Cinnet hâlindeki kişi, kötülüğe uğradığına ya da uğrayacağına inanmaktadır.Wie erfährt nun der Gläubige, ob er erwählt ist oder nicht?
Rachael ona inanmaz.Bryant glaubt ihm nicht.
Enfeksiyona neden olan iltihabı bilinmiyor ama patologlar, buna bir virüsün sebep olduğuna inanmakta.Die Ursache der Erkrankung ist unbekannt, ein Infektionserreger wird vermutet.
Richard buna inanmaz ve uçağı patlatma fikrinde ısrar eder.Richard verzeiht ihr, besteht jedoch darauf, die Schuld für den Schuss auf sich zu nehmen.
On İki İmama inanmalarından dolayı (Onikicilik/On İki İmamcılık) olarak adlandırıldıkları da olur.Ihn umgeben 12 Lämmer, die die Gläubigen darstellen, die ihrem Hirten folgen.
Siz bakanlara inanmayınız.Traue deinen Augen nicht.
İhtiyar Adam - Artık hiç kimsenin inanmadığı.FLER - Nie an mich geglaubt.
Fakat bu olayın gerçekliğine kimse inanmaz.Keiner glaubt ihr diese absurde Geschichte.
Karısı ise altınları bir Leprikon'dan aldığına inanmaz.Er glaubt ihnen nicht, dass sie einen Leoparden suchen.
Ahiret'e, yânî âhiret Gününe, inanmak.Der Ruf des Tages (Von Trotz und Treue.
Bu çocuk 1000 turna kuşu maketi yapmayı başardığında iyileşeceğine inanmaktadır.Dieses ist fest davon überzeugt, dass es wieder gesund würde, wenn es 1000 Papierkraniche faltet.
Mead - Kıyamet gününe inanmak.Ludwig Mödl – Glaube im Leben.
Diğer tarafta annesini göreceğine inanmaktadır.Von seinem Vater erfährt sie, dass er dort seine Mutter zu hören scheint.
İsa'nın yaralarına dokunana kadar dirildiğine inanmayacağını söylemiştir.Er glaubt, mit dem Tod Jesu dessen Heilsverkündung verhindert zu haben.
İnsanlar bu iddiaya inanmazlar.Diese glauben ihr die Geschichte nicht.
Aynı zamanda halkın kendi milletinin haklı olduğuna da inanması gerekir.Gleichzeitig sollte die Völkerunion ihren Bürgern ein Recht auf Arbeit zugestehen.
Ayrıca beşeriyetin böyle bir Tanrı'ya inanmaya ihtiyacı olduğuna inanıyor.Helen bestätigt, dass sie glaube, dass Gott wolle, dass sie daran glaube.
Teslise inanmazlar.Katja kann es kaum glauben.
(Ölümlü adam inanmamalı...).Gedenke, dass du sterblich bist.)
Arkadaşları ona inanmaz ve yalan söylediğini düşünürler.Jack und die anderen glauben ihr jedoch nicht und meinen, sie lüge.
Çünkü suçlaması gereken kişi yalnızca kendisiydi ama o buna inanmayı reddediyordu.Sein Gefolge wollte ihn davon abhalten alleine zu gehen, er verweigerte dies jedoch.
Ancak kimse buna inanmaz.Doch niemand glaubt ihr.
Sihizm'in iki ana inanç esası vardır: Bir Tanrı'ya inanmak.Gemäß Jechiel gibt es zwei Wege zur Hingabe an Gott.
Klipte her zaman yanımızda olan insanlara inanmamız gerektiği işlenmiştir.Kommt immer drauf an, was der Beat mit mir macht.
Barış hakkında müzakereler yapılırsa bir sonuca varılacağına inanmaktaydı.Bevor es zur Schlacht kam, konnte jedoch auf dem Verhandlungsweg ein Friede erreicht werden.
Balıkçıya kimse inanmamış.Doch ihm glaubt keiner.
Baron bu iki kişinin söylediklerine pek inanmaz.Die deutsche Öffentlichkeit nahm diese beiden Schiffe jedoch kaum wahr.
İnanmak zordu.Cela était difficile à croire.
Herkesin bir şeylere inanmaya ihtiyacı var.Tout le monde a besoin de croire en quelque chose.
Burçlara inanmaz, sadece inanmadığı şeyin ne olduğunu öğrenmek için okur.Il ne croit pas à l'horoscope, il le lit seulement pour apprendre ce à quoi il ne croit pas.
Herkes rüyâların gerçekleşebildiğine inanmak ister.Tout le monde veut croire que les rêves peuvent se réaliser.
Kimse ona inanmayacak.Personne ne le croira.
Kimse ona inanmadı.Personne ne la crut.
Onların dediği hiçbir şeye inanma!Ne crois à rien de ce qu'ils disent !
Duyduğunuz her şeye inanmayabilirsiniz.Vous ne pouvez pas croire à tout ce que vous entendez.
Tom bana inanmak istemiyordu.Tom ne voulait pas me croire.
Sana konserin sıkıcı olduğunu söyledim. Neden bana inanmadın?Je t'ai dit que le concert serait ennuyeux. Pourquoi ne m'as-tu pas crue ?
İnanmamak gerek.Il faut pas croire.
Hiç kimse Tom'a inanmayacak.Personne ne croira Tom.
Kimse Tom'a inanmayacak.Personne ne croira Tom.
Size inanmadığım için pişmanım.Je regrette de ne pas vous avoir cru.
Buna inan ya da inanma...Crois-le ou non ...
(Maide, 13) Şimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?Qu’ils (les Israélites de ce temps-ci) deviennent croyants pour vous (pour vous plaire) ?
Allah'a inanmayanlar ise Cehennem'de ebediyyen kalırlar.Quiconque associe à Allah (d'autres divinités) Allah lui interdit le Paradis ; et son refuge sera le Feu.
İnsanlar bu iddiaya inanmazlar.Ils ne le croient pas.
Ayrıca ne dindardır ne de dinlere inanmaktadır.Il n'est croyant, ni pratiquant, d'aucune religion.
Evet, yine inanması güç...J'ai retrouvé la foi...
Biz süt vermeyiz." diyerek inanmazlar.Ich nich, ich wechsel' den Glauben nich' un's Hemd nich."
Ve inanmak benim hayatımı kurtardı.Mais j'ai sauvé ma vie.
Başka bir şeye inanmam.Je ne crois pas d'ailleurs.
Ancak kimse buna inanmaz.Mais personne ne le croit.
Harland, Will'in yakalanmadan önce parayı sakladığına inanmaktadır.Il est ramené à la Nouvelle-Orléans par Harland, croyant que Will a caché l'argent avant son arrestation.
Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil.Si mes amis patrons ne me comprennent pas, tant pis.
Zındık (Arapça: الزنديق), İslam kültüründe tanrıya ve ahirete inanmayan kişidir.Certes, j’ai abandonné la religion d’un peuple qui ne croit pas en Allah et qui nie la vie future».
Polisler Jin’e inanmaz.Jung ne croit pas aux génies méconnus.
2008 yılındaki araştırmaya göre Kanadalıların %23'ü herhangi bir tanrıya inanmamaktadır.Au Canada une enquête de mai 2008 indique que 23 % des Canadiens sont athées.
Davros, Doktor'un Gallifrey'den bu yüzden kaçtığına inanmaktadır.Davros lui demande ensuite de se confesser sur la raison de son départ de Gallifrey.
Alt dudağını ileri çıkarmak ve gözlerini (güçlü bir şekilde) döndürmek: İnanmazlık ya da şüphe belirtmektedir.Leur visage ou leur regard est orienté vers le bas, comme pour se repaître des turpitudes qui s'y déroulent.
İnanma Korkma anlamına gelir.Il représente l’absence de crainte.
Bu sebeple; Tanrı'ya inanmak Tanrı'ya inanmamaktan daha iyidir.En conséquence, il est largement préférable de croire en Dieu plutôt que de ne pas y croire.