O, Ben'in sözlerine inanmadı.He didn't believe Ben's words.
O bana tamamen inanmaz.He doesn't altogether trust me.
O bize inanmazdı.He wouldn't believe us.
Onun söylediklerine inanmamamı tavsiye etti.He advised me not to believe what she says.
O Allah'a inanmaz.He doesn't believe in God.
İlk olarak, onlar ona inanmadılar.At first, they didn't believe him.
Ona inanmakla aptallık ettin.It was stupid of you to believe in him.
Ona inanman aptallıktır.It is stupid of you to believe in him.
Ona inanmamalısın.You ought not to believe him.
Onun güzel bir kadın olduğuna inanmakta yalnızız.We are alone in believing that she is a beautiful woman.
Onun suçlu olduğuna inanmayı reddetti.He refused to believe that she was guilty.
O, Tanrıya inanmaz.She doesn't believe in God.
Ona inanmayacak kadar akıllıydı.She knew better than to believe him.
Duyduğun her şeye inanma.Don't believe everything you hear.
Şu genç çocukların polislerden daha hızlı koşabileceğine inanmak saçmadır.It is absurd to believe that young children can run faster than policemen.
Kimse dediğime inanmaz.Nobody believes what I say.
Bir aptal her zaman başkalarının aptal olduğuna inanmaktadır.A fool always believes that it is the others who are fools.
Başkana inanmalıyız.We must have faith in the president.
Ne dersen de farketmez, sana asla inanmayacağım.No matter what you say, I will never believe you.
O bir realist, mucizelerin mümkün olduğuna inanmaz.He's a realist, and doesn't believe that miracles are possible.
Buna inanmayı zor buluyorum.I find it hard to believe.
Okuduğun her şeye inanma.Don't believe everything you read.
Sen ne söylersen söyle, sana inanmam.Whatever you say, I won't believe you.
Sen ne söylersen söyle sana inanmayacağım.Whatever you say, I won't believe you.
İnanmak istiyorum.I want to believe.
İyi bir yalana inanmak bir gerçeğe inanmaktan daha kolaydır.A good lie is easier to believe than the truth.
Buna inanmam zor.It is hard for me to believe this.
İster inan ister inanma, bu kadının üç çocuğu var.Believe it or not, this woman has three kids.
İnanmak için görmek zorundasın.You have to see it to believe it.
İnanman için görmen gerek.You have to see it to believe it.
William'a söyledim ama o bana inanmadı.I told William, but he didn't believe me.
Bu çocuk dünyanın düz olduğuna inanmaktadır.This child believes that the earth is flat.
Seçimin kaybedildiğine inanmadı.He did not believe the election was lost.
Kuveykırlar öldürmenin her zaman yanlış olduğuna inanmaktadırlar.Quakers believe that it is always wrong to kill.
Bu planın iyi bir plan olduğuna herkes inanmadı.Not everyone believed this plan was a good one.
Bana göre buna inanmak zor.I find this hard to believe.
O, ona, öğretmenin söylediği her şeye inanmamasını söyledi.She advised him not to believe everything the teacher says.
Onlar görmek inanmaktır diyorlar.They say that seeing is believing.
Başarmak için, inanmalısın.To succeed, you must believe.
Herkes inanmak ister.Everyone wants to believe.
Fiyatların artacağına inanmak için hiçbir nedenimiz yok.We have no reason to believe that prices will be increased.
Söylediğine inanmam imkansızdır.It's impossible for me to believe what you are saying.
Sen buna ister inan istersen inanma, ben buna inanıyorum.Whether you believe it or not, I believe it.
Tom'un sana söylediği her şeye inanmamalısın.You shouldn't believe everything Tom tells you.
Tom'un intihar ettiğini duyduk, ama biz ona gerçekten inanmadık.We heard that Tom had committed suicide, but we didn't really believe it.
Tom bazen gerçekten inanmadığı şeyler söylüyor.Tom sometimes says things he doesn't really believe.
Tom ona inanmayı zor buldu.Tom found that difficult to believe.
Tom, diğer gezegenlerde yaşamın var olduğuna inanmaktadır.Tom believes that life exists on other planets.
Tom Mary'ye inanmaktan daha iyisini bilmeliydi.Tom should have known better than to believe Mary.
Tom Mary'nin suçlu olduğuna inanmayı reddetti.Tom refused to believe that Mary was guilty.
Tom Mary'nin ondan hoşlanmadığına inanmayı reddetti.Tom refused to believe that Mary didn't like him.
Tom Mary'nin söylediğine inanmadı.Tom didn't believe what Mary said.
Mary beni sevdiğini söyledi fakat ben ona inanmadım.Mary said that she loved me, but I didn't believe her.
Tom, Mary'ye John'un söylediği her şeye inanmamasını tavsiye etti.Tom advised Mary not to believe everything John says.
İster inanın ister inanmayın, ben aslında resim çizebilirim.Believe it or not, I can actually draw.
Tom Mary'nin söylediğinin gerçek olduğuna umutsuzca inanmak istedi.Tom wanted desperately to believe what Mary said was true.
Tom bir an bile ona inanmadı.Tom didn't believe it for a second.
Ben Tom'un adam kaçırmaya karıştığını inanmayı zor buluyorum.I find it hard to believe that Tom was involved in the kidnapping.
Ona ister inanın ister inanmayın.Believe it or not.
Asla ona inanma, o bir yalancı.Never believe him, he's a liar.