Arkadaşları gördüklerine rağmen ona pek inanmazlar.불행하게도 이들의 관측 결과는 아직 검증되지 못했으며 이후 신빙성이 없는 것으로 결론지어졌다.
Binlerce yıl boyunca birkaç istisna haricinde insanoğlu Güneş Sistemi’nin varlığına inanmadı.수천 년 동안 인류는 (몇몇 주목할 만한 예외가 있지만) 태양계의 존재를 인식하지 못하였다.
Örneğin tıbbi tarihçiler, eski Mısır ilaçbiliminin büyük ölçüde etkisiz olduğuna inanmaktadırlar.의학역사학자들은 고대 이집트의 약리학이 매우 비효과적이라고 평하고 있다.
MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Teodorus ve Straton da Tanrı’nın varlığına inanmayan filozoflardı.기원전 3세기의 그리스 철학자 테오도루스 와 스트라톤 또한 신의 존재를 믿지 않았다.
Bu sözcüğün Tanrı’ya inanmayışı ifade etmesi için 20. yüzyıla gelinmesi beklenecekti.17세기 중반에도 여전히 무신론이라는 단어는 '신을 믿지 않는다.'라는 의미를 지니는 것이 불가능했다고 추측된다.
Evet, yine inanması güç...그들은 믿기 힘들 정도로 대단했죠...
Ayrıca ne dindardır ne de dinlere inanmaktadır.그러나 그는 성육신과 동정 탄생의 교리를 믿지 못하였다.
Başka bir şeye inanmam.어떤 것도 믿을 수 없다!
Günümüzde, dünya nüfusunun % 2,3’ü kendini ateist, %11,9’u dinlere inanmayan olarak tanımlamaktadır.그리하여 오늘날, 전 세계 인구의 약 2.3%가 무신론자, 11.9%가 불가지론자인 것으로 조사되었다.
Bunun sebebi, bu hayatta ne yaparsa yapsınlar karşılığını burada aldığına inanmalarıdır."그리고 그 믿음을 얻게 되면 그 얻은 믿음을 가지고 설교하시오."라고 말해주었다.
Ona verilen görrevin yaratıcısını durdurmak olduğuna inanmaktadır.그 때문에 그에게 속아 넘어가 프로듀서를 변태라고 믿어 버린다.
(Dortlu: "Non ti fidar, o misera &mdash "Yaşlı hanım, ona hiç inanma.")(사중창: "Non ti fidar, o misera - 그를 믿지 말아요, 불쌍한 사람아.")
Her sorunu tek başına halledebileceğine inanmaktadır.모든 것을 혼자서 도맡아서 두고두고 하시겠다는 말씀이야.
Polisler Jin’e inanmaz.게랭은 천재를 구속하지 않았다.
Allah'ın tapınılmayı hak eden gerçek ilâh, onun dışında tapınılanların ise batıl ilâhlar olduğuna inanmak.그러므로 세례는 '예수를 믿는 자는 하나님의 백성이 된다'는 하나님의 언약이 자기 위에 있다는 것을 나타내는 표라고 본다.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.만약 누군가가 내가 흑인이라서 나를 싫어한다면, 그것은 아무렇지도 않다.
Ancak kimse buna inanmaz.하지만 그 말을 믿는 사람은 아무도 없다.
Diğer nüfus ise yerel dinlere inanmaktadır.그 밖의 주민들은 토착 종교를 믿는다.
Kızlar, yenileceklerine tamamen inanmaktadırlar.딸들로부터 신뢰를 크게 받는 인물.
Şair olup da seni bu gözlerle görende Varlığa inanmakla sana inanıyorum.또한, 성체를 신자들이 직접 눈으로 보며 공경할 수 있도록 하기 위해서 성광 안에 성체를 모시기도 한다.
Hepimiz eğer kötü bir durumda olsak birilerinin bize yardım edeceğine inanmayı isteriz."꼭 갚기를 원한다면 나 아닌 다른 사람에게 같은 뜻으로 도와주면 될 것이오."
Bittiğini söylemeye inanmak bile zor."거의 끝에 오지 않았나 생각한다'고 발언했다.
Çünkü insanların bunu güvenli bir şekilde yapabileceğine inanmazlar.그 때문에 인간을 믿지 못하게 된다.
İlişkilerin gerçekte olduğundan daha içten olması gerektiğine inanmak.관계를 실제보다 더 친밀한 것으로 받아들인다.
Artık kimse ona inanmadığı için, onları durduramaz.하지만 일단 화가 나면 그 누구도 그녀를 막을 수 없다.
Kişi âmentüye inanmadığı sürece mü'min yani Müslüman kabul edilmez.기독교가 효를 거절하는 것은 아니며, 인간이 되지 못한 자가 신앙을 한다고 하여 달라지는 것은 없다는 것이었다.
Kendi ismimi görünce gözlerime inanmadım."내가 약혼자를 처음 보았을 때, 나는 나의 눈을 믿을 수가 없었다.
