Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.אך היהודים אשר לא האמינו עוררו והכעיסו את נפשות הגוים על האחים׃
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.ولكن اليهود غير المؤمنين غرّوا وافسدوا نفوس الامم على الاخوة.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.但 那 不 順 從 的 猶 太 人 、 聳 動 外 邦 人 、 叫 他 們 心 裡 惱 恨 弟 兄
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.但 那 不 順從 的 猶太人 、 聳動 外邦人 、 叫 他 們心裡惱 恨 弟兄
Ama olduğuna inanmak istedim.그냥 오해하고 싶었어요
Ama olduğuna inanmak istedim.Pero quería creer lo contrario.
Ama olduğuna inanmak istedim.Tapi aku ingin mempercayai sesuatu terjadi diantara mereka
Ama olduğuna inanmak istedim.Але хотів вірити в зворотне.
Ama olduğuna inanmak istedim.لكنني أردت أن أصدق بأن شيئاً قد حدث
Ama Park Hae Yeong buna inanmadı.De Park Hae Young egy szót sem hitt el belőle.
Ama Park Hae Yeong buna inanmadı.Mais Park Hae Young n'en a pas cru un mot.
Ama Park Hae Yeong buna inanmadı.Αλλά ο Παρκ Χε Γιονγκ δεν το πίστεψε καθόλου.
Ama Park Hae Yeong buna inanmadı.لكن بارك هاي يونغ لم يصدق الخبر اطلاقا
Ama sorun olduğunu onun bilinç sıkıca o deli olduğuna inanmaktadır.Mais le problème est que sa conscience croit fermement qu'il est possédé.
Ama sorun olduğunu onun bilinç sıkıca o deli olduğuna inanmaktadır.Mas o problema é que sua consciência firmemente acredita que ele está possuído.
Ama sorun olduğunu onun bilinç sıkıca o deli olduğuna inanmaktadır.Nhưng vấn đề là rằng ý thức của mình vững chắc tin rằng ông đang sở hữu.
Ama sorun olduğunu onun bilinç sıkıca o deli olduğuna inanmaktadır.Pero el problema es que su conciencia firmemente cree que está poseído.
Ama sorun olduğunu onun bilinç sıkıca o deli olduğuna inanmaktadır.אבל הבעיה הוא שתודעתו בתקיפות מאמין שהוא אחוז הדיבוק.
Ama sorun olduğunu onun bilinç sıkıca o deli olduğuna inanmaktadır.ولكن المشكلة هي أن وعيه بحزم يعتقد أن يمتلك هو.
Ama sorun olduğunu onun bilinç sıkıca o deli olduğuna inanmaktadır.しかし、問題は、彼の意識はしっかりとすることである_。 憑かれた?
Ama söylemek istediğim şey çok basit. Bu konuda bana inanmalısınız, çünkü bu konuda bilgim var.!אני זקוק למסוף שלך. עכשיו
Ama şuna inanmanızı istiyorum ki bu operasyonlardan herbirini bir matrisle çarparak yapabilirdik. ---- 여기서 이 행렬들이 무엇인지는 별로 알 필요 없습니다.
Ama şuna inanmanızı istiyorum ki bu operasyonlardan herbirini bir matrisle çarparak yapabilirdik. ---لكني اريدكم ان تحصلوا على قناعة ان كل من هذه العمليات يمكنها ان تجرى باستخدام الضرب بمصفوفة ما
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Američané mají tendenci věřit, že dosáhli jakéhosi vrcholu co do způsobu rozhodování.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Američania sú náchylní veriť, že dosiahli určitý vrchol v spôsobe, ako uplatňujú možnosť voľby.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Americanii cred că au atins un soi de culme în felul în care îşi exercită libertatea de a alege.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Amerikanen geloven meestal dat ze een soort toppunt hebben bereikt in de manier waarop zij de keuze beoefenen.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Amerykanie wierzą, że osiągnęli szczyt w sztuce wyboru.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Az Amerikaiak szentül hiszik, hogy az életöröm tetőfokára értek azzal, hogy szabadon választhatnak.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Gli statunitensi tendono a credere di aver raggiunto una sorta di apice nel modo in cui esercitano la scelta.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.I USA verkar man tro att man på något sätt är bäst på hur man gör bra val.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.미국인은 그들이 선택하는 방법으로 목표에 도달했다고 믿는 경향이 있습니다.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Los estadounidenses tienden a creer que han alcanzado cierto tipo de cumbre en la forma en la que eligen.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Người Mỹ thường tin rằng họ đã đạt đến một số thứ như đỉnh cao trong cách họ chọn lựa.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Orang Amerika cenderung meyakini bahwa mereka telah mencapai puncak tertinggi dalam mengamalkan pilihan.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Os americanos tendem a acreditar que chegaram a uma espécie de auge na forma como fazem escolhas.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Американците обичайно мислят, че са достигнали просветление по отношение на избора.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Американці вважають, що вони досягли вершини у процесі здійснення вибору.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.Американцы предпочитают верить в то, что они достигли своеобразного апогея в том, как они подходят к выбору.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.האמריקאים נוטים להאמין שהם הגיעו לפסגה כלשהי באופן בו הם בוחרים.
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.ان الامريكيون يعتقدون انهم وصلوا الى ذروة حرية الاختيار
Amerikalılar pratikteki seçimlerinde bir çeşit tepe noktaya ulaştıklarına inanma eğilimindeler.反して 米国人は 選択術の頂点を 極めていると考えがち
Ancak gerçekte hayatta, eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız, görmeden önce o şeylere inanmak zorundasınız.Pero en realidad en la vida, si quieren cambiar el mundo, tienen que creer en las cosas antes de verlas.
Ancak gerçekte hayatta, eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız, görmeden önce o şeylere inanmak zorundasınız.Но на самом деле в жизни, если вы хотите изменить мир, вы должны сперва поверить во что-то, чтобы увидеть.
Ancak gerçekte hayatta, eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız, görmeden önce o şeylere inanmak zorundasınız.実現する前に信じることが大切です 実現する前にマッキントッシュを信じるのです
Ancak, ne Konsey, ne de Komisyon butür bir yasal çerçevenin etkili olacağına inanmaktadır.Il Consiglio e la Commissione ritengono che un quadro giuridico di questotipo non sarebbe efficace.
Ancak, ne Konsey, ne de Komisyon butür bir yasal çerçevenin etkili olacağına inanmaktadır.Ni le Conseil, ni la Commission ne croient enl’efficacité d’un tel cadre juridique.
Ancak, ne Konsey, ne de Komisyon butür bir yasal çerçevenin etkili olacağına inanmaktadır.Sem a Tanács, sem pedig a Bizottság nem hiszi, hogyegy ilyen törvényi keret hatékonyan működhet.
Ancak, ne Konsey, ne de Komisyon butür bir yasal çerçevenin etkili olacağına inanmaktadır.Weder der Rat noch die Kommission glauben an die Wirksamkeiteines solchen Rechtsrahmens.
Ancak, ne Konsey, ne de Komisyon butür bir yasal çerçevenin etkili olacağına inanmaktadır.Το Συµβούλιο και η Ε p i ι τ ρ ο p i ή δεν θεωρούν ότι ανάλογο νοµικόpiλαίσιο θα ήταν αpiοτελεσµατικό.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Kita tak perlu percaya Tuhan untuk jadi baik atau menemukan makna diri kita.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.선해지거나 의미를 가지기 위해 신을 믿을 필요는 없습니다.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Meidän ei tarvitse uskoa Jumalaan ollaksemme hyviä tai merkityksellisiä.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Não precisamos de ter fé em Deus para sermos bons ou termos significado.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Nemusíme věřit v Boha, abychom byli dobří nebo v sobě měli smysl.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Nie trzeba wierzyć w Boga, żeby postępować dobrze, czy żeby widzieć sens istnienia.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Nincs szükségünk Istenre ahhoz, hogy jók legyünk, vagy legyen célunk.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Non c'è bisogno di credere in Dio per essere buoni o per sentire uno scopo in noi.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.No necesitamos creer en Dios para ser buenos o tener significado en nuestras vidas.
Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor.Nous n'avons pas besoin de croire en Dieu pour être bons et pour faire sens.