Aşka inanıp inanmadığı sorulduğunda: "Şaka mı yapıyorsunuz?Quando questionado se ele acreditava em Deus, ele respondeu: "Eu acredito em um ser supremo, sim.
Doğumdan sonra, Claire diğerlerine inanma konusunda güçlük çeker.Depois do nascimento, Claire tem problemas em confiar Aaron a outras pessoas.
Allah'ın yaratıcı, mülkün sâhibi, yegâne tasarruf sâhibi tanrı olduğuna inanmaktır.É o culto de adoração reservado unicamente a Deus.
Tarihteki birçok tanınan Yahudi tanrılara inanmayı reddetti.Um número de judeus conhecidos ao longo da história têm rejeitado a crença em Deus.
Örneğin tıbbi tarihçiler, eski Mısır ilaçbiliminin büyük ölçüde etkisiz olduğuna inanmaktadırlar.Historiadores médicos acreditam que a farmacologia do Antigo Egito, por exemplo, era na maior parte ineficaz.
Panteistler kişileştirilmiş ya da antropomorfik bir Tanrıya inanmazlar.Panteístas e pandeístas, assim, não acreditam em um deus pessoal ou antropomórfico.
Başka bir şeye inanmam.Não acredito em nada.
Allah'ın tapınılmayı hak eden gerçek ilâh, onun dışında tapınılanların ise batıl ilâhlar olduğuna inanmak.Em quem mostrarás beneficência, ó Deus, a não ser aos que invocam o Senhor?
Ancak kimse buna inanmaz.Pena que ninguém acredita nele.
Doktor, bunun bir kapı olduğuna inanmaktadır.O Doutor acredita que ele seja uma porta; em seguida ela se abre.
Allen, Andrea'nın deli olduğuna inanmaktadır.Eles haviam alertado a todos que Alice estava louca.
"Hiç emin değilim; ancak Tanrı'nın var olduğuna inanmaya meyilliyim.""Sou muito incerto, mas estou inclinado a acreditar em Deus."
Ian ve Barbara, geminin zaman yolculuğu yaptığına inanmazlar.Ian e Barbara insistem que precisam voltar para a nave.
Fakat bu olayın gerçekliğine kimse inanmaz.Ele acreditava que dessa verdade ninguém poderia duvidar.
İnanmayan gazeteciye birkaç numara yaparak onu inandırır ve öyküsünü anlatmaya başlar.Um repórter não acredita na história e começa a investigar.
Ama buna inanmaz.Não dá para acreditar.
Hepimiz eğer kötü bir durumda olsak birilerinin bize yardım edeceğine inanmayı isteriz."Não é muito esforço para nós fazer isso, mas se isso pode ajudar as pessoas, então nós queremos ajudá-las."
Eğer size gerçekleri söylersem, buna inanmakta zorlanabilirsiniz.Se você quer saber a verdade, você tem que se tornar isso.
Agnostik ateistler, ateisttirler, çünkü herhangi bir tanrının varlığına inanmazlar.Ver artigo principal: Ateísmo Os ateus não crêem na existência de qualquer deus.
Henoteizm bir tanrıya inanmakla birlikte diğer tanrıların da var olduğunu kabul etmektir.O henoteísmo envolve a devoção a um deus único, ao mesmo tempo em que aceita a existência de outros deuses.
Kızlar, yenileceklerine tamamen inanmaktadırlar.As fêmeas dão à luz crias plenamente desenvolvidas.
Birçok Hristiyan, İsa’nın hem insan hem ilâhî özellik taşıdığına, Tanrı'nın oğlu olduğuna inanmaktadırlar.Muitos cristãos acreditam que Jesus foi ao mesmo tempo humano e o Filho de Deus.
Yalancının evi yanmış,kimse inanmamış.Como ela havia mentido antes, ninguém acreditou nela.
Halkın %49'u ise "Tanrı'nın ve ruh gücünün varlığına tamamen" inanmaktadır.45% "acreditam que exista algum espírito ou força vital".
Allah'ın peygamberlerine inanmak.Religião de Deus, Igreja Messiânica (Johrei).
Lyudmila, Ganin'in ona âşık olduğuna inanmaktadır.Julia é alheia ao fato que Ganryu é apaixonado por ela.
