Ahiret gününe inanmak.天日桙命の後。
Fakat bu olayın gerçekliğine kimse inanmaz.しかし、この話を信じた者は居なかった。
Siz bakanlara inanmayınız.観念論者では駄目だ。
Müslümanlara, cennetten çıkış kıssasına inanmak -Kur'an'da geçtiğinden ötürü- farzdır.御嶽山の登拝は行者と信者が一緒にその聖地を巡礼する旅(御嶽参り)でもある。
Ancak Ferit'de dahil olmak üzere kendisine hiç kimse inanmaz.どれもフェージャには無縁のことであった。
Ancak kimse buna inanmaz.(いや、誰も信じないだろう。
Var olan eğitim sorunlarının hepsini çözeceğine inanmak doğru bir yaklaşım değildir.私は、君に欠けているものを練習するのは絶対に正しいと信じている。
Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım."「まさかこんなに時代に残るとは思ってもみませんでした。
Başlangıçta iddialara inanmayan Kanuni kendisine bu tür şeyler ile gelmemelerini ister.この理念を最初から追求しないような制定法は、無効とされねばならない。
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.国民は責任が無いと、私そうは思いません。
Suzuki ona inanmak istemektedir.鈴木は相談を受ける。
Baron bu iki kişinin söylediklerine pek inanmaz.楓はこの二人の関係を良く思っていない。
Ekistler ruhların sonsuza dek var olacağına inanmaktadır.俺の魂は永遠に生きるだろう!
Her sorunu tek başına halledebileceğine inanmaktadır.一人で何もかも処置しようとしてはならない。
Teslise inanmazlar.オカルトは信じない。
Mead - Kıyamet gününe inanmak.ルフトミラ 元天命。
Hepimiz eğer kötü bir durumda olsak birilerinin bize yardım edeceğine inanmayı isteriz."生き残るとみんなが信じなければいけなかった」と語っている。
Diğer tarafta annesini göreceğine inanmaktadır.ゆっきーママのもとで働くことになる。
Bütün varlıkların yaratıcısı olan bir Tanrı'nın var olduğuna inanmaktır.諸君は諸君が、創造主の創りだした全体の一部であることを認めなければならない。
Ekin: Çok samimi arkadaşımdı. çok üzüldüm. duyduğumdan beri inanmak istemiyorum.わるい癖だとわかっていて、素直に信じられないのが、かなしかった。
Kızlar, yenileceklerine tamamen inanmaktadırlar.娘たちから信頼される善き人物。
Kaza ve kadere (hayrına ve şerrine) inanmak.礼治と対戦し敗れる。
İnsanın doğası gereği, söylenenlerden çok gördüklerine daha çok inanmaktadır.人命こそが何よりも優先されるとの信条を強く持つ。
Bilim adamları cinsel yönelimin bir seçim olmadığına inanmaktadır.科学的コンセンサスとしては、基本的に性的指向は選択できるものではないとされている。
Ancak kimse buna inanmaz.但是没有人相信他。
Rajavi, kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğine tam olarak inanmaktadır.拉賈維認為女子應該與男子享有平等的地位。
Arkadaşları gördüklerine rağmen ona pek inanmazlar.他们没有看见就不信。
Örneğin tıbbi tarihçiler, eski Mısır ilaçbiliminin büyük ölçüde etkisiz olduğuna inanmaktadırlar.例如,医学历史学家认为,古埃及的药理学大部分是无效的。
Ahiret gününe inanmak.晚年信佛。
Âhiret'e inanmak İslâm'da imanın şartlarından biridir.因為凡是一種聖禮,最重要的是必須有神的應許,以便培養信仰。
Allah'a inanmayanlar ise Cehennem'de ebediyyen kalırlar.「凡善功的分量輕的,都是虧損的,他們將永居火獄之中。
Sünnî anlayış “Hayır; Rabbine and olsun ki bunlar inanmazlar.時人稱:“沈既不忠于主,其为众论所非。
Orta Çağ Avrupası dünyanın düz olduğuna inanmazdı.中世紀人並不認為地球是平的。
