Ona inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler.Those who do not believe in it seek to hasten its coming.
Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar.No; the truth is that they lack sure faith.
Size kesinlikle inanmayız.We will not believe you.
O'na inanmayanlar kıyametin çabuk gelmesini istiyorlar.Those who do not believe in it seek to hasten its coming.
Onlardan kimi ona inanmakta, kimi de ondan halkı engellemekte.whereupon some of them believed, and others turned away.
Fakat insanların ekserisi buna inanmazlar.Yet most people do not believe.
Çokları inanmaz.Scarcely do they believe.
Nitekim, ona inanmazlar.they do not believe in it.
Ne var ki insanların çoğu inanmaz.Yet most people do not believe.
ALLAH'a ve elçisine inanmalısınız. Bunlar, ALLAH'ın belirlediği sınırdır.All this is in order that you may truly believe in Allah and His Messenger.
Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o, ahirette kaybedenlerdendir.Whoso denieth the faith, his work is vain and he will be among the losers in the Hereafter.
İnanmayanlar azabı görünce, "şimdi miydi?" derler. "Elbette, siz onu acele istiyordunuz" denir.What! (Believe) now, when (until now) ye have been hastening it on (through disbelief)?
Ama gene de aykırılığa düştüler. İçlerinde inanan var, inanmayan var.But they differed, some of them believing and some disbelieving.
Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.That which is revealed unto thee from thy Lord is the Truth, but most of mankind believe not.
Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. Allah: "İnanmadın mı ki?" buyurdu.Show me how Thou givest life to the dead, He said: Dost thou not believe?
Kendi yararınız için inanmalısınız.Therefor believe; (it is) better for you.
Kim inanmayı kabul etmezse tüm yaptıkları boşa çıkmıştır ve o, ahirette de kaybedenlerdendir.Whoso denieth the faith, his work is vain and he will be among the losers in the Hereafter.
Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız."And we will not believe your ascension until you bring down for us a book that we may read.’
İnanmayanlarınsa dostları Şeytan'dır, onları ışıktan karanlıklara götürür.As for the faithless, their awliya are the fake deities, who drive them out of light into darkness.
Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar, asla inanmayız!"And we will not believe your ascension until you bring down for us a book that we may read.’
O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip ayetleri açıklamaktadır.He directs the command, elaborates the signs that you may be certain of encountering your Lord.
Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız."And we will not believe your ascension until you bring down for us a book that we may read.’
Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?)And [moreover] the warner had [also] come to you.
Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız bir kitap indiresin."And we will not believe your ascension until you bring down for us a book that we may read.’
Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın!”But you will not believe us even if we spoke truly.’
Yükselsen bile okuyacağımız bir kitabı üzerimize indirmedikçe ona inanmayız."And we will not believe your ascension until you bring down for us a book that we may read.’
Keşke bir kasaba olsaydı da inansaydı ve inanması kendisine fayda verseydi!Why, was there never a village that believed and its belief benefited them?
(İnanmazsan) İçinde bulunduğumuz kente ve beraber geldiğimiz kervana sor. Biz doğru söylüyoruz!"Ask the village where we were and the caravan in which we traveled, we speak the truth'
Kendisi'ne inanmakta olduğunuz Allah'tan korkup-sakının.Have fear of Allah in whom you believe.
Sen bize bir belge getirmeden, senin sözünden ötürü tanrılarımızı terketmeyiz ve sana inanmayız.We will not forsake our gods because of what you say. We do not believe you.
Tağut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar.They desire to be judged by the idol, although they have been commanded to disbelieve it.
Kim (İslami hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir.Whosoever denies the belief, his labors will be annulled.
Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.Surely, in that there is a sign; yet most of them do not believe.
Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların kökünü kuruttuk.And We eliminated those who denied Our signs, and they were not [at all] believers.
O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur.And on the Day of Resurrection he will be against them a witness.
Şimdi (ey mü'minler) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?Do you, the believers in truth, desire the unbelievers to believe you?
Ahirete inanmayanların durumu, kötüdür.Those who do not believe in the life to come are evil examples.
Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola iletmez, onlar için acı bir azab vardır.God will not guide those who do not believe in His miracles. They will suffer a painful punishment.
Her birinin (inananların ve inanmayanların) yaptıkları işlerden dereceleri vardır.Everyone will have a position proportionate to the degree of his deeds.
Onların azı dışında, inanmazlar.Only a few of them believe.
Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acı bir azap vardır.God will not guide those who do not believe in His miracles. They will suffer a painful punishment.
Ahirete inanmayanlar kötülük misalidirler.Those who do not believe in the life to come are evil examples.
Bağışla bizi, yarlıga bizi, acı bize, sensin yardımcımız, artık yardım et bize inanmayanlara karşı.You are our Lord. Help us against the unbelievers.
Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah, doğru yola sevketmez; onlara elemli bir azap var.God will not guide those who do not believe in His miracles. They will suffer a painful punishment.
Şimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?Do you, the believers in truth, desire the unbelievers to believe you?
Âhirete inanmayanlar için kötülük örneği var.Those who do not believe in the life to come are evil examples.
Kötü sıfat, ahirete inanmayanlar içindir.Those who do not believe in the life to come are evil examples.
Pek azı hariç onlar inanmazlar.Only a few of them believe.
Göçebe Araplar: "İnandık" dediler. De ki: "İnanmadınız, fakat 'İslam olduk' deyin.The dwellers of the desert say: We believe.
İşte onlar kitaba inanırlar. Ona inanmayanlarsa ziyankarların ta kendileridir.These believe in it; and whoever disbelieves in it, these it is that are the losers.
Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak.It was revealed to Noah: "None of thy people will believe except those who have believed already!
Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak.It was revealed to Noah: "None of thy people will believe except those who have believed already!
İnancın kimin iyi ve kimin kötü olduğunu belirlediğine inanmadığım için bana hiçbir fark yapmadı.That made no difference to me, as I don’t believe that faith determines who’s good and who’s bad.
Kızın iyiliğinin azami önem arz ettiğini anladığımıza gerçekten inanmak istiyorum.I really want to believe that we understand the welfare of the child is of utmost importance.
Karl Marx tamamen yabancı birisi, ona inanmalı mıyız?Karl Marx is a pure foreigner, should we believe him?
Bu da, askerlik hizmetine inanmayanlar için sorun yaratan bir durum.This causes problems for those who do not believe in military service.
Fakat küresel bir krizin önlenebileceğine inanmamızı sağlayacak sebepler de mevcut.However, there are also grounds to believe that a global crisis can be averted.
Kosova Polisi'nin reforma ihtiyacı var ve ondan sonra belki onlara inanmaya başlayabiliriz." dedi.The Kosovo Police need reform and after that maybe we can start believing them," he said.
Oriç, "Srebrenica'da Müslümanların suç işlediğine hiçbir zaman inanmadım."I've never believed that Muslims committed crimes in Srebrenica.
Erdoğan, "Reformları yapmamızın nedeni, halkımızın yaşam standardını yükselteceklerine inanmamızdır."We are making reforms because we believe they will raise the living standards of our people.