Annesi Eylül'e inanmayıp onu yetimhaneye verir.入京하여 謝恩하다. ○ 9월, 모친상을 당하다.
(Maide, 13) Şimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?אמר: אינך מאמין?
Meleklere inanmaktır.האמונה במלאכים.
Ahiret gününe inanmak.האמונה ביום הדין.
Bu konuda büyükbabasına inanmaz.אני רוצה לדבר על סבא שלי.
Eğer size gerçekleri söylersem, buna inanmakta zorlanabilirsiniz.אם אספר לכם את האמת לא תאמינו לי.
Bu çocuk 1000 turna kuşu maketi yapmayı başardığında iyileşeceğine inanmaktadır.היא האמינה שאם תיצור 1,000 עגורי נייר, המחלה שלה תתרפא.
HitFix için yorumunda, Gregory Ellwood şöyle yazdı: "Aniston, Clair'in acısına inanmanı istedi.בביקורת שלו ב-HitFix, גרגורי אלווד כתב כי "אניסטון גורמת לך להאמין בכאבה של קלייר.
Wayne, halkın Beyaz Saray'da bir aktörü görmek isteyeceğine inanmadığından bu teklifi reddetti.ויין סירב להצעה ואף אמר שהעם האמריקני לא ישקול ברצינות לבחור שחקן קולנוע לבית הלבן.
Polisler Jin’e inanmaz.כריס ואן אינם מאמינים לג'ורג'.
Bu karakterin en düşük noktası olduğuna ve onun dışında kendini düşürebileceğine inanmanızı istedi.היא גורמת לך להאמין שהדמות הזאת הגיעה לנקודת השפל, ושרק היא יכולה למשוך את עצמה משם.
Diğer nüfus ise yerel dinlere inanmaktadır.שאר התושבים מחזיקים באמונות מקומיות.
Teslise inanmazlar.טס לא מאמינה לה.
Ama zaten buna inanmamıştır.אבל אנא, אל תאמין לי.
Kendi ismimi görünce gözlerime inanmadım.פשוט לא יכולתי להאמין למראה עיני.
Siz bakanlara inanmayınız.אל תאמינו לדברי הבוגדים.
Barış hakkında müzakereler yapılırsa bir sonuca varılacağına inanmaktaydı.בעקבות האמנה נראה היה שהשלום עשוי להיות מובטח.
Fakat bu olayın gerçekliğine kimse inanmaz.ועל פי טענתם אף אחד לא חייב להאמין בקיומו של סיפור זה.
Klipte her zaman yanımızda olan insanlara inanmamız gerektiği işlenmiştir.על הגמלאים אנחנו תמיד יכולים לסמוך, הם כמונו.
Ancak Angelo hâlen Isabella ile yattığına inanmaktadır.מריאנה מסכימה לתפוש את מקומה של איזבלה ולשכב עם אנג'לו, שממשיך להאמין שהוא שוכב עם איזבלה.
Üstleri buna inanmaz.אל תאמין להם!
Titchener, temelde üç bilinç durumunun varlığına inanmaktadır: duyumlar, imgeler ve duygusal durumlar.טיצ'נר זיהה שלוש קטגוריות: תחושות, רגשות ודימויים.
İhtiyar Adam - Artık hiç kimsenin inanmadığı.היא ידעה בעליל שאיש לא יאמין לגבר המרושע.
Her sorunu tek başına halledebileceğine inanmaktadır.כל העת האמין שהוא מסוגל לפתור כל בעיה אם יינתן לו זמן.
Diğer tarafta annesini göreceğine inanmaktadır.רואים זאת כשאמא שלו באה לבקר אותו.
Kadın bunu reddetmesine rağmen ona inanmaz.המורה לא מאמינה לה למרות שזה נכון.
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı.היא הצילה את החיים שלי".
Doktorlar hamile olmadığını söyleseler de onlara inanmaz ve bir çocuk odası hazırlar.מאחר שלנשים אלו אין רחם, הן אינן יכולות להרות, לשאת הריון וללדת.
Şair olup da seni bu gözlerle görende Varlığa inanmakla sana inanıyorum.וְשִׁנָּא אֵת בִּגְדֵי כִלְאוֹ וְאָכַל לֶחֶם תָּמִיד לְפָנָיו כָּל-יְמֵי חַיָּיו.
Annesine Dan'in Keith'i vurduğunu söyler ama Karen ona inanmaz.דייב אומר שהוא הרג מישהו, אבל לא את קייטי.
Latince'de inanma, güven anlamına gelen credere sözcüğünden gelir.המילה credit מגיעה מהמילה הלטינית credere שפירושה "להאמין".
Luke yaşadığı derin şokla beraber buna inanmayı reddeder.לוק מוכה בהלם ומסרב להאמין.
Aslı Güngör) Bi Yolunu Bul İnanmam (feat.אין שתי הנחות שוללות (ראו כשל הנחה בלעדית).