm an American; I don't believe in philosophy.
Ben.. Mutlu sonlara inanmam.I... don't believe in happy endings.
Yani... ...buna inanmamı mı istiyorsun?So? So you want me to believe what you just told me?
Onu korumak size yakýţýr... ama cüppeniz inanmamý zorlaţtýrýyor.- Este é o presidente. - Muito prazer. Chegou na hora certa, Senhor Padre...
İnanmak doğam bir şey. İnanmamak, şüphecilik, bilim ise doğal değil.Belief is natural; disbelief, skepticism, science, is not natural.
Gerçek bir patern olmasına rağmen buna inanmamak.A Type II error is not believing a pattern is real when it is.
Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar?Not one habitation that We destroyed before them had believed. So how can they believe?
Onlar, (içtenlikle) inanmamışlar, bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır.Such as these have not come to belief. So God nullifies whatever they have done.