Allah'a inanmayanlar ise Cehennem'de ebediyyen kalırlar.Alá dice: De cierto los hipócritas estarán en lo más profundo del infierno.
Jack bazı zamanlar kendindeki esrara açıkça inanmaktaydı...Evidentemente, Jack creía algunas veces en su propio mito...
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Si alguien no cree en mí, no pasa nada.
Filistinlilerin yapabileceği tek yatırımın eğitim olduğuna inanmaktadır. ^Cree que la única inversión que los Palestinos pueden hacer es en la educación.
Diğer birçok uyumsuz unsurun yanı sıra teslise inanmak da Yahudilikle uyumsuzdur.Unas cuantas son de religión judía y otro que afirman ser no creyentes.
Evet, yine inanması güç...La fuerza de creer ....
Wayne, halkın Beyaz Saray'da bir aktörü görmek isteyeceğine inanmadığından bu teklifi reddetti.Wayne rechazó la propuesta porque no creía que el público pudiera tomar en serio a un actor en la Casa Blanca.
Lincoln ona komplo kurulduğunu söyler ama Veronica ona inanmaz.Lincoln dice que le tendieron una trampa, pero Veronica no está convencida.
İnanmayanlara, dini yanlış uygulayanlara kızar.¿Cuándo han hecho justicia los infieles para los creyentes? . . .
Örneğin tıbbi tarihçiler, eski Mısır ilaçbiliminin büyük ölçüde etkisiz olduğuna inanmaktadırlar.Sin embargo, los historiadores médicos creen que la farmacología egipcia antigua no era efectiva.
Santuzza buna pek inanmaz ve Turiddu'nun geçen akşam üzeri köyde görüldüğünü bildirir.Santuzza le dice que lo han visto entrada la noche por el pueblo.
Kaza ve kadere (hayrına ve şerrine) inanmak.Creían en un castigo y una recompensa eternos.
İnsanlar bu iddiaya inanmazlar.Nadie en Tale les creyó.
Apaçık ortada olan şeye inanmak mıdır?¿Pueden creer una palabra de lo que ella dice?
Ama Gül buna inanmaz.Río Neverí.
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı.Pero salvé la vida.
Ancak kimse buna inanmaz.No te cree nadie.
Ahiret gününe inanmak.Para vivir la Semana Santa.
Şoförüm, "Ateş ettiler," derse inanmayın.Al rendirse exclamó: "¡No disparen!
Ancak Ferit'de dahil olmak üzere kendisine hiç kimse inanmaz.No parece confiar realmente en nadie excepto en Ryuji.
Köylü çerçiye inanmaz.El campesino no entendió nada.
Sadece bir olan Allah'a inanmak aynı zamandan diğer tanrıları kabul etmemeyi zorunlu kılar.Así, si uno cree en un solo Dios, éste tiene que contener a ambos.
Günümüzde, dünya nüfusunun % 2,3’ü kendini ateist, %11,9’u dinlere inanmayan olarak tanımlamaktadır.En ella se destaca que el 11.3% declara ser agnóstico, ateo o no tener ninguna religión.
Retrospektif makaleler, ürünün başarısına ses, his ve dayanıklılık kombinasyonunu inanmaktadır.Artículos retrospectivos achacan el éxito del producto a su combinación de sonido, sensibilidad y durabilidad.
Sonra dava ile ilgili bir ip ucu bulur ve Lincoln'nün masum olduğuna inanmaya başlar.Comienza a investigar para probar la inocencia de Lincoln.
Çünkü suçlaması gereken kişi yalnızca kendisiydi ama o buna inanmayı reddediyordu.El juez que la iba a juzgar quiso que renegara de su fe, pero ella se negó.
Kendi ismimi görünce gözlerime inanmadım.Pero no podía creer lo que veían mis ojos.
İlişkilerin gerçekte olduğundan daha içten olması gerektiğine inanmak.Considera sus relaciones más íntimas de lo que son en realidad.
İman: Deistler Yaratıcının varlığına inanmaları için "iman"a gereksinmezler.No toméis a los infieles como amigos, en lugar de tomar a los creyentes.
