Ana içeriğe geç
Sözlük

inanma ile cümle

inanma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Suzuki ona inanmak istemektedir.Suzuki yrittää estää häntä tulemasta.
Bir aptaldan başka hiç kimse ona inanmazdı.Pitäisi olla täysi hullu uskoakseen häntä.
İnanmak istiyorum.Haluaisin uskoa.
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı.Του είχα σώσει τη ζωή.
Bilim adamları cinsel yönelimin bir seçim olmadığına inanmaktadır.Οι επιστήμονες γενικότερα δεν πιστεύουν ότι ο σεξουαλικός προσανατολισμός είναι θέμα επιλογής.
Rajavi, kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğine tam olarak inanmaktadır.Σύμφωνα με τη νομοθεσία της Βόρειας Μακεδονίας, οι γυναίκες έχουν τα ίδια δικαιώματα με τους άντρες.
Tüm Sihler şu değerlere inanmak zorundadır: Eşitlik: Tanrı katında tüm insanlar eşittir.Θεωρούμε αυτές τις αλήθειες να είναι αυταπόδεικτες: Ότι όλοι οι άνθρωποι δημιουργούνται ίσοι.
Bunun sebebi, bu hayatta ne yaparsa yapsınlar karşılığını burada aldığına inanmalarıdır."Γι' αυτό, σας λέω: Όλα όσα ζητάτε, καθώς προσεύχεστε, πιστεύετε ότι τα παίρνετε, και θα γίνει σε σας».
Karısı ise altınları bir Leprikon'dan aldığına inanmaz.Φυσικά, εγώ δεν θα αρνηθώ ότι παίρνω πολλά χρήματα από την Τέρεκ.
Bazı zamanlar yaşayamayacağımı düşündüm fakat Tanrı beni kurtardı, bana inanma gücü ve umut verdi.Αποζητώ να αναπτύξω οποιαδήποτε ταλέντα μού χάρισε ο Θεός — όχι την ασφάλειά μου.
Balıkçıya kimse inanmamış.Κανείς δημοσιογράφος δεν τον πίστεψε.
Dönemden birçok akademisyen, hareketinin 1956 ile 1972 yılları arasında doruğuna ulaştığını inanmaktadır.Πολλοί μελετητές της εποχής ορίζουν ως περίοδο κορύφωσης του κινήματος το διάστημα μεταξύ 1965 και 1972.
Çünkü suçlaması gereken kişi yalnızca kendisiydi ama o buna inanmayı reddediyordu.Αυτή του ζήτησε να παραδοθεί, αλλά αυτός αρνήθηκε να το κάνει.
Diğer nüfus ise yerel dinlere inanmaktadır.Οι τοπικοί Τουνγκουζικοί λαοί ακολούθησαν τις τοπικές θρησκείες.
Çünkü kişinin inanmak dışında bir seçeneği yoktur.Ουδείς εμπιστεύεται ένα μοντέλο εκτός από τον δημιουργό του.
Siz bakanlara inanmayınız.Μή σε διαβαλλέτω λόγος πρὸς τοὺς πίστεως κεκοινωνηκότας.
Ne humanis crede İnsana inanma.Στη μεταφυσική ο ανθρωπισμός πιστεύει στη Φυσιοκρατία.
Ama zaten buna inanmamıştır.Εκείνος όμως δεν τη πίστεψε.
Agrippina bu hareketinin Claudius'un Otho'ya verdiği taht sözünden vazgeçireceğine inanmaktadır.Ετσι, πιστεύει η Αγριππίνα, ότι ο Κλαύδιος θα ανακαλέσει την υπόσχεση που έδωσε στον Όθωνα για το θρόνο.
Ancak Ferit'de dahil olmak üzere kendisine hiç kimse inanmaz.Δεν είναι σίγουρα, εάν έχει και στήν Κρήτη.
Bu sebeple; Tanrı'ya inanmak Tanrı'ya inanmamaktan daha iyidir.Μπορείς να ζήσεις μια καλή ζωή χωρίς και να πιστεύεις στον θεό.
Bazı yetkililer Imhotep'in Huni'nin yönetiminde de yaşadığına inanmaktadırlar.Κάποιοι ειδικοί πιστεύουν ότι ο Ιχμοτέπ έζησε κατά τη βασιλεία του Ουνί.
Altın postun burada saklı olduğuna inanmaktadırlar.Ένα ορυχείο ουρανίου εικάζεται ότι βρίσκεται εκεί.
Ama asla inanmadığım üzere, tapınak Derketo'ya ait.Ονομάζεται και εξάστυλος και παλιά θεωρείτο λανθασμένα, ότι ήταν ναός της Δήμητρας.
Bir grup da, ulakların dönüş yolunda yanlışlıkla dost ateşi yediğine inanmaktadır.Μαθαίνει πώς οι φίλοι του ετοιμάζουν εισβολή στο Έθνος της Φωτιάς κατά τη διάρκεια της εκλείψεως.
Aynı zamanda halkın kendi milletinin haklı olduğuna da inanması gerekir.Αναγνωρίσθηκε επίσης το δικαίωμα των λαών στον αυτοπροσδιορισμό.