Çünkü suçlaması gereken kişi yalnızca kendisiydi ama o buna inanmayı reddediyordu.實際上他只是自作自受,但是他拒絕相信這點。
Teslise inanmazlar.對佐藤不信。
Kendi ismimi görünce gözlerime inanmadım."當我看到她的時候,我不敢相信我的眼睛。
Mead - Kıyamet gününe inanmak.和史實一樣、信仰毘沙門天。
Komünyona inanmazlar, önemli ibadetlerinin çoğunu cumartesi günü yaparlar.許多人並沒有明限他們的宗教,他們認為自己是欣賞所有宗教。
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.如果有人說什麼都不變,你們不要相信。
Aslı Güngör) Bi Yolunu Bul İnanmam (feat.二曰方法,信奉無為。
Fakat bu olayın gerçekliğine kimse inanmaz.没有人发现事实的真相。
İnsanlar bu iddiaya inanmazlar.人無信,不可信。
Filistinlilerin yapabileceği tek yatırımın eğitim olduğuna inanmaktadır. ^哈马达拉认为,巴勒斯坦人可以做出的唯一投资应该放在教育上。
Ahali bu pınar suyunun sağlığa çok yararlı olup körlüğü iyileştireceğine inanmaktadırlar.牠們是相當優秀的游泳者,也會以水中為活動根據地,必要時更能於水中潛伏一段時間。
Katie, hayatı boyunca kendisinin bir iblis tarafından takip edildiğine inanmaktadır.伏打被視為一個天主教徒,他一生一直保持他的信仰。
Ahiret'e, yânî âhiret Gününe, inanmak.我信其日後從彼而來,審判生死者。
Siz bakanlara inanmayınız.別稱信濃眾。
Bu Allah'ın vadettiği (söz verdiği) sevap ve iyiliğin, tehdit ettiği cezanın gerçekleşeceğine inanmaktır.”現在根據上帝的應許,“那以信為本的人和有信心的亞伯拉罕一同得福。
Rabi, kadınlardan bilim insanı olacağına inanmadığından bu kişilerin hepsi erkekti.那些科學家全部都是男性;拉比並不相信女性能當物理學家。
Sesi araştırmaya başlar ve mutfak bıçağının kendisiyle kamera arasına düşmesiyle Alex'e inanmaya başlar.突然,一把菜刀落在他和相机之间时,他被吓了一跳但也开始相信亚历克斯。
MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Teodorus ve Straton da Tanrı’nın varlığına inanmayan filozoflardı.公元前三世纪的希腊哲学家提奥多鲁斯(Theodorus)与斯特拉图(Strato)同样不相信神的存在。
Meleklere inanmaktır.或稱信天神。
Annesini çok özleyen Luna bir gün diğer yaşamda annesi ile beraber olacağına inanmaktadır.霍华德很出名的一点是他仍然和他母亲住在一起。
Birçok Hristiyan, İsa’nın hem insan hem ilâhî özellik taşıdığına, Tanrı'nın oğlu olduğuna inanmaktadırlar.大多数基督徒相信,耶稣既是人也是神——他是神的儿子。
Yapmaları gereken tek şey, onları öldürmeyeceğine söz veren çılgın bir hayalete inanmak.喜歡殺害的只有相信自己不會死的人。
Şair olup da seni bu gözlerle görende Varlığa inanmakla sana inanıyorum.诸君皆忠烈之士,亦当同孤徇此举。
Hadislerin hiçbir zaman akaide konu olamayacağını kabul eder, dolayısıyla kabir azabına inanmak şart değildir.他稱贊病癒者信念堅定,久治不癒的則說他信念不誠。
Günümüzde, dünya nüfusunun % 2,3’ü kendini ateist, %11,9’u dinlere inanmayan olarak tanımlamaktadır.此外,34%的人認為自己是“自然崇拜而非宗教”,11%是無神論者。
Angola'da nüfusun geriye kalan yarıya yakın kısmı ise yerel dinlere inanmaktadır.安哥拉将近一半的农村人口居住在高原上。
Çünkü kişinin inanmak dışında bir seçeneği yoktur.除了不動以外,不相信任何人。