Buna inanmamı mı umuyorsun?Do you expect me to believe that?
İster inan, ister inanma çocuk.Believe it or not, kid.
Bu yüzden... ...Bay P. sen de böyle şeylere inanma.So, Mr. P...
Söylediklerimize inanmazlarsa, DNA testi isterler.They will even talk about getting a paternity test.
İnanmak istiyorsan, inan.If you want to believe, it's okay.
Dün tanıştığımız aynı çocuk olduğuna inanmak neredeyse imkansız.It's almost impossible to believe it's the same boy we met yesterday.
Hepimiz yaşamlarımızın bir amacı olduğuna inanmak isteriz.We all want affirmations that our lives have meaning.
Pat diye söylediniz. Benim için buna inanmak çok zor.You said that so suddenly, I'm having a hard time handling it.
Yalan olduğuna inanmak istiyorsan, öyle düşün.If you want to think it's a lie, you can.
Tabii kimse inanmaz, ama herkes sever."Of course they don't believe it, but they like it."
"Sucul kuyruksuz maymun teorisine inanmak haramdır.""Thou shalt not believe in the aquatic theory.
Bana inanmasan da, elimden bir şey gelmez... ...ama gerçek bu.I can't do anything about it even if you don't believe me, but it's the truth.
Bunu inanmak istememiştim... ...ama hepsi doğruydu.I didn't want to believe it, but it was all true.
Söylediğime inanmalısınız.You have to take my word for it.
Büyük sözler veriyoruz. Dünyayı değiştireceğimize inanmaya çağırıyoruz. Belli ki işe yaramıyor.We promise something great, we evangelize it, we're going to change the world.
-İnanmayanı dışlamak gerekir. -Dışlaaaa -Dışşşşşlaaaaaaşa Tabii...Shun the non-believer, shunnn, shunnnnnah yeah roaaar
İnsanların bankayı kendilerinin yönettiklerine inanmaları gerekir.The people must believe that they run the bank.
Örneğin, bu benim doğayı korumaya inanma sebebimdir.For instance, that's why I believe in protecting the environment. This is not my planet.
Doğru olduğuna inanın ya da inanmayın -- gerçekten benim için sorun değildi.But Moses, if you saw the movie, "The Ten Commandments,"
İlkin, bana inanmanız gerekiyor.First of all, you have to believe me.
Geleceğe ve birbirimize inanmakta ısrar ediyoruz.We insist on faith in the future and in each other.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.We've been talking about "seeing is believing " and seeing the unseen at TED Global.
Tüm insanların eşit olduğuna inanmamızı zorlaştırır.It makes our recognition of our equal humanity difficult.
Ben aşağı seyirtiyorum, dümen köşküne giriyorum ve bir miktar inanmazlık haliyleI scamper down, I go into the wheelhouse and I say, with some level of incredulity,
Ama benden ţüphe etmeni istiyorum,inanmaný deđilBut I want you to doubt me, I don't want you to believe
Bilim dünyasında, bir şeye inanıyorsanız, inanma nedenlerinizi öğrenmek isteriz.In science, we want to know what your reasons are for believing something.
Bu kişinin salağın biri olduğuna inanmamızın tek nedeni bunlar değil elbette.Now that's not the only reason that we think this person is an idiot.
Ölümden sonraki hayata ben hiçbir zaman inanmadım.And I never believed in life after death!
Tamam mı? Ben bir avukatım. Duygulara inanmam.I'm a lawyer; I don't believe in feelings.
Ben bir Amerikalıyım. Felsefeye inanmam.I'm an American; I don't believe in philosophy.
Buna mı inanmak istiyorsun?Do you want to believe that?
Bunu yapmak için, imkansız şeylere inanmak zorundaydık.And to do so, we've had to believe in impossible things.
"İnanmana yardım edeyim." der."Let me help you believe."
Birbirimize az önce başardığımız şeye inanmayan gözlerle baktık.We looked at each other with these looks of disbelief at what we had just completed.
Bu inanması çok güç bir durum.It's hard to believe
Ben.. Mutlu sonlara inanmam.I... don't believe in happy endings.
İnanmazsan, görünmez.lf you don't. then it is not
Artık tanrılara inanmasam da, bir tek şey için onlara teşekkür etmeliyim.Although I don't believe in the gods any more I have to thank them for one thing
Birincisi - Incil'e harfi harfine inanmayacaksin.The first is, thou shalt not take the Bible literally.
Hiçbir yetişkin benim ciddi olduğuma inanmadı.No adults believed I was serious.
Ve annem bu bilginin bana büyük annemden geldiğine inanmaya karar verdi.And my mother decided that that information must have come from my grandmother.
Ve söylediğim üzere, annem tesadüjlere inanmazdı.And as I said, my mother did not believe in randomness.
Yani... ...buna inanmamı mı istiyorsun?So? So you want me to believe what you just told me?
Onu korumak size yakýţýr... ama cüppeniz inanmamý zorlaţtýrýyor.- Este é o presidente. - Muito prazer. Chegou na hora certa, Senhor Padre...
Sizi görmezlerse buraya geldiđinize inanmayacaklardýr.Bom dia senhora, senhor...
Elbette, rahibin dinleyecekler dediđine inanmayýn.Nem eu...
- Onlara inanmayýn. - Kim çorba ister? - Onu yemeyin!Porque só quer que todos escutem!
- Onlara inanmayýn. - Haydi greve! Oy hakký için greve!Monsenhor, é o "jogo"...
Söylediklerine inanmayýn. Zenginlere mi oy vereceksiniz? Sađýr mýsýn?A demagogia socialista pode, eventualmente... ser um perigo para seu trono.
O iftiracýlara inanmayýn.- Mande entrar.
Öyleyse, sözde-bilim ya da bu tip şeylere inanmak pekala tehlikeli de olabilir.So there is a danger to pseudoscience, in believing in this sort of thing.
Ben inanmak istiyorum, sizler de öyle.I want to believe, and you do too.
İnanmak doğam bir şey. İnanmamak, şüphecilik, bilim ise doğal değil.Belief is natural; disbelief, skepticism, science, is not natural.
Birinci grup hata, ya da yalancı pozitif olanı gerçek olmayan bir modele inanmak.A Type I error, or false positive, is believing a pattern is real when it's not.
Gerçek bir patern olmasına rağmen buna inanmamak.A Type II error is not believing a pattern is real when it is.
"tüm paternlerin gerçek olduğuna inanmak."Believe all patterns are real --
İster inanın ister inanmayın, doğada yakıt üreten mikroplar var.There are microbes out there that actually make gasoline, believe it or not.
Ve inanmak zorunda değilsiniz her şeyi belgesel hala gelip sorularınız için.Now it's the war on terror. All through our life we've had to have a bogeyman.
Ayrıca, para gerçek bir şeyler olduğuna inanmak isteyen uzun bir geçmişi vardır.Furthermore, there's a long history of wanting to believe that money is something real.
İnsanlar, inanmak istedikleri için inanırlar.They believe because they want to believe