Fakat bu olayın gerçekliğine kimse inanmaz.Nadie dio crédito al asunto.
(Dortlu: "Non ti fidar, o misera &mdash "Yaşlı hanım, ona hiç inanma.")(Cuarteto: "Non ti fidar, o misera – No confíes en él, oh, infeliz").
Ian ve Barbara, geminin zaman yolculuğu yaptığına inanmazlar.Kirk y Spock no notan su llegada.
Ağa I. Ekrem, 636–637'nin en olası tarih olduğuna inanmaktadır.Agha I. Akram, por su parte cree que sucedió en el 636-637.
Hepimiz eğer kötü bir durumda olsak birilerinin bize yardım edeceğine inanmayı isteriz."A todos nos gustaría recibir ayuda si estuviéramos en una mala situación.
Bilim insanları, köye ait geleneklerin ve konuşulan dilin ortadan kalktığına inanmaktadır.Los científicos creen que las costumbres e idioma de esta cultura fueron eliminados.
Ülke nüfusunun %50'si bu dine inanmaktadır.Estoy harto de que el cincuenta por ciento de este país piense que el creacionismo es razonable.
Dolayısıyla bütün insanlar aynı tanrılara ve metinlere inanmakta, benzer şekilde şekilde ibadet etmektedir.Por lo tanto, dondequiera que va, es recibido con gran respeto tanto por humanos como por dioses.
Otello inanmazsa kendini Cassio'ya ile yüzleştirmesini söyler.Yago advierte a Cassio que debe marcharse a menos que quiera ver a Otelo.
Ama buna inanmaz.No puedes creerlo.
Çünkü insanların bunu güvenli bir şekilde yapabileceğine inanmazlar.No puedes hacer que la gente lo crea.
O temsile inanmaz, insanların kendi seslerini duyurabilmelerinin gerekliliğini savunur.Este acepta sin pensar que podría poner en riesgo la vida de sus compañeros.
Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım."«"Nunca he tenido dudas de quedarme"».
Duymamasının sebebi aslında ona gerçekten inanmaması."Muchos no me escuchan porque no creen realmente en mí".
Bunun sebebi, bu hayatta ne yaparsa yapsınlar karşılığını burada aldığına inanmalarıdır."Por eso os digo que obtendréis todo lo que pidáis en oración, si tenéis fe en que vais a recibirlo.
O bize inanmazdı.Non ci crederebbe.
Tesadüflere inanmam.Non credo nelle coincidenze.
Tom'un Mary'nin gerçekten onunla birlikte çıkmak isteyeceğine inanma sorunu vardı.Tom non riusciva a credere che Mary volesse davvero uscire con lui.
Size inanmadığım için üzgünüm.Mi dispiace di non avervi creduto.
Tom ona inanmayacak.Tom non ci crederà.
Herkes rüyâların gerçekleşebildiğine inanmak ister.Tutti vogliono credere che i sogni possano avverarsi.
Gerçekten benim buna inanmamı bekliyor musun?Davvero ti aspetti che ci creda?
Ona inanmak biraz zor.È un po' difficile crederci.
Ahiret'e, yânî âhiret Gününe, inanmak.Credere nel Giorno del Giudizio (qiyama) e nella risurrezione (la vita dopo la morte).
Apaçık ortada olan şeye inanmak mıdır?È credere in qualcosa di evidente?
(Maide, 13) Şimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?A chi volete credere?»
Bu Allah'ın vadettiği (söz verdiği) sevap ve iyiliğin, tehdit ettiği cezanın gerçekleşeceğine inanmaktır.Diviene quindi giustamente soggetto al giudizio e alle afflizioni impostegli da Allah.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Se qualcuno non crede in Me, pace, nessun problema!
Fakat bu olayın gerçekliğine kimse inanmaz.Naturalmente, nessuno crede a questa versione dei fatti.
Üyeleri ütopyayı oluşturan bir dini geleneğe inanmak ve izleme ihtiyacı duyar.Si chiesero, da laici, se si potesse trarre conforto o insegnamento dalla religione.
Ayrıca ne dindardır ne de dinlere inanmaktadır.Non faceva distinzione alcuna, né di religione né di razza.