İnanmayanlara, dini yanlış uygulayanlara kızar.Vantro bruges nedsættende om folk af en anden tro.
Sayid ona inanmaz ve müzik kutusunu tamire devam eder.Sayid tror hende ikke, og fortsætter med at reparere boksen.
Müslümanlara, cennetten çıkış kıssasına inanmak -Kur'an'da geçtiğinden ötürü- farzdır.De troende gør korsets tegn foran ikonerne, og beder om den helliges forbøn.
Ahiret gününe inanmak.Dommens Dag.
Tüm Sihler şu değerlere inanmak zorundadır: Eşitlik: Tanrı katında tüm insanlar eşittir.Målet med begge former er dog det samme: Fuld erkendelse af Gud.
Başka bir şeye inanmam.Andre har ikke troet på det.
Duymamasının sebebi aslında ona gerçekten inanmaması.Han kunne ikke huske det, fordi det egentlig ikke interesserede ham.
Çünkü kişinin inanmak dışında bir seçeneği yoktur.Det skyldes, at ingen tro kan afvises som andet end tro.
Ancak kimse buna inanmaz.Desværre tror ingen på hende.
Ne humanis crede İnsana inanma.En misantrop tror ikke på, at menneskeheden kan udvikle sig.
Suzuki ona inanmak istemektedir.Det lover Mizuki ham.
Karma yasasına inanırdı fakat yalın olarak Ölümden sonra yaşama ve örgütlü dinlere inanmazdı.Han troede angiveligt på Karma, men afviste et bogstaveligt efterliv og organiseret religion.
Agrippina bu hareketinin Claudius'un Otho'ya verdiği taht sözünden vazgeçireceğine inanmaktadır.Agrippina mener, at dette vil få Claudio til at tilbagekalde sit løfte om at give Ottone tronen.
Fakat idareci rahibe herhangi bir arzunun olmasının bir hata olduğuna inanmaktadır.Den lokale præst var overbevist om, at det drejede sig om et mirakel.
Armand ve Fabrizio ise ona inanmazlar.Platon og Aristoteles troede ikke på vakuumet.
İnanmak istiyorum.Jeg ønsker at tro.
Tom'a inanma.Tro ikke på Tom.
Allah'ın meleklerine inanmak.Englene (Mala'ika) – Troen på englene skapt for å tjene Allah.
Sayid ona inanmaz ve müzik kutusunu tamire devam eder.Sayid tror ikke på henne, og fortsetter å reparer spilledåsen.
İman: Deistler Yaratıcının varlığına inanmaları için "iman"a gereksinmezler.I Koranen er det ikke oppgitt et bestemt antall antall av hurier som en troende vil få.
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı.Idag reddet du livet mitt.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Dersom noen ikke respekterer dem, må jeg reagere.
Tüm Sihler şu değerlere inanmak zorundadır: Eşitlik: Tanrı katında tüm insanlar eşittir.Følgende problemstillinger ble forsøkt belyst i programmet: Tilber alle religioner den samme gud?
Allah'ın tapınılmayı hak eden gerçek ilâh, onun dışında tapınılanların ise batıl ilâhlar olduğuna inanmak.Allahs enhet (Tawhid) – Troen på den ene Gud, og forkastelsen av alle andre guddommer.
Bazı yetkililer Imhotep'in Huni'nin yönetiminde de yaşadığına inanmaktadırlar.En del moderne egyptologer mener at Imhotep levde under styret til farao Huni.
Ama zaten buna inanmamıştır.På dette punkt ble han imidlertid ikke trodd.
Harland, Will'in yakalanmadan önce parayı sakladığına inanmaktadır.Lecter drepte minst ni personer før han ble arrestert av Will Graham.
Barış hakkında müzakereler yapılırsa bir sonuca varılacağına inanmaktaydı.Der ble de fortalt at dersom de ønsket fred, ville de legge frem et bedre forslag.
Bağımsız bir Grönland'ın rekabetçi olması gerektiğine inanmaktadır.Partiet ønsker bl.a. at Grønland skal bli en uavhengig stat.
Birçok Hristiyan, İsa’nın hem insan hem ilâhî özellik taşıdığına, Tanrı'nın oğlu olduğuna inanmaktadırlar.De fleste kristne mener at Jesus både var menneske og Guds Sønn.
Bu sözcüğün Tanrı’ya inanmayışı ifade etmesi için 20. yüzyıla gelinmesi beklenecekti.På midten av 1600-tallet var det fortsatt ansett som umulig å ikke tro på Gud.
Szpilman, Berman'ın güçsüzüm iddialarına asla inanmadı.Szpilman tak pernah percaya pengakuan tak berdaya Berman.
Örneğin tıbbi tarihçiler, eski Mısır ilaçbiliminin büyük ölçüde etkisiz olduğuna inanmaktadırlar.Sejarawan medis percaya bahwa farmakologi Mesir kuno, misalnya, sebagian besar tidak efektif.
Bazı yetkililer Imhotep'in Huni'nin yönetiminde de yaşadığına inanmaktadırlar.Beberapa pihak percaya bahwa Imhotep hidup dalam masa pemerintahan raja Huni.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod