Herkes hayallerin gerçekleşebileceğine inanmak istiyor.Everyone would like to believe that dreams can come true.
Onun hikayesi herhangi birinin inanması için çok fazla saçma.His story was too ridiculous for anyone to believe.
İnanması güç geldi.I find it difficult to believe.
Ona inanmayı zor buluyorum.I find it difficult to believe.
Bana inanmaman çok üzücü.That you don't believe me is a great pity.
Böyle bir şeye inanman aptalca.It is foolish of you to believe such a thing.
Selam! Seni burada göreceğime dünyada inanmazdım! Dünya küçük, değil mi?Hello! Fancy meeting you here! It's a small world, isn't it?
İnanmak zordu.That was hard to believe.
İster inanın ister inanmayın, onun üç çocuğu var.Believe it or not, she has three children.
Neredeyse kimse ona inanmadı.Almost no one believed him.
Bir aptaldan başka hiç kimse ona inanmazdı.Nobody but a fool would believe it.
Niçin bana inanmadın?Why didn't you believe me?
O ne söylerse söylesin ona asla tekrar inanmayacağım.No matter what he says, I'll never believe him again.
Ona sadece inanmak zorundasın.You have only to believe him.
Onlar böyle saçmalıklara inanmak için deli olmalılarThey must be crazy to believe such nonsense.
Kimse bu söylentiye inanmayacaktır.Nobody will believe that rumor.
Ona inanmak sizin saflığınızdandır.It's naive of you to believe that.
Ona inanmak benim salaklığımdı!It was stupid of me to believe that!
O çok saçma. Bir aptalın dışında ona kimse inanmaz.That's nonsense. Nobody but a fool would believe it.
Onun doğru olduğuna yemin etsem bile bana inanmazlar.They won't believe me even if I swear it is true.
Kız hâlâ Noel Baba'ya inanmaktadır.The girl still believes in Santa Claus.
Polis hırsıza inanmadı.The policeman didn't believe the thief.
Sokrates, Zeus'a inanmadığı için ateist olmakla suçlanırdı.Socrates was accused of atheism because he did not believe in Zeus.
Buna inanmayabilirsin ama ben hiç içki içmiyorum.You may not believe this, but I don't drink at all.
O böyle bir şey inanmak için aptal olmalı.He must be stupid to believe such a thing.
Sen buna inanmayabilirsin, ama yine de doğru.You may not believe it, but it is nonetheless true.
Söylediğine inanmak zor.It is difficult to believe what you say.
Yapmanız gereken bütün şey bana inanmaktır.All you have to do is believe me.
Polisler onun inkarına inanmadı.The police didn't believe his denial.
Görmek inanmaktır.To see is to believe.
Başta ona inanmadım.I didn't believe him at first.
Basına inanmamın nedeni budur.That is why I believe in the Press.
Bir kerelik dediklerine inanmadım.I, for one, don't believe what she said.
Söylediğime kimse inanmadı.Nobody believed what I said.
Böyle bir söylentiye inanmayacak kadar akıllıyım.I know better than to be believe such a rumor.
Ben öyle bir hikayeye inanmam.I don't believe such a story.
Hiçbir zaman savaşlara inanmadım.I have never believed in wars.
Bir an onlara inanmadım.I didn't for a moment believe them.
İnansan da, inanmasan da, o doğrudur.Believe it or not, that is true.
İster inan ister inanma, skydiving'e gittim.Believe it or not, I went skydiving.
İnan ya da inanma, gökyüzü dalışına gittim.Believe it or not, I went skydiving.
İster inan ister inanma, Tom 70 yaşında.Believe it or not, Tom is 70 years old.
İster inan ister inanma, mağaradan bir canavar çıktı.Believe it or not, a monster emerged from the cave.
Bazıları Allah'a inanır fakat diğerleri inanmaz.Some believe in God, but others do not.
Bunun seninle bir ilgisi olmadığına inanma.Don't think it has nothing to do with you.
Hiç kimse onun hikayesine inanmadı.No one believed his story.
Hikayesine kimse inanmayacak.No one will trust his story.
Ona niçin kimsenin inanmadığını merak ediyor musun?Do you wonder why no one trusts him?
Onun maçı kazanma şansı olduğuna hiç kimse inanmadı.Nobody believed he stood a chance of winning the match.
Ne söylerse söylesin ona inanma.Don't trust him no matter what he says.
Kendisinin suçlu olmadığına inanmakta yalnız değiliz.We are not alone in believing that he is not guilty.
Ona inanmak için onun iyi dayanakları var.He has good grounds for believing that.
Onun söylediği şeye inanmaktan kendimi alamıyorum.I cannot help believing what he says.
Ona inanman aptallık.It's silly of you to believe him.
Ona inanmayacak kadar akıllı olmalıydım.I should have known better than to believe him.
Onun söylediğine inanma.Don't believe what he says.
Bazıları onun hikayesini inandı ve diğerleri inanmadı.Some believed his story, and others did not.
O, ona inanmadığını ekledi.He added that he didn't believe it.
Böyle bir şeye inanmayacak kadar akıllıdır.He knows better than to believe such a thing.
O, ona ilk önce inanmadı.He didn't believe it at first.