Bu Allah'ın vadettiği (söz verdiği) sevap ve iyiliğin, tehdit ettiği cezanın gerçekleşeceğine inanmaktır.O deus do bem (Mazda) e o deus do mal (Arimã) lutavam constantemente e isso era pregado por Zaratustra.
İnanmayan cinlerin sayısının daha fazla olduğu düşünülür.Embora especialistas pensem que seja maior o número de pessoas sem-abrigo.
Ayrıca beşeriyetin böyle bir Tanrı'ya inanmaya ihtiyacı olduğuna inanıyor.Os peregrinos acreditam que é uma forma de demonstração da crença em um Deus único.
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı.Eu vos dei a minha vida.
Ernesto onun dediklerine inanmayı kabul eder.Eduardo está disposto a acreditar.
Ama zaten buna inanmamıştır.Não estou acreditando ainda.
Timurlenk buna inanmaz, "Madem keramet sahibisin, göster bakalım" demiş.Até quem não esteve lá, se sente prestigiado", acrescenta.
Allah'a inanmayanlar ise Cehennem'de ebediyyen kalırlar.En de vijanden van God gaan naar de hel."
Ahiret gününe inanmak.Geloven in de levensavond.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Als sommige mensen niet in me geloven dan is dat oké.
Aşka inanıp inanmadığı sorulduğunda: "Şaka mı yapıyorsunuz?Op de vraag of zij in een (christelijke) God geloven, antwoorden zij: ‘Nee, maar er moet wel iets zijn!’"
Panteistler kişileştirilmiş ya da antropomorfik bir Tanrıya inanmazlar.Pantheïsten geloven dus niet in een persoonlijke of antropomorfe god.
Apaçık ortada olan şeye inanmak mıdır?Maar is hij wel te vertrouwen?
Allah'ın peygamberlerine inanmak.De soera handelt over zij die de tekenen van Gods gezanten niet geloven.
İnkâr edeceği İsa tarafından Son Yemek'te kendisine bildirilmiştir ancak Petrus buna inanmamıştır.Zij waarschuwde hem voor zijn naderende dood, maar werd niet geloofd.
Kıyafetleri kendisinin yaptığını söylese de ona kimse inanmayacaktır.Hoewel hij de waarheid vertelt, geloven zij hem niet.
Lincoln ona komplo kurulduğunu söyler ama Veronica ona inanmaz.Jim ziet de grap er wel van in, maar Veronica niet.
Annesi Eylül'e inanmayıp onu yetimhaneye verir.Zowel haar moeder als haar zus krijgen haar niet aan het eten.
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı."Je hebt mijn leven gered.
Başka bir şeye inanmam.Ik geloof er niets van.
Ama buna inanmaz.Ik kan dat niet geloven.
Allen, Andrea'nın deli olduğuna inanmaktadır.Melanie en Wanda geloven dat hij gek is.
Sizin gününüzde öyle işler yapacağım ki, Anlatsalar inanmayacaksınız.Ze vertelt dit aan Dag, die het niet gelooft.
Evet, yine inanması güç...Dan droomt hij weer…
Arkadaşları gördüklerine rağmen ona pek inanmazlar.Toen Fenrir het koord zag, vertrouwde hij het niet.
Üyeleri ütopyayı oluşturan bir dini geleneğe inanmak ve izleme ihtiyacı duyar.Leden moeten het katholieke geloof belijden en ervan getuigen.
Duymamasının sebebi aslında ona gerçekten inanmaması.Maar dat is geen reden volgens hem om er niet in te geloven.
Ezherî'ye göre zındık ahirete ve Allah'ın birliğine inanmayan demektir.Al wie in hem niet gelooft, heeft niet in God geloofd.
Ancak kimse buna inanmaz.Niemand gelooft haar echter.
Rachael ona inanmaz.Estelle gelooft hem.
Kızlar, yenileceklerine tamamen inanmaktadırlar.Vrouwtjes zijn geheel bruingrijs.
İmami Şiilerde imamete inanmak; inanç esaslarından biridir.Het geloof in de boodschappers is een van de Zuilen van geloof.
Polisler Jin’e inanmaz.Olivia gelooft Jana in eerste instantie niet.
Kerem buna inanmaz ve İhtiyar’ın eline vurur.Zev gelooft dat niet, en schiet de man dood.