O bana tamamen inanmaz.הוא לגמרי לא מאמין לי.
O bana tamamen inanmaz.היא לגמרי לא מאמינה לי.
Panteistler kişileştirilmiş ya da antropomorfik bir Tanrıya inanmazlar.Така пантеистите не вярват в обособен персонифициран или антропоморфен бог.
Rachel hamile olduğunu söyler, ancak Cooper inanmaz.Габриел научава, че е бременна, но не е сигурна кой е бащата.
Walter on cadılara inanmadığını söyler.Това е като да не вярваш във феите!
İnanmayan cinlerin sayısının daha fazla olduğu düşünülür.Рязко нараства броят на хората без вероизповедание.
Brown en başta Marty'ye inanmaz.Дийн от самото начало не вярва на Самюел.
Ancak kimse buna inanmaz.Но никой не вярва, че ще стане.
Tasavvufa olan ilgisi büyümüş, özellikle Vahdet-i Vücud (وحدة الوجود) düşüncesine inanmaya başlamıştır.През това време се засилва интересът му към суфизма и особено към Vahdet-i Vücud.
Şu ana kadar Tanrı'ya inanıp inanmadığıyla ilgili bir açıklama yapmadı.Не вярвали в Ада или което и да е Божие наказание.
Barış hakkında müzakereler yapılırsa bir sonuca varılacağına inanmaktaydı.Мирни преговори щяло да има само при признаване на Съединението.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Ако не се дели на нито едно от тях, то е просто.
Kimseye inanma!Не вярвай на никого!
Tasavvufa olan ilgisi büyümüş, özellikle Vahdet-i Vücud (وحدة الوجود) düşüncesine inanmaya başlamıştır.През това време се засилва интереса му към суфизъм и особено към Vahdet-i Vücud.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Ako koji ljudi ne vjeruju u mene, u redu je.
Sayid ona inanmaz ve müzik kutusunu tamire devam eder.Sayid joj ne vjeruje, ali nastavlja popravljati glazbenu kutiju.
Ahiret'e, yânî âhiret Gününe, inanmak.Za ove obaveze vjernik ili vjernica će biti pitan na Sudnjem danu.
İslam Dîni'nin inandığı İsa ve Muhammed gibi peygamberlere Dürzîler'in inanıp inanmadığı kesin belli değildir.Isus im odgovori: "O bezumni i srca spora da vjerujete što god su proroci navijestili!
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı.Moj život je spasila!
Ancak Ferit'de dahil olmak üzere kendisine hiç kimse inanmaz.Međutim, nitko mu ne vjeruje izuzev Harlocka.
Locke, Ben'e inanmaz ve onun yalancı olduğunu ifade eder.Locke mu ne vjeruje, ali Henry ga uvjerava da je završio s laganjem.
Teslise inanmazlar.Ne vjeruju u teologe.
Rachael ona inanmaz.Homer mu povjeruje.
Rajavi, kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğine tam olarak inanmaktadır.U Hrvatskoj vojsci ženama je dozvoljeno ravnopravno sudjelovanje s muškarcima.
Sabiiler İsa'nın akrabası olduğuna inanmazlar.I dalje nisu znali da je to Isus.
Birçok Hristiyan, İsa’nın hem insan hem ilâhî özellik taşıdığına, Tanrı'nın oğlu olduğuna inanmaktadırlar.Zaključuje kako mnogi kršćani i katolici na žive onako kako dolikuje djeci Božjoj.
Monoteizm tek bir Tanrı'ya inanmak, Politeizm ise birden fazla Tanrı'ya inanma anlayışıdır.Princip vjerovanja u jednog boga je monoteizam, a u više politeizam.
Bu sözcüğün Tanrı’ya inanmayışı ifade etmesi için 20. yüzyıla gelinmesi beklenecekti.Izraz "sekularni humanizam" se počeo koristiti u 20. stoljeću kako bi se razlikovao od religijskog humanizma.
MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Teodorus ve Straton da Tanrı’nın varlığına inanmayan filozoflardı.Kr. grčki filozofi Teodor Bezbožnik i Straton nisu vjerovali u postojanje bogova.
Polisler Jin’e inanmaz.Ko ih ne vjeruje postaje kafir.
Balıkçıya kimse inanmamış.K dobrovoľníkom sa neprihlásil nik.
Bilim adamları cinsel yönelimin bir seçim olmadığına inanmaktadır.Väčšina vedcov tvrdí, že sexuálna orientácia nie je osobnou voľbou jedinca.
