Tom asla bana tekrar inanmayacak.Tom will never believe me again.
Tom Mary'nin bir ehliyeti olduğuna inanmadığını söylüyordu.Tom said that he didn't believe that Mary had a driver's license.
Koministler gerçekten büyük bir kumarhane olan borsaya inanmazlar.Communists don't believe in the stock exchange, which is really a big casino.
Körler ilk görüşte aşka inanmazlar.The blind don't believe in love at first sight.
Tom, Ayn Rand felsefesinin gerçekten tarafsız olduğuna inanmaktadır.Tom believes the philosophy of Ayn Rand is truly objective.
Sevmek inanmanın yarısıdır.Loving is half of believing.
İster inan ister inanma, o ona aşık oldu.Believe it or not, he fell for her.
Kimse Tom'a inanmak istemedi.Nobody wanted to believe Tom.
Böylesine uzun bir hikayeye inanmamı bekleme.Don't expect me to believe such a tall tale.
Ben ona hiç inanmadım.I've never believed that.
Tom benim ona inanmamı istiyor.Tom wants me to believe him.
Tom sana inanmadı gibi görünüyordu.Tom sounded like he didn't believe you.
Ona inanmak istemiyorum.I don't want to believe that.
Marie ölümden önceki hayata inanmaktadır.Marie believes in life before death.
Buna inanmak istiyorum.I'd like to believe that.
Ben ona inanmak istemedim.I didn't want to believe that.
Bir süre sonra, o kendi yalanlarına inanmaya başladı.After a while, she began to believe her own lies.
Bir süre sonra, Tom kendi yalanlarına inanmaya başladı.After a while, Tom started to believe his own lies.
Gerçek olduğuna yemin etsem bile bana inanmazlar.They would not believe me even if I swear it is the truth.
Herhangi birinin bana inanıp inanmadığı umurumda değil.I don't care if anyone believes me or not.
Bana inanıp inanmadığın umurumda değil.I don't care if you believe me.
İster inan ister inanma, o bir yumurta bile pişiremez.Believe it or not, she cannot even cook an egg.
Buna inanmaktan nefret ediyorum.I hate to believe it.
Tom dindar değildir ve de Tanrı'ya inanmaz.Tom is not religious, nor does he believe in God.
Bunun delice göründüğünü biliyorum ama bana inanmak zorundasın.I know that it sounds crazy, but you've got to believe me.
Biz ona inanmadık.We didn't believe him.
Buna inanmamı istiyor musun?Do you want me to believe this?
Buna inanmamı istiyor musunuz?Do you want me to believe this?
Ben hâlâ ona inanmakta sorun yaşıyorum.I still have trouble believing it.
Biz buna inanmadık.We didn't believe it.
Tom bize inanmazdı.Tom wouldn't believe us.
Lütfen bana buna gerçekten inanmadığını söyle.Please tell me you don't actually believe that.
Amerikan rüyası deniyor çünkü inanman için uyuyor olman gerek.It's called the American Dream because you have to be asleep to believe it.
Tom, Mary'nin söylediği her şeye inanmasını bekledi.Tom expected Mary to believe everything he said.
Kötü ruhların hikayelerine inanmadım.I didn't believe the tales of evil spirits.
Ben hâlâ inanmayı zor buluyorum.I still find it hard to believe.
Onlar bana inanmazdı.They wouldn't believe me.
Noel için aldığımız şeye asla inanmazsın.You'll never believe what we got for Christmas.
Bize Tanrı'ya inanmak öğretildi.We were taught to believe in God.
Sana inanıp inanmadığımı bilmiyorum.I don't know if I believe you.
Tom bana hiç inanmaz.Tom doesn't believe me at all.
Fiyata inanmayacaksın.You won't believe the price.
Ona inanmayı çok istedim.I so wanted to believe that.
Tom'un sözüne inanma.Don't take Tom's word for it.
Tom, Mary'ye inanmayı reddetti.Tom refused to believe Mary.
Tom Mary'nin söylediklerinin bir kelimesine inanmadı.Tom didn't believe a word of what Mary said.
O ona bir saniye inanmadı.She didn't believe him for a second.
Tom ona bir saniye inanmadı.Tom didn't believe her for a second.
O onlara bir saniye inanmadı.He didn't believe them for a second.
Kimse sana inanmayacak.Nobody will believe you.
Tom'un böyle bir şey yapacağına inanmayı zor buluyorum.I find it hard to believe that Tom would do something like that.
Ona asla inanmazdım.I never would've believed that.
Onun gerçekten olduğuna inanmak zor.It is hard to believe that actually happened.
Çamaşır makinesinde ne bulduğuma inanmayacaksın.You won't believe what I have found in the washing machine.
Gerçeği söylersen bile, hiç kimse sana inanmaz.Even if you tell the truth, no one is likely to believe you.
Winston herhangi bir dine inanmak istemiyor.Winston doesn't want to believe in any religion.
Tom yaptığıma asla inanmayacak.Tom will never believe what I did.
Tom onu bilerek yaptığıma asla inanmayacak.Tom will never believe that I did it on purpose.
Tom'un gerçekten Boston'a gitmek istediğine inanmak zor.It's hard to believe that Tom really wants to go to Boston.
Bana inanmak zorundasın, Fadıl.You have to believe me, Fadil.