Ama Gül buna inanmaz.S tým však Rosas nesúhlasil.
İnanmayan cinlerin sayısının daha fazla olduğu düşünülür.Naopak narastá počet obyvateľov bez vyznania.
Üstleri buna inanmaz.Nechcú tomu veriť.
Ne humanis crede İnsana inanma.Tomáš verí v nesmrteľnosť ľudskej individuality.
Artık kimse ona inanmadığı için, onları durduramaz.Kto totiž podľa neho dokument nepodpíše, nebude už môcť ďalej vystupovať.
Meral eşinin suçlu olduğuna inanmamaktadır.Nebolo tajomstvom, že je manželke neverný.
Teslise inanmazlar.Mendel si však veril.
Resmi olarak kimse ona inanmamaktadır ve kimliği belirsiz suikastçılar tarafından takip edilmektedir.K útoku sa nikto neprihlásil a ani oficiálne vyšetrovanie nezistilo, kto bol vinníkom.
Binlerce yıl boyunca birkaç istisna haricinde insanoğlu Güneş Sistemi’nin varlığına inanmadı.Več tisoč let se človeštvo, razen nekaj izjem, ni zavedalo obstoja Osončja.
İsa'nın yaralarına dokunana kadar dirildiğine inanmayacağını söylemiştir.Rekel je, da bo verjel v Jezusovo vstajenje, samo če se bo lahko dotaknil njegovih ran.
Bazı yetkililer Imhotep'in Huni'nin yönetiminde de yaşadığına inanmaktadırlar.Nekateri znastveniki so prepričani, da je Imhotep živel med Hunijevo vladavino.
Katie, hayatı boyunca kendisinin bir iblis tarafından takip edildiğine inanmaktadır.Uraka si je skozi celo življenje prizadevala, da bi bila spoštovana s strani podložnikov.
İmami Şiilerde imamete inanmak; inanç esaslarından biridir.Pri usmerjenosti k biti vera ni verovanje v neke določene zamisli.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Če iskreno verjamemo, da nečesa ne zmoremo, tega tudi ne bomo storili.
Hiçbir şeye inanmayan ve hiç kimseye güvenmeyen bir kişidir.Izobčen bodi, kdor veruje drugače.
Senatör, oğlu Fred'in aksine siyahların şeytan olduğuna inanmamaktadır.Erik je bil za razliko od sina Leifa nekristjan.
Apaçık ortada olan şeye inanmak mıdır?Ar galima pasitikėti tuo, ką matai?
Ancak hakem buna inanmadı ve onu ringin dışından kovdu.Tačiau vyskupas juo nepatikėjo ir išsiuntė lauk.
Ancak Linde enflasyonun ebedi olarak geçtiğine inanmaktadır.Vitimo plokščiakalnyje išplitęs amžinasis įšalas.
Rachael ona inanmaz.Lukas nenori tuo patikėti.
Müziğe yürekten inanmaktadır ve bir gün müzik sayesinde ailesini bulacağına emindir.Jaunas muzikantas tiki, kad jei jis gros, jo muziką galės atpažinti tėvai ir taip berniukas suras juos.
Aynı zamanda halkın kendi milletinin haklı olduğuna da inanması gerekir.Bendruomenės turi taip pat ir savo savivaldą.
Fakat Çin İmparatoru kurnazdır ve ona inanmayacaktır.Pats Kinijos imperatorius nustebtų pamatęs juos!
Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım."Tikiuosi jūs niekada nebūsite tokioje padėtyje".
Fakat II. Mustafa'nın kızgınlığı bitmemişti ve müsaderenin sonuçlarına inanmamaktaydı.Tad M. Euvė liko antruoju ir jo šalininkų viltys neišsipildė.
Barış hakkında müzakereler yapılırsa bir sonuca varılacağına inanmaktaydı.Jei tai padarysi, pažadu taiką.
Bu sözcüğün Tanrı’ya inanmayışı ifade etmesi için 20. yüzyıla gelinmesi beklenecekti.Terminas „sekuliarusis humanizmas“ buvo sugalvotas XX a. tam, kad aiškiai atsiskirti nuo religinio humanizmo.
O sırada Bay Gage'in söylediklerine inanmadım, ona öyle gelmiş olabileceğini düşündüm.Tačiau Richie Sambora nuomonė buvo priešinga, jis tikino, kad tai būsimas hitas.